Babam, tam 43 yıl boyunca annemin bütün maaşını aldı. Annem sonunda parasını geri istediğinde ise masanın üzerine kalın bir dosya bırakıp, “Bunu açtığında bana bir daha asla eskisi gibi bakamayacaksın,” dedi.
yazıyordu:
MERAL YILMAZ
Babam dosyayı anneme doğru itti.
“Artık sen aç.”
Annem dosyanın iplerini çözdü.
İlk belge bir tapuydu.
Annem gözlüğünü takıp okumaya başladı.
Bir süre sonra elleri titremeye başladı.
“Bu… bizim ev değil.”
Babam başını salladı.
“Değil.”
Tapuda küçük bir apartman dairesinin adresi vardı.
Annem bana baktı.
“Bu ev kimin?”
Babam sakin bir sesle cevap verdi.
“Senin.”
Odadaki herkes donup kaldı.
Annem ikinci belgeyi çıkardı.
O da başka bir tapuydu.
Sonra üçüncüsü.
İki küçük daire ve şehir dışında bir arsa.
Üçünün de sahibi annemdi.
Annem şaşkınlıkla babama baktı.
“Bunları ne zaman aldın?”
“Yıllar içinde.”
“Benim haberim olmadan mı?”
“Evet.”
Annemin gözleri doldu.
Babam konuşmaya devam etti.
“Senin paranı her aldığımda önce evin ihtiyaçlarını karşılıyordum. Kalanını biriktiriyordum. Ben de kendi maaşımdan ekliyordum.”
Ben hâlâ anlamıyordum.
“Peki neden anneme söylemedin?”
Babam sustu.
İşte o sessizlik, odadaki herkesi daha da meraklandırdı.
Sonunda anneme baktı.
“Çünkü söz vermiştim.”
Annemin yüzündeki ifade değişti.
“Söz mü?”
Babam başını salladı.
“Baban öldüğünde bana söylediği şeyi hatırlıyor musun?”
Annem uzun süre düşündü.
Sonra gözlerini kapattı.
Babam devam etti:
“Evlendiğimiz gün baban beni kenara çekmişti. Bana, ‘Kızım hayatı boyunca çalışacak. Bir gün yaşlandığında hiç kimseye muhtaç olmasın. Bana söz ver,’ demişti.”
Annemin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Babam…”
“Ben de söz verdim.”
Babamın sesi ilk kez titriyordu.
“Sen her zaman çok cömerttin Meral. Elinde para olsa çocuklara, kardeşlerine, komşulara dağıtırdın. Kendin için hiçbir şey bırakmazdın.”
Annem hafifçe gülümsedi.
Bu doğruydu.
Çocukluğum boyunca annem eline geçen her şeyi başkalarıyla paylaşmıştı.
Babam ise tam tersiydi.
Hesaplı, katı ve kontrollü.
Ben bunun cimrilik olduğunu sanmıştım.
Meğer başka bir nedeni varmış.
Babam kutudan başka bir zarf çıkardı.
“Bu da son hesap.”
Annem zarfı açtı.
İçinden banka hesap dökümü çıktı.
Rakama baktığında sandalyesine yaslandı.
Ben belgeyi elime aldım.
Gördüğüm sayı karşısında nefesim kesildi.
Babam kırk üç yıl boyunca annemin maaşından artan parayı, kendi kazancından ekledikleriyle birlikte düzenli olarak biriktirmişti.
Gayrimenkuller dışında hâlâ ciddi miktarda para vardı.
Annem ağlayarak babama baktı.
“Bütün bunları benim için mi yaptın?”
Babam ilk kez gözlerini kaçırdı.
“Senin için değil.”
Hepimiz şaşırdık.
Babam hafifçe gülümsedi.
“Bizim için.”
Sonra bize baktı.
“Çocuklarımızın bir gün bizim için para düşünmesini istemedim. Annen hastalanırsa en iyi şekilde bakılsın istedim. Ben önce ölürsem kimsenin kapısına muhtaç olmasın istedim.”
Boğazım düğümlendi.
Ama içimde hâlâ cevaplanmamış bir şey vardı.
“Kaban meselesi?”
Babam yüzünü buruşturdu.
“Onu hiç unutmadım.”
Ayağa kalkıp yatak odasına gitti.
Bir dakika sonra elinde eski, uzun bir paketle döndü.
Paketi anneme verdi.
Annem açınca hepimiz şaşkınlıkla baktık.
İçinden lacivert bir kaban çıktı.
Yeni değildi.
Ama neredeyse hiç kullanılmamış gibiydi.
Annem ellerini ağzına götürdü.
“Bu…”
Babam başını salladı.
“Vitrinde gördüğün kaban.”
Ben şaşkınlıkla sordum:
“Sen onu almış mıydın?”
