45 yıl sonra gelen sır..
"O dönem yaşadığınız bu mahalleye tüp gaz dağıtımı yapan, evlerin gaz tesisatlarını kuran şirket... Benim babamındı," diyerek devam etti. Sesi artık daha da titriyordu, gözbebekleri korkuyla büyümüştü. "Babam, kâr marjını artırmak ve maliyetleri düşürmek için ucuz, standart dışı dedantörler, kalitesiz contalar kullanmıştı. O gün sizin mutfakta sızıntı yapıp o korkunç patlamaya neden olan şey de işte o ucuz, hatalı parçalardan biriydi. Patlamanın hemen ardından babam gerçeği öğrendi ama her şeyi örtbas etti. Raporları değiştirtmek için müfettişlere rüşvetler dağıttı, olayı tamamen kullanıcı hatası, bir ihmalkârlık gibi gösterdi. Ailenizin hakkını aramasını, gerçeği öğrenmesini engelledi."
Duyduklarım karşısında nefesim kesildi. Oturduğum koltuğun kumaşına tırnaklarımı geçirdim. O kâbus dolu gece, alevlerin mutfağı sarması, cildimi yalayan o kavurucu sıcaklık ve annemin o çaresiz çığlıkları zihnimde bir kez daha, tüm şiddetiyle canlandı.
"Ben bunları çok sonradan, lise son sınıftayken, o mezuniyet balosundan sadece birkaç hafta önce öğrendim," diye sürdürdü Kaan. Gözlerinden süzülen yaşlar, yanaklarındaki derin çizgilere karışarak çenesinden damlıyordu. "Bir gece babamın çalışma odasında lise yıllığım için eski fotoğrafları ararken, kilitli olmayan bir çekmecede o gizli dosyayı buldum. Yanan evinizin fotoğrafları, rüşvet verilen memurların isimlerinin yazılı olduğu hesap defterleri... Her şey oradaydı. O an dünyam başıma yıkıldı. Ailemin o gösterişli servetinin, benim o çok övündüğüm, herkesin gıpta ettiği popüler hayatımın temelinde senin acıların, senin çalınan çocukluğun ve yanmış yüzün vardı."
Ayağa kalkmak istedi ama bacakları onu taşımadı, bastonuna yaslanarak tekrar koltuğa yığıldı. "Baloya geldiğim o gece, asıl niyetim seni bulup her şeyi itiraf etmekti. Babamın o korkunç suçunu boynuma alıp ayaklarına kapanarak senden af dilemek, sonrasında da gidip tüm dosyaları polise vermekti. Ama sen o loş ışıkta, salonun o karanlık köşesinde tek başına otururken... Yüzündeki o derin hüzne rağmen gözlerinde parlayan o saf masumiyeti gördüm. Yanına geldim, elini tuttum. Sana gerçeği söylemek için dudaklarımı her araladığımda, o geceyi senin için bir cehenneme çevireceğimi fark ettim. Hayatın boyunca zaten bizim yüzümüzden dışlanmış, o acımasız zorbaların alay konusu olmuştun. Hiç değilse bir gece, lise hayatında sadece tek bir gece, kendini prenses gibi, özel ve değerli hissetmeni istedim."
"O yüzden mi dans ettin benimle?" diye sordum. Sesim boğazımdan yırtılırcasına, kırık bir cam parçası gibi çıkıyordu. "Sadece suçluluk duyduğun, bana acıdığın için mi?"
Kaan başını hızla iki yana salladı. "Hayır, yemin ederim hayır." "İlk başta vicdan azabıyla o masaya yürüdüm, evet. Ama seninle dans ederken, o insanların bağırışlarına inat başını dik tutuşunu, bana o içten, titreten gülümseyişini gördüğümde sana gerçekten hayran kaldım. O gece sadece sana bir iyilik yapmadım, sen benim o karanlık, yalanlarla dolu dünyama ışık oldun. Fakat mezuniyetten sonra senin temiz yüzüne bakacak gücüm, o yükü taşıyacak cesaretim kalmamıştı. Babamla yüzleştim, o dosyaları yüzüne fırlattım ve evi ebediyen terk ettim. O şehirden kaçtım, çünkü her sokağında senin hayatından çaldığımız yılları görüyordum. Kendime sıfırdan bir hayat kurdum, bir daha babamın o kanlı parasına tek bir kez bile dokunmadım."
Odanın içine çöken ağırlık kelimelerle tarif edilemez boyuttaydı. Kırk beş yıl boyunca kaderin bana oynadığı acımasız bir oyun sandığım, Tanrı'ya isyan ettiğim şeyin arkasında sadece kör bir insan açgözlülüğü yatıyordu. Gözyaşlarım artık sessiz bir nehir gibi yanaklarımdan süzülüyordu.
"Doktorlar ciğerlerimdeki amansız kanserin çok hızlı yayıldığını, sadece birkaç aylık ömrüm kaldığını söylediklerinde..." Kaan bastonuna sıkıca tutunarak öne doğru eğildi, adeta ruhunu teslim ediyordu. "Aklıma gelen ilk ve tek şey sendin. Bu zehirli sırla toprağa giremezdim. Sana gerçekleri anlatmadan, o gece sana yaşattığımız felaket için, ailenin ellerinden aldığımız o güzel hayat için senden af dilemeden gözlerimi kapatamazdım. Biliyorum, olanları asla geri getiremem. Aynadaki o izleri silemem. Ama yalvarırım söyle, bunca yıl sonra, ölümün kıyısında duran bu korkak adama kalbinde ufacık bir merhamet kırıntısı bulup, beni affedebilir misin?"
Sözleri bittiğinde odada sadece ikimizin boğuk hıçkırıkları yankılanıyordu. Kırk beş yıllık devasa bir yalanın, çalınmış bir gençliğin ve vicdan azabıyla çürümüş iki farklı ömrün ağır bilançosu şimdi şu daracık odanın tam ortasındaydı. İçimdeki yıllanmış öfke, derin bir yorgunluk ve tuhaf bir huzurla çarpışıyordu. Gözlerimi sildim, ona baktım; karşımda benden gençliğimi çalan adamın varisini değil, tıpkı benim gibi yaralı, sırlar ve pişmanlıklar altında ezilmiş çaresiz bir ruhu gördüm. Titreyen ellerimi usulca uzattım ve kırk beş yıl önce bana o umut dolu geceyi veren adamın ellerini sıkıca tuttum.