Kayınvalidem Jülide, 4 Temmuz kutlamasında yine eli boş çıkıp geldiğinde, ona hayatı boyunca unutamayacağı bir ders vermeye karar verdim.

İlk kez hiçbirinin elinde poşet olmadığını fark ettim.

Bir paket cips bile getirmemişlerdi.

Çocuklardan biri ağlamaya başladı.

"Babaanne, acıktım."

Jülide bana döndü.

"Şimdi markete gitmemizi mi bekliyorsun?"

"Hayır."

"O zaman?"

"Yanınızda getirmediyseniz elbette almanız gerekecek."

Büyük kızı homurdandı.

"Biz misafiriz."

"Misafir olmak başka," dedim sakinlikle. "Her gelişte bütün masrafı ev sahibine bırakmak başka."

Kimse konuşmadı.

Murat ilk kez annesine dönüp açık açık konuştu.

"Anne, Annie haklı."

Jülide şaşkınlıkla oğluna baktı.

"Sen de mi?"

"Evet."

"Ben seni böyle yetiştirmedim."

"Hayır," dedi Murat. "Ama ben artık kendi ailemi kurdum."

Bu sözlerin ardından sessizlik daha da ağırlaştı.

Yaklaşık yirmi dakika sonra iki damat markete gitmek zorunda kaldı.

Ellerinde etler, salatalar, içecekler ve tatlılarla döndüler.

Hayatlarında ilk kez bizim için de yiyecek almışlardı.

Sofrayı kurarken dikkatimi bir şey çekti.

Bu kez kimse bana emir vermiyordu.

Herkes kendi getirdiği tabakları taşıyor, çocuklarına kendileri bakıyordu.

Akşam olduğunda mangalın başında otururken Jülide yanıma geldi.

"Beni küçük düşürdün."

Ona sakince baktım.

"Hayır."

"Evet."

"Seni değil, alışkanlığını değiştirmeye çalıştım."

Bir süre sustu.

Sonra istemeden de olsa sordu.

"Gerçekten bu kadar mı rahatsız oluyordunuz?"

Derin bir nefes aldım.

"Yedi yıldır."

Yüzündeki sert ifade yavaş yavaş kayboldu.

"Keşke söyleseydiniz."

"Günlerce mutfakta tek başıma çalışırken, herkes bahçede eğlenirken bunu fark etmeni bekledim."

Başını eğdi.

O an ilk kez gerçekten mahcup görünüyordu.

Ertesi sabah kahvaltıya uyandığımda şaşkınlığım daha da büyüktü.

Jülide mutfaktaydı.

Kahvaltıyı hazırlıyordu.

Kızları masayı kuruyor, damatlar kahveleri taşıyor, çocuklar ise tabaklarını topluyordu.

Ben hiçbir şey yapmadan sandalyeme oturdum.

Jülide önüme bir fincan kahve koydu.

"Günaydın."

"Günaydın."

Sessizce ekledi.

"Bugün sen dinleneceksin."

Kahvaltı bittikten sonra herkes bulaşıkları birlikte yıkadı.

Çocuklara çöpleri toplattılar.

Bahçe, geldiklerinden daha temiz hale geldi.

Arabalara binmeden önce Jülide bana doğru yürüdü.

Elinde küçük bir zarf vardı.

"Bunu kabul et."

İçinde market fişlerinin yarısını karşılayacak kadar para vardı.

Almak istemedim.

Israr etti.

"Geçmişte yaptığımız haksızlıkların hepsini telafi edemem. Ama en azından bundan sonrasını değiştirebilirim."

O günden sonra aile toplantılarımız tamamen değişti.

Artık herkes gelirken elinde mutlaka bir şey getiriyordu.

Birisi salata hazırlıyor, biri tatlı yapıyor, biri içecekleri alıyordu.

Yemek bitince çocuklar çöpleri topluyor, büyükler masayı kaldırıyordu.

En önemlisi de artık kimse evimizi bir otel ya da ücretsiz restoran gibi görmüyordu.

Aylar sonra Jülide bana sarılırken gülümseyerek şöyle dedi:

"Galiba o gün bana gerçekten unutamayacağım bir ders vermişsin."

Ben de gülümseyerek cevap verdim:

"Bazen insanlar kötü oldukları için değil, yıllarca kimsenin onlara sınır koymamasından dolayı aynı hataları tekrarlar. Doğru zamanda çizilen tek bir sınır, yıllardır bozulan bütün dengeleri yeniden kurabilir."

O günden sonra 4 Temmuz kutlamaları bizim için sadece bir bayram değil, karşılıklı saygının ve paylaşmanın yeniden başladığı gün olarak hatırlandı.

FOTO GALERİLER