Oğlum Kerem, liseye başladığından beri hep başı önde yürüyen, o sessiz ve görünmez çocuklardan biriydi
HİKAYENİN DEVAMI:
O an kapı şiddetle çalındı. Gelenler polisti. Öndeki komiserin yüzü bembeyazdı.
—Hanımefendi… Oğlunuzun balo partneri Melis, dün geceden beri kayıp. Son görüldüğü yer, okulun arka bahçesindeki o eski kuyu.
Kulaklarım uğuldamaya başladı. O sırada telefonum titredi. Bilinmeyen bir numaradan bir fotoğraf gelmişti. Açtım.
Melis karanlık, rutubetli bir odada sandalyeye bağlanmıştı. Ağlıyordu ve kucağında benim ona verdiğim o para zarfı duruyordu.
Zarfın üzerinde kanla yazılmış tek bir mesaj vardı:
Sıra sende...
Telefon ellerimden kayıp parke zemine düşerken çıkardığı tok ses, oturma odasındaki ölüm sessizliğini bıçak gibi kesti. Komiser bana doğru bir adım attı, yüzündeki endişe daha da derinleşmişti.
—Hanımefendi? İyi misiniz? Betiniz benziniz attı, telefonda bir şey mi gördünüz?
Buz gibi terliyordum. Hızla eğilip telefonu aldım ve ekranı göğsüme doğru bastırdım. Kalbim, göğüs kafesimi parçalayıp dışarı fırlamak istercesine atıyordu. Gözlerimi kaçırarak yutkundum.
—H-hayır... —diye kekeledim zar zor çıkan bir sesle—. Sadece... Kerem. Benim oğlum karıncayı bile incitemez. O çok sessiz, kendi halinde bir çocuktur. Bir yanlışlık olmalı. Melis'le baloya gittiler evet ama...
Sözlerimi tamamlayamadım. Boğazıma oturan o yumru, kendi yalanımla boğulmama neden oluyordu. Sessiz çocuk... Başı önde yürüyen çocuk... Ben oğlumu hiç tanımamışım. Odasında günlerce sessizce oturup Melis'in fotoğraflarına bakarken, onun aşk acısı çektiğini, o ulaşılamaz popüler kıza platonik bir sevda beslediğini sanmıştım. Oysa Kerem'in gözlerindeki o donuk ifade aşk değil, kusursuzca planlanmış bir kinin, ilmek ilmek dokunmuş bir intikamın yansımasıydı.
Komiser telsizinden gelen cızırtılı anonsu dinlerken içeriye iki polis memuru daha girdi.
—Kerem'in odasına bakmamız gerekiyor hanımefendi, —dedi komiser kararlı bir ses tonuyla. Onlara engel olamazdım. Ayaklarım beni taşıyamayacak kadar güçsüzdü; yavaşça duvara tutunarak koridora çıktım. Polisler oğlumun o hep kapalı tuttuğu, sırlarla dolu odasına girdiler.
Ben ise o an, fotoğraftaki o karanlık, rutubetli odayı düşünüyordum. Neresi olabilirdi? Melis’in arkasında görünen o çatlak beton duvar, o paslı demir borular... Bir an için zihnimde şimşekler çaktı. Yıllar önce, Kerem henüz ortaokuldayken, yan komşumuzun kızı Rüya ile sürekli oynamaya gittikleri terk edilmiş bir iplik fabrikası vardı. Rüya... Kerem'in tek gerçek arkadaşı. Üç yıl önce yağmurlu bir gecede "yol kenarında trafik kazası geçirdi ve sürücü kaçtı" denilerek dosyası kapatılan, benim oğlumun ruhunu da o gün o mezara gömen küçük kız.
O gece bir şeyler olmuştu. Herkes olayın trajik bir kaza olduğunu, zengin ve güçlü bir ailenin şımarık çocuklarının o yolda sık sık hız denemesi yaptığını fısıldamıştı ama kimse konuşmaya cesaret edememişti. Melis’in ailesi o güçlü ailelerden biriydi. Paranın ve nüfuzun susturamayacağı hiçbir vicdan yoktu bu kasabada. Benim vicdanım hariç... Ben kendi oğlumun acısını, ona para vererek, onun gururunu satın alarak iyileştirmeye çalışmıştım. Ne büyük bir ahmaklıktı!
