Oğlum Kerem, liseye başladığından beri hep başı önde yürüyen, o sessiz ve görünmez çocuklardan biriydi
—Ona aşığım sandın, —diyerek sözümü kesti Kerem. Ses tonu bir anda sertleşmişti. Oturduğu yerden kalktı ve Melis'e doğru yürüdü. Melis korkuyla inledi ve başını öne eğdi. —Ben o fotoğraflara aşkımdan değil, nefretimden bakıyordum anne! Her gece onun o sahte gülüşüne bakıp, Rüya'nın asfaltta yatan kanlı bedenini hatırlıyordum.
Nefesim kesildi. Duvara tutunmak zorunda kaldım.
—Rüya'yı... O mu? —diye fısıldayabildim sadece.
—O gece babasının arabasını kaçıran oydu, —dedi Kerem, sesi titremeye başlamıştı. Eliyle Melis'in saçını sertçe geriye doğru çekti, kızın acı dolu yüzünü bana gösterdi. —Ehliyeti yoktu. Alkollüydü. Rüya'ya çarptığında durmadı bile. Sonra ne oldu biliyor musun anne? O çok güçlü ailesi araya girdi. Yalancı şahitler tutuldu, polis raporları değiştirildi. Melis ertesi gün okula geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi gülüyordu. Ben hepsini biliyordum. Kendi gözlerimle gördüm ama kimse bana inanmadı.
Kerem elindeki kamerayı havaya kaldırdı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu şimdi. O maske düşmüş, altından yaralı küçük bir çocuk çıkmıştı.
—Ben aylarca ona nasıl yaklaşacağımı planladım. Ailesinin koruma çemberini aşıp onunla nasıl yalnız kalacağımı düşündüm. Ama benim ne param vardı, ne de gücüm. Sonra sen devreye girdin anne. —Kerem bana doğru döndü, gözlerindeki o kırgınlık kalbime bir bıçak gibi saplandı—. Sen, benim içimdeki kanayan yarayı görmek yerine, o yarayı parayla kapatmaya çalıştın. Tıpkı Melis'in ailesinin yaptığı gibi. Bana acıdın. Beni "normal" göstermek için o katile para ödedin.
Zarfın üzerindeki o kanlı yazı zihnimde yankılandı: Sıra sende...
—Beni öldürecek misin? —diye sordum titreyerek.
Kerem buruk bir şekilde güldü ve başını iki yana salladı.
—Hayır anne. Ben katil değilim. Benim silahım bu, —diyerek elindeki kamerayı gösterdi. —Bu kameranın içinde, Melis'in o gece yaşanan her şeyi, Rüya'yı nasıl ezip geçtiğini, ailesinin kimi nasıl satın aldığını anlattığı bir saatlik itiraf kaseti var. Balo fotoğraflarını da dikkati buraya çekmek için ben yükledim. Rüya'nın kolyesini de bilerek taktım ki herkes gerçeği görsün.
—Peki ya bana gönderdiğin o mesaj? Sıra sende derken...
—Sıra sende anne, —dedi Kerem fısıltıyla—. Yüzleşme sırası. Sen, bir çocuğu parayla mutlu edebileceğini sanan o hastalıklı düşünceyle yüzleşeceksin. Benim acımı satın alamayacağını, sadece yanımda durup beni anlaman gerektiğini çok geç de olsa öğreneceksin.
Uzaktan polis sirenlerinin sesi duyulmaya başladı. Gecenin karanlığını yırtan kırmızı mavi ışıklar kırık pencerelerden içeri yansıyordu. Kerem siren seslerini duyunca rahatlamış bir nefes aldı. Kamarayı yavaşça yerdeki ıslak betonun üzerine bıraktı.
—Polisi ben aradım, —dedi bana son bir kez bakarken. —Şimdi o parayı al anne. Al ve gidip vicdanına bir mezar taşı satın al. Çünkü benim içimdeki o masum Kerem'i asıl sen öldürdün.
Polisler kapıdan içeri ellerinde fenerler ve silahlarla girerken, Kerem ellerini havaya kaldırıp sessizce onlara doğru yürüdü. Yere çöktüm. Gözyaşlarım çamura karışırken, kucağıma düşen o kanlı zarfın içindeki paralar etrafa saçıldı.
O gece anladım ki; bir annenin çocuğuna yapabileceği en büyük ihanet, onu dinlemek yerine ona sadece duymak istediklerini vermesiydi. Ben oğlumun karanlığına fener olmak yerine, o karanlığı süslü bir kutuya koyup saklamayı seçmiştim. Ve şimdi, o karanlık hepimizi yutmuştu.