Lise aşkımla 72 yaşında evlendim

Lise aşkımla 72 yaşında evlendim; çocukları beni üzerimdeki elbiseyle evden attıktan iki hafta sonra, avukatı karavanıma geldi ve "Kocanız tam olarak hak ettiğinizi almanızı sağladı," dedi.

Kemal, 1972'de tribünlerin arkasında beni öpmüş ve "Elif, bir gün sana pırlanta yüzük alacağım," diye söz vermişti. Sonra hayat bizi ayırmış, yıllar boyunca farklı yollar çizmiştik. Elli üç yıl sonra yeniden karşılaşmış, birbirimizi hiç unutmadığımızı fark etmiş ve evlenmiştik. Ancak mutluluğumuz kısa sürmüştü. Kemal ani bir kalp kriziyle hayatını kaybetmiş, çocukları ise beni suçlayarak evden kovmuştu.

Şimdi ise karavanımın önünde duran limuzinden inen avukatın getirdiği mektubu titreyen ellerimle açıyordum.

Mektubun ilk satırını okuduğum anda nefesim kesildi.

"Sevgili Elif, eğer bu mektubu okuyorsan, çocuklarımın sana nasıl davranacağını tahmin ettiğim için yazdığım plan işe yaramış demektir."

Gözlerim doldu.

Kemal devam etmişti:

"Hayatım boyunca birçok hata yaptım. Ama seni ikinci kez kaybetmeye asla izin vermek istemedim."

Mektubun arasından birkaç belge düştü. Avukat eğilip onları topladı ve sessizce bana uzattı.

"Hanımefendi," dedi, "eşiniz ölümünden altı ay önce bazı düzenlemeler yaptı."

Belgelerin üst kısmında büyük harflerle yazılmış bir ifade vardı:

Mülkiyet Devri ve Vasiyet Ek Protokolü

Anlamaya çalışarak sayfaları çevirdim.

Kemal, evlendiğimiz günün ertesi haftasında malikâneyi, göl kenarındaki yazlığı ve yatırım hesaplarının büyük bölümünü bir aile vakfına devretmişti. Vakfın tek yöneticisi ise bendim.

Çocukları doğrudan mirasçı değildi.

Başım dönmeye başladı.

"Bu... bu mümkün değil," diye fısıldadım.

Avukat hafifçe gülümsedi.

"Tamamen yasal."

Sonra bana son belgeyi verdi.

Karavanımın bulunduğu arazinin hemen yanında yer alan yüz dönümlük çiftliğin tapusuydu.

Yeni sahibi: Elif Yılmaz.

Gözlerime inanamadım.

"Kemal bunu ne zaman yaptı?"

"Ölümünden üç ay önce."

O an gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı.

Kemal her şeyi biliyormuş.

Çocuklarının beni hiçbir zaman kabul etmeyeceğini anlamıştı.

Ama hikâye burada bitmiyordu.

Avukat çantasından küçük bir anahtar çıkardı.

"Bir şey daha var."

Anahtarın üzerinde eski bir etiket bulunuyordu.

Depo 17

Ertesi gün avukatla birlikte kasabanın dışındaki bir depolama tesisine gittik.

Görevli kapıyı açtığında içeriye güneş ışığı doldu.

Ve ben donup kaldım.

Burası adeta hayatımızın müzesiydi.

Bir köşede lise yıllarımıza ait fotoğraflar vardı.

Başka bir rafta gençliğinde bana yazdığı ama hiç gönderemediği mektuplar dizilmişti.

Bir kutunun içinde kurumuş kır çiçekleri duruyordu.

Kutunun üzerine küçük bir not iliştirilmişti.

"1972 baharında Elif'in saçına taktığım çiçek."

Ellerim ağzıma kapandı.

Kemal beni gerçekten hiç unutmamıştı.

Deponun en arkasında büyük bir sandık vardı.

İçinde yüzlerce mektup bulunuyordu.

Her biri yıllar boyunca yazılmıştı.

Ben başka biriyle evliyken.

O başka biriyle evliyken.

Gönderilmeyen mektuplar...

"Bugün seni markette gördüm."

"Umarım mutlusundur."

"Saçlarına biraz beyaz düşmüş."

"Bir gün yeniden karşılaşabilir miyiz bilmiyorum."

Saatlerce ağlayarak okudum.

Her satırda yarım kalmış bir ömür vardı.

Bir hafta sonra kasabada söylentiler yayılmaya başladı.

Kemal'in çocukları vakfı mahkemeye vermişti.

Mirasın iptal edilmesini istiyorlardı.

Onlara göre ben yaşlı bir adamı kandırmıştım.

Duruşma günü geldiğinde mahkeme salonu doluydu.

Kızı bana öfkeyle bakıyordu.

Oğlu ise avukatlarıyla fısıldaşıyordu.

Hakim belgeleri tek tek inceledi.

Ardından Kemal'in ölümünden birkaç ay önce kaydedilmiş video vasiyeti açıldı grsele ilerleyn devamı sonraki sayfda....

FOTO GALERİLER