Babam vefat ettiğinde

Rıza Bey telefonunu cebine koydu, elindeki kalın şifreli çantayı düzeltti ve Berrin’e doğru geniş bir tebessümle baktı. "Ah, Berrin Hanım," dedi sesi tüm bahçede yankılanarak. "Vasiyetnamenin sadece ilk perdesi bitti. Siz asıl büyük şovu kaçırdınız. Şimdi arkaya yaslanın ve izleyin."

Rıza Bey yanıma gelip omzumu babacan bir tavırla sıktı. "Ağlama evlat," diye fısıldadı. "Baban seni asla yalnız bırakmadı." Sonra çantasını açıp içinden mühürlü, kırmızı bir dosya çıkardı.

Berrin merdivenlerden inip yanımıza kadar gelmişti, öfkeden soluyordu. "Ne dosyası bu? Benim evimde bana oyun mu oynuyorsunuz?"

Rıza Bey dosyayı açarken anlatmaya başladı: "Baban, Berrin Hanım’ın onun parası ve bu konak için evlendiğini ilk günden beri çok iyi biliyordu. Ancak sen yaşarken çocuğuna bir zarar gelmesin, arkasından iş çevrilmesin diye on beş yıl boyunca bu duruma katlandı. Ölmeden üç ay önce ofisime geldi. Bana, 'Rıza, Berrin’in maskesini öyle bir düşürmeliyiz ki, kendi hırsı onun sonu olmalı' dedi. Ve birlikte bu planı hazırladık."

Şaşkınlıktan nefesim kesilmişti. "Nasıl bir plan Rıza Bey?" diye sordum.

Rıza Bey belgedeki bir maddeyi işaret ederek Berrin’in gözünün içine baktı: "Vasiyette ev Berrin Hanım’a bırakıldı, evet. Ancak altına çok katı bir 'Şartlı Miras' maddesi eklendi. Bu maddeye göre, Berrin Hanım bu mülkün sahibi olarak kalabilmek için, senin ömrünün sonuna kadar bu evde yaşamana izin vermek, sana bakmak ve babanın standartlarını sağlamak zorundaydı. Eğer seni kendi rızan dışında evden atacak olursa..." Rıza Bey durdu, gözlerini Berrin’e dikti, "...mülkiyet hakkı anında düşecek ve ev tamamen sana geçecekti."

Berrin’in yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. "Yalan! Öyle bir madde yoktu! Ben vasiyeti dinledim!" diye bağırdı, sesi titriyordu.

"Dinlediğin şey, babanın senin bu hamleyi yapman için hazırladığı yemdi," dedi Rıza Bey sakinlikle. "Ama asıl darbe bu değil. Babanın bankalardaki nakit parası, hisse senetleri ve yurt dışı fonları... Yani yaklaşık 50 milyon liralık asıl servet, bu evin şartına bağlıydı. Eğer sen çocuğa iyi davransaydın, ömrünün sonuna kadar bu evde yaşayıp o servetin faizinden pay alacaktın. Ama onu kapı dışarı ettiğin an, o servetin tamamı da anında çocuğa devredildi."

Rıza Bey yerdeki kutuları işaret etti. "Baban senin bu kadar çiğ, bu kadar sabırsız olduğunu biliyordu. 'En fazla bir hafta dayanır, onu evden atar' demişti. Haklı çıktı. Az önce çektiğim fotoğraflar, senin şartı resmen ihlal ettiğinin kanıtı olarak mahkemeye sunuldu bile. Sistem tıkır tıkır işledi."

Berrin olduğu yerde sarsıldı, dengesini kaybedip sendeledi. O kibirli kadından eser kalmamıştı; karşımızda tam anlamıyla çökmüş bir açgözlü duruyordu. "Hayır... Hayır, bu olamaz! Ben onun karısıydım! Mahkemeye vereceğim, hile var burada!" diye çığlık attı.

Rıza Bey dosyasını kapattı. "İstediğiniz yere başvurun Berrin Hanım. Ama yarın akşama kadar bu evden sadece kendi kıyafetlerinizi alarak çıkıp gitmeniz gerekiyor. Aksi takdirde polis eskortu eşliğinde çıkarılacaksınız. Üstelik vasiyet şartını kötü niyetle ihlal ettiğiniz için, babanın eski borçlarının ve tüm mahkeme masraflarının yasal sorumlusu da artık sizsiniz. Yani artık tek bir kuruşunuz bile yok."

Berrin, hıçkırıklar ve çığlıklar içinde eve doğru koştu, kapıyı arkasından büyük bir gürültüyle çarptı. Birkaç dakika önce benim yaşadığım çaresizliğin bin katını şimdi o yaşıyordu.

Gözlerimden yaşlar akıyordu ama bu sefer acıdan değil, içimi kaplayan devasa bir minnet duygusundandı. Başımı gökyüzüne kaldırdım. Babam beni bırakmamıştı. Bu dünyadan göçüp gitmiş olsa bile, beni o kadının karanlığından koruyacak kadar çok seviyordu.

Rıza Bey elini omzuma koydu, yüzünde gururlu bir gülümseme vardı. "Hadi evlat," dedi. "Kutuları içeri taşımaya başlayalım. Burası senin evin. Her zaman öyleydi."

FOTO GALERİLER