"O benim kızım!" diye bağırarak üzerlerine atıldım. Gözyaşlarım yüzümü ıslatırken Murat'ın yakasına yapıştım. "Bana öldü dediniz! Bana kendi yavrumun boş mezarına bakarak ağlama cezası verdiniz! Nasıl yapabildin bunu Murat? Kendi evladını annesinden nasıl koparabildin?!"
Ece, olan biteni şaşkınlıkla izlerken, Murat'ın arkasına saklanan küçük Eda korkuyla bize bakıyordu. İki kardeş, aralarında sadece birkaç metre varken birbirlerine dünyanın en büyük mucizesi gibi bakıyorlardı.
Murat beni kendinden uzaklaştırmaya çalışarak etrafa gülümsedi. "Yanlış anlıyorsunuz, eşim biraz rahatsız, akli dengesi yerinde değil," diyerek kalabalığı sakinleştirmeye çalıştı. Sonra dişlerinin arasından bana fısıldadı: "Delirdin mi sen Nihan? Hemen git buradan, polis çağıracağım!"
"Çağır!" diye kükredim. "Hemen şimdi çağır o polisi! DNA testi yapılsın! Eda benim kızım! O kadının benim doğumumda hemşire olduğunu, sahte ölüm raporunu nasıl düzenlediğinizi, her şeyi anlatacağım!"
Aylin'in korkudan dizlerinin bağı çözüldü, titreyerek ağlamaya başladı. "Ben sana demiştim Murat," diye hıçkırdı, "bir gün bizi bulacak, bu yalan elbet ortaya çıkacak demiştim!"
Bu itiraf, kalabalıktaki birkaç velinin hemen telefonlarına sarılıp polisi aramasına yetti. Murat kaçmaya yeltendi, Eda'yı kolundan tutup zorla arabaya doğru çekiştirmeye başladı. Ama o an içimdeki gücün sınırlarını ben bile tahmin edemezdim. Murat'ın önüne geçip onu bütün gücümle ittim. "Ona bir daha dokunursan seni kendi ellerimle boğarım!" dedim. Gözlerimdeki o delice ateşi gördüğünde, bir adım geri atmak zorunda kaldı.
Çok geçmeden polis sirenleri okulun sokağını doldurdu. Ekipler bahçeye girdiğinde, Murat ve Aylin çaresizce teslim oldular. Hastanede yapılan o korkunç plan, sahte ölüm belgesi, Murat'ın Aylin'le olan gizli ilişkisi ve bir bebeği çalıp kendi üstlerine kaydettirmeleri... Hepsi karakoldaki çapraz sorguda bir bir döküldü. Murat, iki çocuğa bakmanın masrafından ve sorumluluğundan kaçmak istemiş, Aylin'in ise çocuğu olmadığı için böyle korkunç ve şeytani bir plan kurmuşlardı.
Aradan geçen o gergin ve zorlu yasal sürecin ardından, DNA testleri gerçeği tokat gibi herkesin yüzüne çarptı. Murat ve Aylin, nitelikli dolandırıcılık, evrakta sahtecilik ve çocuk kaçırma suçlarından yıllarca çıkamayacakları o demir parmaklıkların ardına gönderildiler.
Altı yıl boyunca yüreğimde taşıdığım o devasa boşluk, nihayet dolmuştu. Mahkeme çıkışında, Ece'nin bir elini, Eda'nın ise diğer elini sıkıca tutuyordum. Eda bana henüz "anne" demeye alışamamıştı, ürkekti; ama bana ve kardeşine bakarken gözlerinde o sarsılmaz kan bağının, o ikiz ruhunun sıcaklığı vardı.
Ertesi sabah Ece okul için çantasını hazırlarken mutfağa koştu. Yüzünde dünyanın en güzel, en masum gülümsemesi vardı.
"Anne!" diye seslendi neşeyle. "Kardeşim için de bir beslenme çantası hazırlar mısın?"
Bu kez zoraki gülümsemedim. Gözlerimden süzülen mutluluk yaşlarıyla eğilip iki kızımı da göğsüme bastırdım. "Hazırlarım biriciğim," diye fısıldadım saçlarını koklayarak. "Hazırlarım..."
Geçmişin o karanlık ve buz tutmuş yılları artık sonsuza dek erimişti. Benden çalınan hayatımı, benim olanı geri almıştım. Biz artık yara almış ama yıkılmamış, eksik ama nihayet tamamlanmış kocaman bir aileydik.