“Ertesi hafta.”
Annem ağlayarak kabanın kumaşına dokundu.
“Peki neden bana vermedin?”
Babam bir süre cevap vermedi.
Sonra hayatım boyunca unutamayacağım şeyi söyledi.
“Çünkü aptaldım.”
Odadaki herkes sustu.
Babam annemin gözlerine baktı.
“Para biriktirmeyi öğrendim ama sevgiyi göstermeyi öğrenemedim.”
Annem ağlamaya başladı.
Babam devam etti:
“Senin geleceğini garanti altına almaya çalışırken bugününü zorlaştırdım. Sana güvence sağladığımı sanıyordum ama seni mutsuz ettiğimi fark etmedim.”
İşte o an ilk kez babamın yüzündeki sertliğin arkasında ne olduğunu gördüm.
Pişmanlık.
Yıllardır yanlış anlaşılan bir adamın pişmanlığı.
Annem ayağa kalktı.
Hepimiz onun babama kızacağını düşündük.
Ama annem sessizce önüne gitti.
Elini yüzüne koydu.
“Sen hep böyleydin Tahir.”
Babam başını kaldırdı.
“Nasıl?”
“İyi şeyleri bile zor yoldan yapan bir adam.”
Odadaki herkes istemsizce güldü.
Babam da güldü.
Belki hayatımda ilk kez onu bu kadar içten gülerken görüyordum.
O geceden sonra ailemizde birçok şey değişti.
Annem, babamın aldığı küçük dairelerden birini kiraya verdi.
Diğerini ise üniversiteye giden torunlardan biri kullandı.
Şehir dışındaki arsayı satmadılar.
Babam:
“Belki bir gün çocuklar oraya küçük bir ev yapar,” dedi.
Ama en ilginç değişiklik birkaç hafta sonra oldu.
Annem babamı alışveriş merkezine götürdü.
Bir mağazaya girdiler.
Babam şaşkınlıkla:
“Burada ne işimiz var?” diye sordu.
Annem vitrindeki koyu renk bir ceketi gösterdi.
“Bunu beğendim.”
Babam refleks olarak fiyat etiketine baktı.
Annem hemen kaşlarını kaldırdı.
“Tahir…”
Babam durdu.
Sonra cüzdanını çıkardı.
“Tamam.”
Annem güldü.
“Ben kendim ödeyeceğim.”
Babam da gülümsedi.
“Alışmam biraz zaman alacak.”
Birkaç yıl sonra babam hayatını kaybetti.
Eşyalarını toplarken o eski metal kutuyu tekrar bulduk.
İçinde artık para yoktu.
Tapular ve belgeler de başka yere kaldırılmıştı.
Sadece küçük bir not vardı.
Not benim adıma yazılmıştı.
Açtım.
Babamın el yazısıyla şu cümleler yazıyordu:
“Bir gün beni yanlış anladığın için kendini suçlama. Ben kendimi doğru anlatmayı hiç öğrenemedim. Ama şunu unutma: Sevgi sadece biriktirmek değildir. Sevdiğin insanın bugününü de güzelleştirmektir.”
Notu okuduktan sonra uzun süre ağladım.
Çünkü babamın hayatının en büyük hatasını sonunda kendisinin de anladığını fark etmiştim.
Annem ise o lacivert kabanı yıllarca sakladı.
Hiç giymedi.
Dolabının en güzel yerine astı.
Bir gün ona nedenini sordum.
Gülümseyerek cevap verdi:
“Çünkü o kaban bana babanın iki tarafını da hatırlatıyor.”
“İki tarafını mı?”
Başını salladı.
“Beni kıran adamı ve hayatının geri kalanını beni korumaya adamış adamı.”
Sonra kabanın kolunu düzeltti.
“İnsanları tek bir davranışla anlamaya çalışma,” dedi. “Ama sevginin de sessiz kalmasına fazla izin verme. Çünkü bazen iyi niyet bile konuşulmadığında acıya dönüşebilir.”
O gün annemin yıllar önce söylediği cümlenin gerçek anlamını sonunda tamamen anladım.
“Tahir’i anlamak istiyorsanız yüzüne bakmayın.”
Babamın yüzü gerçekten sertti.
Ama geride bıraktığı son ders çok daha yumuşaktı:
Sevgi, yalnızca yarın için bir şeyler biriktirmek değildir. Sevdiğin insanın bugün kendisini değerli hissetmesini sağlamaktır. Çünkü zaman geçtikten sonra para geri kazanılabilir, evler yeniden alınabilir, hatta kaybedilen bazı şeyler yerine konabilir… ama birlikte yaşanmamış güzel yılların hiçbir bankada karşılığı yoktur.

Bir Yorum Yazın