37 yaşında bir anneyim. Altı yıl önce ikiz bebeklerimi dünyaya getirdim. Doğumhanede büyük bir kaos vardı; çalan acil durum alarmları, bağrışan doktorlar... Sonra derin, buz gibi bir sessizlik oldu. "Bebeklerden biri maalesef kurtulamadı," dediler. Onu hiç göremedim. Adını sessizce Eda koyduk. Ve bu acı gerçeği diğer kızıma, Ece'ye asla anlatmadık. O, tek çocuk olarak büyüdü. Yaşadığım o büyük yas beni içten içe mahvetti. Kocam Murat bu duruma dayanamayıp en sonunda bizi terk etti. Hayatta kızımla bir başımıza kalmıştık.
Sonra... Ece'nin okuldaki ilk günü geldi çattı. Eve gelip çantasını yere fırlattı. "Anne, yarın kız kardeşim için de bir beslenme çantası hazırlar mısın?" dedi. Şaşkınlıkla, "Kimin için?" diye sordum. "Kız kardeşim için." Zoraki bir şekilde gülümsedim. "Senin okulda bir kız kardeşin yok ki biriciğim." Ece kaşlarını çattı. "Hayır, var. Adı Eda. Üstelik tam benim yanımda oturuyor." O an mideme ağır bir yumruk yemiş gibi hissettim. Sesimi titretmemeye çalışarak, "Peki neye benziyor?" diye sordum. "Bana benziyor. Tıpatıp benim aynım! Sadece saçları biraz farklı." Ardından heyecanla atıldı: "Hatta fotoğrafımızı bile çektik!" Telefonun ekranına baktığımda nefesim kesildi. İki küçük kız yan yana duruyordu. Aynı yüz, aynı bakışlar, aynı gözler... Ece ve onun canlı bir kopyası!
O gece gözüme tek bir damla uyku girmedi. Ertesi sabah onu okula kendim bıraktım. Okulun bahçesine girdiğimizde Ece parmağıyla ileriyi işaret edip "İşte orada!" diye bağırdı. O tarafa baktım ve olduğum yerde adeta taşa döndüm. Çünkü o küçük kızın, yani öldüğünü sandığım Eda'nın elini sımsıkı tutan kişiyi çok iyi tanıyordum!
"Sen..." diye fısıldayabildim sadece. Ve o saniye, tam altı yıl boyunca inandığım bütün doğrular başıma yıkıldı! Benden kendi çocuğumu çalan o tanıdık yüz, uğruna yaslar tuttuğum, acısına dayanamayıp bizi terk ettiğini sandığım eski kocam Murat'ın ta kendisiydi!
Nefes alamıyordum. Dünyanın bütün sesleri bir anda kesilmiş, sadece kulaklarımda uğuldayan o korkunç kan akışımı duyuyordum. Murat, Eda'nın elini tutmuş, ona şefkatle gülümsüyordu. Yanlarında ise, altı yıl önce doğumuma giren, bana o "kurtaramadık" yalanını acımasızca söyleyen başhemşire Aylin duruyordu. İkisi bir aile gibiydi. Beynimdeki yapboz parçaları o kadar şiddetli bir şekilde yerine oturdu ki, midem bulandı. Murat bizi acıdan terk etmemişti. Murat, o kadınla kurduğu yeni hayatı için benim evladımı, benim kanımdan canımdan olan Eda'yı çalmıştı!
Bacaklarımın titremesine aldırış etmeden, içimdeki o vahşi, yıllarca uyutulmuş anne kaplanın uyanışıyla onlara doğru yürümeye başladım. Adımlarım hızlandı, bir koşuya dönüştü. "Murat!" diye haykırdım okul bahçesinin ortasında. Sesim o kadar gür ve acı doluydu ki, etraftaki diğer veliler ve çocuklar aniden durup bize baktılar.
Murat ismini duyup arkasına döndüğünde, yüzündeki o mutlu ifade bir saniye içinde parçalandı. Rengi kireç gibi oldu, gözleri dehşetle fal taşı gibi açıldı. Beni burada, bu okulda görmeyi kesinlikle beklemiyordu. Yıllar önce başka bir şehre taşındığımı sanıyordu belli ki.
"Nihan..." diye kekeledi, geriye doğru bir adım atarak Eda'yı arkasına saklamaya çalıştı. Aylin ise beni gördüğü an paniğe kapılıp elindeki çantasını düşürdü devamı için sonraki sayfaya geçiniz...