—Hanımefendi! —Komiserin sesiyle irkildim. Elinde Kerem'in çekmecesinden bulduğu siyah kaplı bir defter vardı. —Oğlunuz bu deftere bazı notlar almış. Krokiler var. Bizim hemen ekipleri yönlendirmemiz lazım.
—Benim biraz hava almam lazım, —dedim titreyen dudaklarımla. —Nefes alamıyorum. Mutfakta su içeceğim.
Polisler defteri incelemeye dalmışken, mutfağın arka kapısından sessizce süzüldüm. Geceliğimin üzerine sadece ince bir hırka alarak, yağmurun yavaş yavaş çiselemeye başladığı karanlık sokağa attım kendimi. Arabama bindiğimde ellerim o kadar çok titriyordu ki anahtarı kontağa sokmam dakikalarımı aldı. Gaz pedalına nasıl bastığımı, o virajlı yolları nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum. Gözlerimin önünde sürekli o mesaj vardı: Sıra sende...
Beni mi öldürecekti? Kendi annesini mi? İçimdeki korku, yerini derin bir suçluluk duygusuna bırakıyordu. Eğer o zarfı Melis'e vermeseydim, Melis o gece Kerem'le o baloya gitmeyi asla kabul etmeyecek, Kerem de onu köşeye kıstırma fırsatını asla bulamayacaktı. Avı kendi ellerimle avcıya teslim etmiştim. Hem de bunu "annelik" adına yaptığımı sanarak.
Terk edilmiş fabrikanın önüne geldiğimde yağmur şiddetini artırmıştı. Farların aydınlattığı paslı demir kapı, sanki cehenneme açılan bir ağız gibi karşımda duruyordu. Arabadan indim. Çamurlu zemin adımlarımı ağırlaştırıyordu. İçeri adım attığımda burnuma dolan o yoğun rutubet ve küf kokusu, midesini bulandırdı. Telefonumun fenerini açarak karanlık koridorda ilerlemeye başladım.
—Kerem! —diye seslendim, sesim duvarlara çarpıp bana geri döndü. Sadece su damlalarının sesi vardı.
Biraz daha ilerlediğimde, sol taraftaki geniş salondan cılız bir ışık sızdığını gördüm. Adımlarımı yavaşlattım. Duvarın kenarından başımı uzattığımda manzarayla yüzleştim.
Melis tam ortada, paslı bir sandalyeye kalın halatlarla bağlanmıştı. Üzerindeki o pahalı, gösterişli balo elbisesi çamur ve kan içindeydi. Yüzü gözyaşlarından ve akmış makyajından tanınmaz haldeydi. Kucağında ise, evet... benim ona verdiğim o lanet olası zarf duruyordu.
Ve hemen karşısında, eski bir tahta kasanın üzerinde oturan oğlum Kerem vardı. Elinde bir bıçak ya da silah yoktu. Elinde, eski model bir video kamera tutuyordu.
—Hoş geldin, anne, —dedi Kerem, başını bile kaldırmadan. Sesi o kadar sakin, o kadar ruhsuzdu ki, bu sakinlik çığlık atmasından çok daha korkutucuydu.
—Kerem... Oğlum... Lütfen, ne yapıyorsun? Bırak o kızı, polisler her yerde seni arıyor! —diye yalvardım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken ona doğru bir adım attım.
Kerem kamerasını yavaşça indirdi ve bana baktı. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim, yaşından çok büyük bir yorgunluk ve hayal kırıklığı vardı.
—Neden ağlıyorsun anne? —diye sordu alaycı bir tebessümle—. Oğlun okulun en güzel kızıyla baloya gitti diye sevinmen gerekmez miydi? Senin için önemli olan tek şey bu değil miydi? "Benim oğlum ezik kalmasın, benim oğlum dışlanmasın..." Benim acımı hiç görmedin anne. Hiç.
—Ben senin mutlu olmanı istedim! —diye hıçkırdım. —O kızın fotoğraflarına bakıp ağlıyordun, ben... ben sandım ki grsele ilerleyn devamı sonraki syfada.....