O bayat ekmek yiyen, esnafın hor gördüğü, benim acıyarak harçlık verdiğim Zehra Teyze... Meğer mahallenin yarısının sahibi olan, milyoner bir arsa ve mülk zenginiymiş! Yıllar önce eşi vefat edince bütün akrabaları mirasına konmak için birbirine girmiş, Zehra Teyze de insanlardan iğrenip her şeyini gizleyerek böyle yoksul bir hayat yaşamayı seçmiş.
Avukatın okuduğu vasiyetnamede aynen şu yazıyordu: "Hayatım boyunca herkes bana sadece param için, çıkarı için yaklaştı. Benim fakir, acınası bir zavallı olduğumu sanıp sırf insan olduğum için, hiçbir menfaati olmadan bana şefkat gösteren tek kişi sendin kızım. Mahalledeki o esnafların dükkanlarının bulunduğu üç apartmanımı sana bırakıyorum. Bu dünya ancak merhametle güzelleşir." O gün anladım ki; iyilik görünmez bir bağdır, siz toprağa sevgi ekersiniz, o size bir gün en beklenmedik anda, koca bir orman olarak geri döner.