Şimdi 41 yaşındayım. İlk eşim Hakan, altı yıl önce dünyamı başıma yıkan korkunç bir kazada vefat etti. Onun en yakın dostu Levent ise o karanlık ilk ayları atlatmamı sağlayan kişiydi. Evdeki bozuk eşyaları tamir etti, beni sürekli kontrol etti, kahve ve bisküviden daha doyurucu şeyler yediğimden emin oldu.
Bana hiçbir zaman baskı yapmadı, sınırları hiç aşmadı ya da flört etmedi.
Belki de bu yüzden, aramızda yavaş yavaş bir şeyler filizlenmeye başladığında buna karşı koymadım. Uzun, dondurucu bir kışın ardından güneşi hissetmek gibiydi. Ailem de bizi destekledi. Hatta Hakan'ın annesi bile gözyaşları içinde bana sarılıp, "O senin mutlu olmanı isterdi," dedi.
Sessiz ve sade bir nişanın ardından, Levent ile arka bahçede küçük bir düğün yaptık. Işıklar, içten yeminler ve bizi gerçekten seven insanlar... Kendimi nihayet hazır hissediyordum. Yeni bir hayata, yeniden nefes almaya hazırdım.
O akşam Levent'in, yani artık bizim olan eve geldik. Yüzümü yıkamak, gelinliğimi çıkarmak ve heyecanımı yatıştırmak için banyoya gittim. Yatak odasına döndüğümde, Levent'i yüzlerce kez gördüğüm ama ne olduğunu hiç merak etmediğim o duvardaki kasanın önünde dikilirken buldum.
Elleri zangır zangır titriyordu.
"Levent?" diye sordum hafifçe gülümseyerek. "Çok mu gerginsin?"
Ama o gülmedi.
Bunun yerine, yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifadeyle bana döndü. Suçluluk, korku ve adını koyamadığım karanlık bir şey...
"Sana göstermem gereken bir şey var..." dedi fısıltıyla.
Mideme kramplar girdi. "Neyi göstereceksin?"
Zorlukla yutkundu ve titreyen parmaklarıyla kasanın şifresini girdi. Sonra dizlerimin bağını çözen ve inandığım her şeyi yerle bir eden o sözleri söyledi:
"Karı koca olarak geçireceğimiz bu ilk geceden önce, bu kasanın içindeki şeyi okuman gerekiyor. Çok özür dilerim... Bunu sana çok daha önce söylemeliydim!"
Kasanın ağır metal kapağı tok bir sesle açıldığında, nefesimi tutmuştum. Levent içeriden sararmış, kalın bir dosya çıkardı. Ellerime uzatırken gözlerine bakamıyordu; bakışları yere çakılmıştı. Titreyen parmaklarımla dosyayı aldım ve yatağın kenarına iliştim. İçinde birkaç sayfalık resmi belgeler, banka dekontları ve Hakan’ın el yazısıyla yazılmış, yarım kalmış bir not vardı.
Önce resmi belgelere göz attım. Bunlar benim adıma düzenlenmiş, primleri eksiksiz yatırılmış devasa hayat sigortası poliçeleriydi. Poliçelerin lehdarı, yani ben öldüğümde parayı alacak olan kişi olarak "Hakan" yazıyordu. Poliçelerin düzenlenme tarihi, o korkunç kazadan sadece üç hafta öncesine aitti. Kaşlarımı çatarak banka dekontlarına baktım; Hakan'ın gizli bir hesabından tanınmamış, karanlık bir yeraltı şirketine aktarılan yüklü miktarda paraların makbuzlarıydı bunlar.
Hiçbir şey anlamıyordum. "Bunlar ne Levent?" diye fısıldadım. "Hakan neden benim adıma milyonlarca liralık sigorta yaptırsın?"
Levent yutkundu, gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. "Hakan'ın notunu oku," dedi boğuk bir sesle. "Kazadan bir gece önce onun arabasının torpidosunda bulmuştum. devamı icin sonraki sayfaya geciniz.."