Bir gün kadının biri kocasını aldatır ve o sırada çocuğunu olayı görmesin diye dolaba koyar ve oynasın diye eline bir ayı verir.
Ancak huzur sadece on dakika sürdü.
Dolabın karanlığında, çocuğun küçük elleri bu kez adamın kucağındaki ayıya uzandı:
— "Amca, ayımı geri istiyorum."
Adam rahatladı, ayıyı seve seve geri verebilirdi. "Al senin olsun ufaklık, zaten benim ayılarla işim olmaz," diyerek pelüş oyuncağı uzattı.
Çocuk ayıyı almadı, ellerini göğsünde kavuşturdu:
— "Öyle bedava değil. Bana elli liraya sat."
Adamın gözleri karanlıkta fal taşı gibi açıldı. Hem beş yüz lirasından olmuştu hem de kendi parasını verdiği ayıyı şimdi zararına geri mi satacaktı? Ama dışarıdan gelen bir öksürük sesi ona durumun ciddiyetini hatırlattı. Aceleyle ayıyı çocuğa verdi, üstüne bir de elli lira para üstü almak zorunda kaldı.
Aradan yarım saat geçti. Koca dışarıda horlamaya başlamıştı. Adam tam dolabın kapağını yavaşça aralayıp kaçmayı planlarken, o korkunç fısıltı tekrar duyuldu:
— "Amca... Ben sana bu ayıyı satacağım."
Adam bu kez sessizce inledi. "Yine mi? Bu sefer ne kadar?"
— "İki bin lira," dedi küçük çocuk acımasız bir tüccar edasıyla.
— "Yapma ufaklık, yanımda o kadar para kalmadı. Cüzdanımı boşalttın zaten!"
— "Bağırıyorum... BAA-!"
Adam, çocuğun ağzını eliyle kapatıp cüzdanında kalan son paraları, kredi kartlarının yanındaki bozukluklara kadar ne varsa çocuğun avucuna döktü. Ayıyı tekrar kucağına aldı, dolap kapağını hafifçe itti ve kocasının derin uykusundan faydalanarak pencereden sokağa zar zor atladı. Cebinde beş kuruş parası kalmamış, kucağında eski bir pelüş ayıyla gecenin karanlığına karıştı.
Ertesi gün, pazar sabahının huzuru eve çökmüştü. Koca, salonda kahvesini yudumlarken oğlunun odasından elinde kocaman bir para destesiyle çıktığını gördü. Gözlerine inanamadı.
— "Oğlum! Bu kadar para da neyin nesi? Nereden buldun bunları?" diye sordu şaşkınlıkla.
Çocuk gayet doğal bir şekilde omuz silkti:
— "Ayımı sattım baba."
Adam kaşlarını çattı. Çocuğun elindeki para neredeyse kendi bir aylık maaşı kadardı.
— "Nasıl yani? Kime sattın? Bu kadar parayı oyuncak bir ayı için kim verir? Oğlum, yoksa birilerini mi kandırdın, şantaj mı yaptın? Bu çok büyük bir günah!"
Çocuk sessiz kalınca, baba olayın ciddiyetini kavradı. Oğlunun küçük yaşta yanlış yollara sapmasından, insanları dolandırmasından korktu. Onu kolundan tuttuğu gibi mahallenin camisine götürmeye karar verdi. Maksadı, imam efendinin çocuğa biraz nasihat etmesi, kul hakkının ve dürüstlüğün önemini anlatmasıydı.
Camiye vardıklarında, hoca efendi cemaatle ilgilendiği için baba çocuğa hocanın odasını gösterdi:
— "Git içeri, hoca efendiye günah çıkart, tövbe et ve dürüstlük üzerine nasihat dinle. Ben burada bekliyorum."
Çocuk, başını öne eğerek yavaş adımlarla hocanın odasına girdi. Kapıyı kapattı. Oda loştu ve hoca sırtı dönük bir şekilde kitap okuyordu.
Çocuk çekinerek konuştu:
— "Hocam... Ben tövbe etmeye geldim. Çok büyük bir günah işledim."
Hoca, çocuğun sesini duyar duymaz kaskatı kesildi. Elindeki kitap usulca masaya düştü. Yavaşça arkasını döndüğünde, dünkü korkudan yüzü hala kireç gibi bembeyazdı. Çocuğun yüzünü gördüğü an sinirle yerinden fırladı, kapıyı işaret ederek bağırdı:
— "Çık git buradan vicdansız! Bir daha o lanet ayıyla karşıma çıkarsan seni babana söylerim!"