On yıl boyunca onunla karısıymışım gibi yaşadım.
On yıl boyunca onunla karısıymışım gibi yaşadım. Ama bir gün sonunda evlenmeyi teklif ettiğimde yüzüme gülüp, “Alt tarafı bir imza, bir kâğıt parçası,” dedi. Tartışmadım. Fakat ertesi sabah mutfakta gördüğü şey, beni gerçekten kaybedebileceğini ilk kez anlamasına yetti.
Benim adım Sevda. Otuz sekiz yaşındayım.
Ozan’la on yıl önce ortak bir arkadaşımızın doğum günü kutlamasında tanıştım.
Sakin, ilgili ve güvenilir bir adamdı. Kahvemi nasıl sevdiğimi hiç unutmaz, gecikecekse mutlaka arar, yanında olduğumda bana sonunda gerçekten bir yuva kurabileceğim birini bulmuşum gibi hissettirirdi.
Bir yıl sonra aynı eve çıktık.
Birkaç yıl sonra da sakin bir mahallede müstakil bir ev satın aldık.
Ozan’ın geçmişten kalan kredi sorunları nedeniyle evin kredisi yalnızca benim üzerime yapıldı. Peşinatın büyük kısmını da kendi birikimlerimden ödedim.
Ama bir kez bile ona, “Burası benim evim,” demedim.
Benim için orası bizim evimizdi.
Ortak hesap açtık, faturaları birlikte ödedik, evi baştan aşağı yeniledik, barınaktan bir köpek sahiplendik ve yıllardır hayalini kurduğum hayatı yavaş yavaş birlikte inşa ettik.
Çevremizdeki herkes bizi evli sanıyordu.
Ozan bile çoğu yerde benden “eşim” diye bahsediyordu.
Tek eksik, parmağımda bir yüzüğün olmamasıydı.
İlk zamanlar bunu çok önemsemedim.
Sonra bahaneler başladı.
“Önce işlerimizi biraz düzene sokalım.”
“Şimdi zamanı değil, çok masrafımız var.”
“Evin tadilatını bitirelim.”
“Biraz daha para biriktirelim.”
Her söylediğine inandım.
Çünkü zaten birlikte yaşıyorduk.
Birbirimizi sevdiğimizi düşünüyordum.
Ve resmi bir imzanın aramızdaki bağı değiştirmeyeceğine inanıyordum.
Ama ilişkimizin onuncu yılında artık daha fazla beklemek istemediğimi fark ettim.
Gösterişli bir düğün istemiyordum.
Pahalı bir yüzük de istemiyordum.
Sadece on yılın sonunda onun da beni gerçekten hayat arkadaşı olarak seçtiğini duymak istiyordum.
Güzel bir restoranda masa ayırttım.
Yemek sırasında bütün cesaretimi toplayıp sakin bir sesle sordum:
“Ozan, artık evlensek mi? Büyük bir düğün yapmak zorunda değiliz. Aile arasında küçük bir nikâh bile yeter.”
Bir anda sustu.
Çatalını masaya bıraktı.
Sonra kahkaha attı.
O kahkahayı hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum.
“Sevda, ciddi misin sen?”
“Evet.”
Başını iki yana salladı.
“Ben seninle evlenmeyeceğim.”
Sanki biri yüzüme tokat atmıştı.
“Neden?”
Sandalyesine yaslandı ve son derece rahat bir şekilde cevap verdi:
“Evlilik dediğin alt tarafı bir imza, bir kâğıt parçası. Biz zaten karı koca gibi yaşamıyor muyuz?”
Ardından birkaç cümle daha söyledi.
Ve o cümleler, son on yıldır ilişkimize ikimizin tamamen farklı gözlerle

Bir Yorum Yazın