Adam yatağın yanına eğildi ve sahte bir üzüntüyle…

İkinci gün, Alejandro şirketteki hisse devirlerinin ve İsviçre’deki hesapların planlamasını yapıp zafer sigarasını tüttürürken, Lucía hastane odasında adeta bir satranç ustası gibi taşları diziyordu. Carmen’in yardımıyla odaya gizlice sokulan güvenilir avukatı Javier, tüm yasal süreci çoktan başlatmıştı. Lucía, Alejandro’nun sahte sevgi gösterileri altında kendisine imzalatmaya çalıştığı, tüm mal varlığını kocasına devreden eski vasiyetnameleri tamamen iptal eden yeni bir metin hazırladı. İstanbul’daki lüks daireler, şirketteki ezici çoğunluk hisseleri ve milyonlarca dolarlık nakit, Alejandro’nun adının bile geçmediği, şiddet mağduru kadınlar ve kimsesiz çocuklar için kurulacak dev bir vakfa bağışlanmıştı. Ancak bu vasiyetin ve Alejandro'nun suçunun kesinleşmesi için adamın suçüstü yakalanması gerekiyordu.

Üçüncü günün sabahı, odadaki gerilim had safhadaydı. Alejandro, yanında kendi satın aldığı bir noter ve yüzünde sahte bir keder maskesiyle içeri girdi. Lucía, yatakta gözleri yarı açık, nefesi fersiz bir şekilde yatıyordu; monitörlerdeki değerler Carmen’in sisteme yüklediği sahte bir yazılımla ölümcül derecede düşük görünüyordu. Alejandro, karısının halsiz elini tuttu ve "Sevgilim, şirketin geleceği için bu son kağıda parmak basman gerekiyor" diyerek noteri öne sürdü. Lucía’nın cansız gibi duran parmağını mürekkebe bulayıp kağıda bastırdığı an, odadaki kalp monitörü uzun, keskin ve kulak tırmalayıcı bir sesle ötmeye başladı. Ekrandaki çizgi dümdüz olmuştu. Alejandro, içindeki vahşi sevinci bastırmaya çalışarak notere döndü ve "Öldü! Çabuk kağıtları topla, işimiz bitti!" diye haykırdı.

Tam o sırada odanın ışıkları yandı ve o düz çizgi çizen monitörün sesi aniden kesildi. Carmen, elindeki kabloyu göstererek hafifçe gülümsedi. Yataktaki Lucía, üzerindeki ölü toprağını bir kenara fırlatır gibi hızla doğruldu. Gözlerinde ne bir hastalık emaresi vardı ne de bir halsizlik. Alejandro, hayalet görmüş gibi geriye doğru sendeledi, sırtı duvara çarptı. "Sen... Sen ölmedin mi?" diye kekeledi, dudakları titreyerek. Kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeriye avukat Javier ile birlikte adli tıp uzmanları ve organize suçlar bürosundan polisler girdi. Javier, Alejandro’nun yüzüne doğru bir dosya fırlattı. "Bu dosya, eşinizi aylardır yavaş yavaş zehirlediğinize dair adli tıp raporu ve evdeki gizli kameralardan alınan görüntülerdir Bay Alejandro. Ayrıca az önce sahte belgelerle imzalatmaya çalıştığınız her şey yasal olarak bir vakfa devredildi. Yani hiçbir şeyiniz kalmadı."

Polisler kelepçeleri Alejandro’nun bileklerine geçirirken, adamın o kibirli ve yenilmez dünyası saniyeler içinde yerle bir olmuştu. Lucía yataktan yavaşça kalktı, kocasının tam karşısına dikildi. Alejandro’nun üç gün önce kulağına fısıldadığı o buz gibi, kibirli gülümsemeyi bu kez kendi yüzüne yerleştirdi. "Kaderi yendiğini sanıyordun Alejandro," dedi fısıldayarak. "Ama unuttuğun bir şey vardı: Bir kadının uysallığı, zayıflığından değil; sabrından ve sadakatinden gelir. Sen o sadakati çiğnediğin gün kendi sonunu yazdın."

Alejandro yaka paça odadan çıkarılırken, Lucía derin ve özgür bir nefes aldı. Pencereden dışarıya, şehre baktı. Bu zafer sadece parasını korumakla ilgili değildi; o, kendisini karanlık bir hücreye kilitlemek isteyen bir canavarı kendi zekasıyla alt etmişti. Carmen’e döndü, elini tuttu ve hayatlarını değiştirecek o yeni, aydınlık geleceğe doğru ilk adımı attı. Bedenini zehirleyen prangalardan kurtulan Lucía, itaatkâr sanılan bir kadının kendi kaderini kalemiyle nasıl baştan yazabileceğini tüm dünyaya göstermişti.

FOTO GALERİLER