45 yıl sonra gelen sır..

Oturma odamdaki o antika duvar saatinin ağır tik-takları, aramızdaki o boğucu sessizliği bölen tek sesti. Kaan’ın yaşlılıktan ve hastalıktan titreyen elleriyle tuttuğu çay bardağı tabağına hafifçe çarpıyor, içindeki demli çay dalgalanıyordu. Gözlerini benden kaçırdı, omuzları çöktü ve derin, hırıltılı bir nefes aldı. Sanki kırk beş yıldır omuzlarında taşıdığı görünmez bir dağı devirmek istercesine, kelimeler dudaklarından dökülmeye başladı.

"O yangın..." dedi fısıltıdan farksız, kırık bir sesle. "Senin gencecik yüzünde o derin izleri bırakan, ailenin hayatını bir gecede kâbusa çeviren o mutfak tüpü patlaması... Bu sadece talihsiz, kör bir kaza değildi."

Sözleri beynimde yankılanırken kalbim göğüs kafesimde çılgınca atmaya başladı. Ne demek istiyordu? Yıllarca kötü kader diyerek kabullendiğim, aynalara her baktığımda lanet okuyarak yüzleştiğim o büyük trajedi nasıl bir kaza olmazdı? Kaan, yutkunmakta zorlanarak sonunda başını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı; o eski, kendine güvenen, etrafına ışık saçan lise futbol yıldızından eser yoktu karşımda. Sadece geçmişin karanlık günahları altında ezilmiş, yorgun ve ölümü bekleyen bir adam vardı. Devamı Diğer Sayfada..

FOTO GALERİLER