Kocam beni ailesinin önünde aşağılayıp
"Sefa sürmek mi?" dedim, sesimi bir ton yükselterek. "Tarık, sen muhasebecisin. Şuradan rastgele bir ay seçip baksana. Kim kime bakıyormuş?"
Sinan atılıp kağıtları toplamaya çalıştı ama Tarık ondan önce davranıp en üstteki birkaç ekstreyi eline aldı. Gözleri satırlarda gezinirken yüzündeki ifade değişti.
"Bu... Bu evin kirası senin kartından ödenmiş yenge," dedi Tarık, inanamayarak. "Elektrik, doğalgaz, Hatice halamın geçen ayki hastane masrafı... Sinan'ın arabasının kaskosu mu? Bunu da mı sen ödedin?"
"Sadece onlar değil," diyerek araya girdim. "Sinan'ın her gün giydiği o marka gömlekler, dışarıda arkadaşlarıyla yediği akşam yemekleri, sizin her hafta sonu yediğiniz ziyafetler... Hepsini benim sabahtan akşama kadar toptancıda çalışıp, geceleri göz nuru dökerek yaptığım pastalardan kazandığım parayla ödendi. Sinan eve aylardır tek kuruş katkı sağlamadı. Maaşını nereye harcadığını ona sorabilirsiniz."
Odada ölüm sessizliği vardı. Amcalar fısıldaşmaya, Hatice Hanım ise şok içinde elindeki borcamı tezgaha bırakmaya mecbur kalmıştı. Sinan çökmüştü. O mağrur, kibirli ve emredici adam gitmiş, yerine yalanları kendi ailesinin önünde paramparça olmuş zavallı bir adam gelmişti.
"Nasıl yaparsın bunu..." diye fısıldadı Sinan. Sesi titriyordu. "Bizi nasıl böyle küçük düşürürsün?"
"Ben sizi küçük düşürmedim Sinan," dedim sakince. "Ben sadece gerçeğin üzerindeki o süslü örtüyü çektim. Siz karanlıkta kendi yalanlarınıza inanmayı seçtiniz."
Mutfak tezgahının üzerinden çantamı ve araba anahtarımı aldım. Sabah erkenden yatak odasındaki eşyalarımı zaten toplamış ve arkadaşımın evine bırakmıştım. Sadece bu anı, bu büyük yüzleşmeyi bekliyordum.
Buzdolabına doğru yürüdüm, kapağını açtım ve üzerinde 'Melis' yazan kaseyi aldım.
Herkes donmuş bir şekilde beni izlerken kapıya doğru yöneldim. Tam çıkmadan önce dönüp, o darmadağın olmuş kalabalığa ve kibrinin altında ezilen kocama son bir kez baktım.
"Doğum günün kutlu olsun, Sinan," dedim yüzümde hafif bir tebessümle. "Umarım acıkmamışsındır. Çünkü kraliçenin mutfağı sonsuza dek kapandı."
Kapıyı arkamdan çektim ve bahçeye çıktım. Akşamın serin rüzgarı yüzüme çarparken, yedi yıldır ilk defa ciğerlerime çektiğim havanın bu kadar temiz, bu kadar hafif ve bu kadar özgür hissettirdiğini fark ettim. Evin içinden yükselen bağırışları ve suçlamaları arkamda bırakarak arabama bindim. Elimin altındaki salata kasesine bakıp gülümsedim.
Kendi yemeğimin bedelini fazlasıyla ödemiştim. Şimdi, kendi hayatımı yaşama zamanıydı.