Kayıp Geçmişin İzi

Nefesim kesildi, kalbim göğüs kafesimi yırtacakmış gibi çarpmaya başladı. O lekeyi hayatım boyunca sadece bir kişide görmüştüm: Yirmi beş yıl önce, henüz on yedi yaşındayken bir gece vakti evden çıkan ve arkasında tek bir iz bile bırakmadan ortadan kaybolan ağabeyim Murat’ta. Gözlerim kolundaki o belirgin lekeden hızla yukarı kaydı, yüz hatlarına kilitlendi. Yılların acımasızca açtığı derin kırışıklıklar, dökülmüş dişler ve beyazlamış kirli sakalların arkasındaki o çehreyi zihnimde temizlemeye çalıştım. Bakışları... O yeşil gözlerin derinliklerindeki hüzün hiç değişmemişti. Çocukken beni her ağladığımda güldüren, düştüğümde elimden tutan o adam tam karşımda duruyordu.

"Murat?" diye fısıldadım. Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki, rüzgarın uğultusunda kaybolup gitti sandım. Sanki bu ismi yüksek sesle söylersem karşımda duran bu gerçeklik bir serap gibi dağılacak, beni yeniden o bitmek bilmeyen belirsizlikle baş başa bırakacaktı.

Adam irkildi. Uzattığı elindeki su şişesi hafifçe titredi. Gözlerini gözlerime dikti, bakışlarında önce büyük bir şaşkınlık, ardından yılların biriktirdiği o tanıdık, ağır suçluluk duygusu dalgalandı. Dudakları titredi, bir şeyler söylemek istedi ama kelimeler boğazına düğümlendi. Gözlerinden süzülen bir damla yaş, kirli yanağında temiz bir hat çizerek aşağı indi.

"Murat, sensin değil mi?" dedim, bu kez sesim bir hıçkırığa dönüşmüştü. Adımımı öne doğru atıp elini kavradım. "Benim, Leyla... Küçük kız kardeşin."

Şişe elinden kayıp antrenin zeminine düştü, su etrafa saçıldı ama ikimiz de buna aldırış etmedik. Yıllarca kalbini bir zırh gibi kaplayan o sert, mesafeli sokak insanı duruşu bir anda yıkıldı. Omuzları çöktü, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Beni kolları arasına aldığında, üstündeki o ağır sokak kokusunun altında, çocukluğumun, eski evimizin ve anne kokumuzun o silinmez izini hissettim.

"Leyla..." dedi, sesi yıllardır kullanılmamış bir enstrüman gibi pürüzlü ve derinden geliyordu. "Küçük Leyla'm... Çok büyümüşsün, bir anne olmuşsun."

Yıllar önce babamla yaşadığı o yıkıcı kavganın ardından gururuna yenik düşüp gitmişti. Annem ömrünün sonuna kadar her kapı çalındığında "Murat geldi" diye koşmuş, onun hasretiyle bu dünyadan göçüp gitmişti. Biz onu her yerde aramış, öldüğünü düşünüp yasını tutmuştuk. Oysa o, sokakların acımasızlığında kaybolmuş, düştüğü bu durumu gururuna yediremediği için bir daha asla geri dönememişti.

"Ben... Ben gerçekten bilmiyordum," diye kekeledi Murat abim, gözlerini silerek evin içine doğru baktı. "Yolda tek başına ağlarken gördüm onu. Hava kararıyordu ve etraftaki insanlardan korkmuştu. Telefonu kapalı olduğu için adresi tam tarif edemedi ama buraları hayal meyal hatırlayıp söyledi. Onu tek başına bırakamazdım, buralara kadar eşlik ettim. Onun senin kızın olduğunu... Benim yeğenim olduğunu asla tahmin edemedim."

Kaderin bizi getirdiği bu dönemeç karşısında tüylerim diken diken olmuştu. Yıllar önce bizi bırakan ağabeyim, hayatın görünmez bir oyunuyla, farkında bile olmadan kendi kanından, canından olan bir çocuğu sokakların tehlikesinden çekip kurtarmış ve kendi elleriyle annesinin kapısına kadar getirmişti. İçimdeki tüm kırgınlıklar, sitemler ve yılların biriktirdiği o cevapsız sorular bir anda eriyip gitti. Geride sadece büyük bir şükran ve kavuşma hissi kalmıştı.

"Özür dilerim Leyla," diye fısıldadı, elimi yavaşça bırakıp bir adım geri çekilerek. "Bu hâlimle... Karşına böyle bir sefil olarak çıkmak istemezdim. Seni zor durumda bırakmak istemem."

Gözlerimi silip elini yeniden, bu kez çok daha sıkıca tuttum. "Sefillik yürekte olur abi, üstte başta değil," dedim, gözlerimdeki yaşlara inat gülümseyerek. "Sen bugün benim dünyamı, kızımı bana geri getirdin. Annem bizi yukarıdan izliyor ve eminim şu an ruhu huzura ermiştir. Seni çok aradık, çok bekledik."

Onu içeriye, sıcak yuva kokusunun yükseldiği koridora doğru çektim. Kapıyı arkamızdan kapatırken dışarıdaki soğuk rüzgarın sesi kesildi. Yirmi beş yıllık o uzun, karanlık gece nihayet bitmişti. "Artık dışarıda üşümene gerek yok. Bak, akşam yemeği de hazır. Elif!" diye seslendim içeriye doğru. "Gel kızım, seni kurtaran kahramanla, yani dayınla tanış." Hayat bizi en beklemediğimiz anda, en mucizevi şekilde bir araya getirmişti ve bu sefer onun elimizden kayıp gitmesine asla izin vermeyecektim.

FOTO GALERİLER