İçeriğe geç
Yazı boyutu:
Down sendromlu kızımı okulun en yakışıklı erkeği baloya götürdü ama geri dönmediler..

Down sendromlu kızımı okulun en yakışıklı erkeği baloya götürdü ama geri dönmediler..

09.09.2026 tarihinde admin tarafından yazıldı — Kategori: Genel

DOWN SENDROMLU KIZIMI OKULUN EN YAKIŞIKLI ERKEĞİ BALOYA GÖTÜRDÜ AMA GERİ DÖNMEDİLER…

Kızım Işıl on sekiz yaşındaydı ve Down sendromluydu. Onu tanımayan insanlar bazen önce farklılığını görür, sonra ne kadar neşeli, inatçı ve sevgi dolu olduğunu fark ederdi. Ben ise doğduğu günden beri onun tek bir şey istediğini biliyordum: Diğer gençler gibi görülmek.

Mezuniyet balosu yaklaşırken okulda herkes kiminle gideceğini konuşuyordu.

Işıl her akşam odasına kapanıp telefonundan balo elbiselerine bakıyor ama benim yanımda hiç konu açmıyordu.

Bir gece yatağına çarşaf sermeye yardım ederken dayanamadım.

“Balo için bir elbise seçmek istemiyor musun?”

Yüzünü çevirdi.

“Gitmeyeceğim anne.”

“Neden?”

Omuzlarını kaldırdı.

“Çünkü kimse beni davet etmeyecek.”

O cümle kalbimi parçaladı.

Tam ona baloya tek başına gitmesinin bile çok güzel olacağını söyleyecektim ki ertesi gün hayatımızı değiştirecek bir şey oldu.

Okul çıkışında Işıl bahçeden koşarak yanıma geldi.

Arkasında okulun futbol takımının kaptanı Buğra vardı.

Buğra uzun boylu, güler yüzlü, okulda neredeyse herkesin tanıdığı bir çocuktu. Işıl’ın anlattıklarından, kızların onunla baloya gitmek için haftalardır yarıştığını biliyordum.

Buğra elinde küçük bir çiçek buketi tutuyordu.

Işıl nefes nefese,

“Anne! Buğra beni baloya davet etti!” dedi.

Şaşkınlıktan birkaç saniye konuşamadım.

Buğra gülümsedi.

“Işıl’la gitmek istiyorum. Kabul ederse tabii.”

Kızım hayatımda onu hiç görmediğim kadar mutluydu.

Ama içimde açıklayamadığım küçük bir endişe vardı.

Çünkü okulda bazen acımasız şakalar yapıldığını biliyordum. Geçmişte bazı öğrenciler Işıl’ın konuşmasını taklit etmiş, dans ederken gizlice videosunu çekmişti.

Bu yüzden Buğra’ya doğrudan sordum:

“Bunu gerçekten istediğin için mi yapıyorsun?”

Yüzündeki gülümseme kaybolmadı.

“Evet.”

Sonraki iki hafta Işıl’ın hayatının en mutlu günleriydi.

Kırmızı bir elbise seçtik. Saçlarını kuaförde yaptırdık. Hatta yıllardır sakladığım annemin inci küpelerini ona verdim.

Balo akşamı merdivenlerden indiğinde gözlerim doldu.

Buğra kapıya lacivert takım elbiseyle geldi.

Işıl’ı görünce birkaç saniye sustu.

“Çok güzel olmuşsun.”

Kızımın yanakları kıpkırmızı oldu.

Fotoğraflar çektik.

Sonra arabaya bindiler.

Buğra gitmeden önce bana,

“Merak etmeyin. Saat on birde burada oluruz,” dedi.

Saat on biri beş geçe hâlâ gelmemişlerdi.

Önce önemsemedim.

Balo uzamış olabilirdi.

On biri yirmi geçe Işıl’ı aradım.

Telefonu kapalıydı.

Buğra’yı aradım.

Onun telefonu da kapalıydı.

Saat on iki olduğunda artık elim titriyordu.

Okulu aradım.

Güvenlik görevlisi balonun yaklaşık kırk dakika önce bittiğini söyledi.

“Buğra’yla Işıl çıktı mı?” diye sordum.

Adam birkaç dakika sonra geri döndü.

“Evet. Yaklaşık on birde birlikte çıkmışlar.”

Arabaya atladım.

Okula vardığımda bahçe neredeyse boştu.

Tam güvenlik görevlisiyle konuşurken Işıl’ın sınıfından bir kız yanıma geldi.

Beni görünce yüzü değişti.

“Teyze… Işıl eve gelmedi mi?”

“Hayır.”

Kız dudaklarını ısırdı.

