"Canım kızım, biriciğim Selma'm. Eğer bu mektubu okuyorsan, ben o çok görmek istediğim mezuniyet gününde seninle değilim demektir. Seni yalnız bıraktığım için beni affet kızım. Ancak seni o evde kimsesiz ve korumasız bıraktığımı sakın düşünme. Ben Victoria'nın gerçek niyetinden her zaman şüphelendim. Görevdeyken sana nasıl davrandıklarını, o soğuk bakışlarını hissediyordum. Benim yokluğumda sana bir hizmetçi muamelesi yapmalarına, senin o güzel kalbini kırmalarına asla izin veremezdim. Bu yüzden tüm malvarlığımı, oturduğunuz bu evi ve ordudan kalan tüm o yüklü tazminat fonumu sadece senin adına, sen on sekiz yaşına gelene kadar dondurdum. Victoria'nın bu evde kalmasına sadece ve sadece sana bakıcılık yapması şartıyla, geçici bir vasi olarak izin verildi. Ve bugün, o süre doldu."
Mektubu okudukça nefesim kesiliyordu. Babam, ölümünden sonra bile beni korumaya devam etmişti! Victoria'nın elinden düşen kâğıtta, vasiyetnamenin bugün itibarıyla yürürlüğe girdiği ve evden derhal tahliye edilmeleri gerektiği yazıyordu. Az önce benimle "paçavra giyiyorsun" diye dalga geçen o kibirli üvey kız kardeşlerim dehşet içinde annelerine bakıyor, yüzleri korkudan asılmış duruyordu.
Victoria aniden bana doğru atıldı, yüzüne sahte, acınası bir şefkat maskesi takarak ellerime uzanmaya çalıştı. "Selma, tatlım... Biz bir aileyiz, biliyorsun değil mi? Bazen zor zamanlarımız oldu, belki sana biraz sert davrandım ama ben seni hep kendi kızlarım gibi sevdim! Lütfen bizi sokağa atma!"
Ondan iğrenerek bir adım geri çekildim. Babamın ceketinden diktiğim o askeri kumaş, üzerimde yıkılmaz bir zırh gibi duruyordu. "Kendi kızların yıllarca garsonluk yapıp evin mutfak masraflarını ödemedi Victoria," dedim buz gibi, net bir sesle. "Kendi kızların altı yıl boyunca bu evin zeminlerini fırçalamadı. Sen bana babamın yokluğunu her gün ağır bir ceza gibi yaşattın. Şimdi ise babamın benim için ördüğü o kalkanla yüzleşiyorsun."
Subay, Victoria'ya ve kızlarına dönerek son noktayı koydu: "Eşyalarınızı toplamak ve evi asıl sahibine, Selma Hanım'a bırakmak için yirmi dört saatiniz var. Aksi takdirde yarın sabah askeri inzibat ve polis eşliğinde evden zorla çıkarılacaksınız."
Üvey küçük kız kardeşim sinir krizi geçirerek ağlamaya başlarken, Victoria dizlerinin üzerine çöküp yüzünü ellerinin arasına aldı. Onların o sahte krallığı, babamın tek bir mektubuyla saniyeler içinde yerle bir olmuştu.
Ben ise başımı dik tutarak, gözyaşlarımı sildim ve o evden dışarıya, beni bekleyen askeri araca doğru yürüdüm. O gece mezuniyet balosuna boynu bükük, ezilmiş bir yetim olarak değil; babasının mirasını ve onurunu omuzlarında taşıyan, ayakları yere sağlam basan güçlü bir kadın olarak girdim. Salondaki herkesin gözü üzerimdeydi. Babam bedenen yanımda değildi belki ama ruhu, sevgisi ve bana bıraktığı o büyük cesaret, giydiğim o altın düğmeli üniformanın her bir dikişinde benimle birlikteydi.