Erkek arkadaşım haksız yere cezaevine girdi

"Ben de."

Bir süre sustuk.

Sonra beklemediğim bir şey söyledi.

"Burada çok düşündüm."

"Neyi?"

"Bizi."

Kalbim hızlandı.

"Ne demek istiyorsun?"

Derin bir nefes aldı.

"Belki de sana haksızlık ediyorum."

İlk kez böyle konuşuyordu.

"Saçmalama."

"Hayır. Gerçekten düşündüm."

Kaşlarımı çattım.

O devam etti.

"Ben 28 yaşındayım."

Sessizce dinledim.

"Bir evlilik yaşadım."

Başımı eğdim.

"Bir oğlum var."

Gözlerim doldu.

"Bunları biliyordum zaten."

"Evet ama bunların yükünü sen taşımak zorunda değilsin."

O an sinirlendim.

"Ben çocuk değilim."

"Biliyorum."

"Seninle olmak istiyorum."

Gülümsedi.

Ama bu kez gülümsemesinde hüzün vardı.

"Ben de seni seviyorum."

"Öyleyse neden bunları söylüyorsun?"

Camın arkasında gözleri nemlendi.

"Çünkü seni seviyorum."

Ne demek istediğini anlayamamıştım.

Görüş bittiğinde aklım karmakarışıktı.

Birkaç gün sonra ondan uzun bir mektup geldi.

Bu mektup diğerlerinden farklıydı.

Saatlerce okuyup tekrar okudum.

Şöyle yazıyordu:

"Hayatıma girdiğin gün bana yeniden umut oldun. Ama burada geçirdiğim zaman bana bazı gerçekleri gösterdi. Seni seviyorum ama seni kendime bağlamak istemiyorum. Çıkınca kaçalım demek kolaydı. Çünkü seni kaybetmekten korkuyordum. Fakat şimdi düşünüyorum da; eğer seni gerçekten seviyorsam, önce kendi hayatımı düzene koymalıyım."

Mektubu okurken gözyaşlarım sayfaların üzerine damlıyordu.

Devamında şunlar yazıyordu:

"Oğlumun bana ihtiyacı var. Hatalarımı düzeltmem gerekiyor. Sana verebileceğim şey sadece aşk olmamalı. Güven, huzur ve gelecek de vermeliyim."

İlk kez onun bu kadar olgun düşündüğünü görüyordum.

Mektubun son kısmına geldiğimde nefesim kesildi.

"Eğer çıktığım gün hâlâ birbirimizi seviyorsak, seni istemeye geleceğim. Ama eğer o zamana kadar yolun değişirse seni suçlamayacağım. Çünkü sevgi bazen tutmak değil, özgür bırakmaktır."

Mektubu göğsüme bastırdım.

O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Aylardır ilk kez kendime şu soruyu sordum:

"Ben gerçekten ne istiyorum?"

Cevap düşündüğüm kadar basit değildi.

Onu seviyordum.

Ama hayatımın sadece onun etrafında dönmesini istemiyordum.

Üniversite sınavlarına yeniden hazırlanmaya başladım.

Kendim için hedefler koydum.

Görüşlere gitmeye, mektuplar yazmaya devam ettim.

Ama artık hayatımı beklemeye adamıyordum.

Bir yıl sonunda tahliye günü geldi.

Cezaevi kapısının önünde beklerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Kapı açıldı.

Yavaş adımlarla dışarı çıktı.

Birbirimize baktık.

Koşup sarıldık.

Dakikalarca konuşamadık.

Sonra bana gülümsedi.

"Beklemişsin."

Başımı salladım.

"Sen de değişmişsin."

Gülümsedi.

"Evet."

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra elimi tuttu.

"Bu kez kaçmayacağız."

"Hayır."

"Bu kez doğru şekilde yaşayacağız."

O an anladım ki gerçek aşk, dünyayı karşına almak değil; birlikte büyüyebilmekti.

Çünkü bazı insanlar birbirine kavuştuğu için değil, birbirini daha iyi insanlar yaptığı için kader olur. Ve sevgi, bazen bir yangın gibi başlasa da, sonunda insanın yolunu aydınlatan sakin bir ışığa dönüşür.

FOTO GALERİLER