Sonra söylediği cümle kanımı dondurdu.

“Bazı çocuklar Buğra’ya baloda Işıl’la ilgili çok kötü şeyler söyledi.”

“Neler söylediler?”

Cevap vermek istemedi.

Sonunda,

“Onun Işıl’ı sadece şaka olsun diye getirdiğini söylediler. Sonra Işıl ağlayarak salondan çıktı.”

Dünyam başıma yıkıldı.

Buğra’nın başından beri bir oyun oynadığını düşündüm.

Polisi aramaya hazırlanırken telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

“Anne, merak etme. İyiyim. Birazdan geleceğim.”

Işıl’dı.

Hemen numarayı aradım.

Telefonu Buğra açtı.

“Buğra! Neredesiniz?”

“Sahil yolundaki eski lunaparkın yanındayız.”

“Orada ne yapıyorsunuz?”

Bir an sustu.

“Bence buraya gelmeniz daha iyi.”

Yirmi dakika sonra arabayı sahil kenarında durdurdum.

Eski lunapark yıllardır kapalıydı.

Karanlıkta yalnızca birkaç sokak lambası yanıyordu.

Uzaktan müzik sesi geldiğini fark ettim.

Koşmaya başladım.

Sonra gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde kaldım.

Sahilde yaklaşık otuz öğrenci vardı.

Telefonlarının ışıklarını açmışlardı.

Ortada Işıl duruyordu.

Gözleri ağlamaktan şişmişti.

Ama gülümsüyordu.

Buğra hemen yanıma geldi.

“Okulda bazıları Işıl’a benim onunla dalga geçmek için baloya geldiğimi söylemiş. Hatta benim adıma sahte mesajlar göstermişler.”

“Sonra?”

“Işıl gitmek istedi.”

Başımı kızımın olduğu tarafa çevirdim.

Buğra devam etti.

“Onu eve getirecektim. Ama arabada bana hayatında ilk kez gerçekten güzel hissettiğini, sonra herkesin kendisine güldüğünü söyledi.”

Boğazım düğümlendi.

“Buradaki çocuklar ne yapıyor?”

Buğra hafifçe gülümsedi.

“Baloyu yeniden yapıyoruz.”

Meğer Buğra birkaç arkadaşını aramış.

Onlar da başkalarını çağırmıştı.

Birisi arabadan hoparlör getirmiş, biri küçük ışıklar bulmuş, başka biri balodan kalan pastayı alıp gelmişti.

Buğra Işıl’ın yanına yürüdü.

Elini uzattı.

“Dansımız yarım kalmıştı.”

Işıl elini tuttu.

Müzik başladı.

Kızım o gece sahilde, yıldızların altında dans etti.

Kimse ona acıyarak bakmıyordu.

Kimse farklı olduğu için alkışlamıyordu.

Sadece arkadaşlarıyla dans eden genç bir kızdı.

Ama asıl şaşkınlığı eve döndüğümüzde yaşadım.

Işıl çantasından kırmızı bir zarf çıkardı.

Üzerinde:

“GÜLDÜKTEN SONRA AÇ.”

yazıyordu.

İçinden bir fotoğraf çıktı.

Işıl ile Buğra’nın okulun ilk haftasında çekilmiş bir fotoğrafıydı.

Arkasında Buğra’nın el yazısıyla şu cümle vardı:

“Geçen yıl babam öldüğünde okulda herkes benden uzak durdu. Sadece Işıl yanıma oturup hiçbir şey sormadan sandviçinin yarısını bana verdi. O gün bana acımadı. Sadece yanımda oldu. Bugün ben de onun yanında olmak istedim.”

Fotoğrafı okurken gözyaşlarımı tutamadım.

Işıl yanıma oturdu.

“Anne?”

“Efendim?”

“İnsanlar bazen beni farklı olduğum için seviyor sanıyor.”

Elini tuttum.

“Oysa seni sen olduğun için seven insanlar da var.”

Başını omzuma yasladı.

O gece bir şeyi çok iyi anladım.

Yıllarca kızımı dünyanın kötülüklerinden korumaya çalışmıştım.

Ama Işıl’ın ihtiyacı her zaman korunmak değildi.

Bazen kendi hayal kırıklığını yaşamasına, ayağa kalkmasına ve gerçekten yanında duran insanları seçmesine izin vermem gerekiyordu.

Çünkü farklı olmak, eksik olmak değildi.

Ve o gece kızım balodan eve bir prensle dönmedi.

Çok daha değerli bir şeyle döndü:

Kendisini olduğu gibi gören gerçek bir dostla… ve hiç kimsenin ondan alamayacağı bir özgüvenle.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir