Yıllardır kızının mezarına bile sahip olamayan bir anne, onu öldü sanıyordu… Ta ki bir gün market kasasında, karşısındaki genç kadının gözlerine bakana kadar.

Yıllardır kızının mezarına bile sahip olamayan bir anne, onu öldü sanıyordu… Ta ki bir gün market kasasında, karşısındaki genç kadının gözlerine bakana kadar. 😱💔

Benim adım Hatice. 63 yaşındayım. Tam 24 yıl önce, kızım Elif henüz 5 yaşındayken kalabalık bir pazar yerinde elimden kayboldu. O gün hayatım ikiye bölündü. Bir yanım nefes almaya devam etti, diğer yanım o kalabalığın içinde sonsuza dek kayboldu.

Polisler aradı, ilanlar basıldı, televizyonlara çıktım. Her telefon çalışında kalbim yerinden fırladı. Ama yıllar geçtikçe herkes bana aynı cümleyi kurmaya başladı:

“Artık kabullenmelisin Hatice abla…”

Ama bir anne kabullenemezdi. Çünkü ben kızımın öldüğünü değil, bir yerlerde beni beklediğini hissediyordum.

O sabah sadece ekmek ve süt almak için mahalledeki markete girmiştim. Sıradan, sessiz, soğuk bir gündü. Kasaya yaklaştığımda genç bir kadın ürünleri geçiriyordu. Başını kaldırıp bana baktığı anda dizlerimin bağı çözüldü.

O gözler…

Yıllardır rüyalarımda gördüğüm, her çocuk sesinde aradığım, her kalabalıkta peşinden koştuğum gözlerdi. Aynı bakış. Aynı yüz çizgisi. Hatta sol kaşının üzerindeki küçücük yara izi bile oradaydı.

Elimdeki süt yere düştü. Titreyen sesimle sadece bir kelime söyleyebildim:

“Elif…”

Genç kadın bir anda donup kaldı. Yüzü bembeyaz oldu. Dudakları titredi ama konuşamadı. Tam o sırada marketin arka tarafından orta yaşlı bir adam hızla yanımıza geldi, genç kadının kolunu sertçe tuttu ve bana öfkeyle baktı.

“Yanlış kişiye benzettiniz teyze,” dedi. “O benim kızım.”

Ama genç kadın gözlerini benden ayıramıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken fısıltı gibi bir şey söyledi:

“Anne… mi?”

O an marketteki herkes sustu. Zaman durdu. Kalbim yıllar sonra ilk kez hem parçalandı hem de yeniden atmaya başladı. Çünkü kızımı bulmuştum… ama onu benden alan adam hâlâ yanındaydı.

Ve asıl korkunç gerçek, kasanın altından gizlice bana uzattığı küçük kâğıtta yazıyordu:

“Beni buradan hemen çıkar. Her şeyi biliyorum.”

Parmaklarımın arasında tuttuğum o küçük kâğıt, yıllardır içimde kanayan yaranın üstüne tuz gibi basıldı. Gözlerim adamın elindeydi. Elif’in kolunu öyle sıkıyordu ki, kızımın bileğinde kırmızı izler belirmişti.

“Kızın mı?” dedim, sesim düşündüğümden daha sert çıktı. “O zaman neden korkuyor senden?”

Adamın yüzü gerildi. Marketin sahibi tezgâhın arkasından çıktı.

“Bir sorun mu var?” diye sordu.

Adam hemen gülümsedi. O sahte, soğuk gülümsemeyi hayatım boyunca unutmadım.

“Yok,” dedi. “Yaşlı teyze kızımı birine benzetti. Biz çıkıyoruz.”

Elif’in gözleri bana yalvararak baktı. O bakışta beş yaşındaki kızım vardı. Pazar yerinde elimden kaymadan hemen önce bana bakan küçük kızım…

Bir an korktum. Ya yanılıyorsam? Ya bu acı, bana olmayan bir şeyi gerçek gibi gösteriyorsa? Ama sonra o yara izine baktım. Sol kaşının üzerindeki ince çizgiye. Elif üç yaşındayken sobanın kenarına düşmüş, o iz kalmıştı. Bir annenin hafızası bazen yaşını unutur ama evladının izini unutmaz.

“Polisi arayın,” dedim.

Adamın yüzündeki gülümseme silindi.

“Ne polisi?” diye bağırdı. “Saçmalamayın!”

Elif birden kolunu kurtarmaya çalıştı.

“Ben onun kızı değilim!” diye haykırdı.

Marketin içi buz kesti. Kasadaki genç çocuk hemen telefonuna sarıldı. Adam panikle kapıya yöneldi ama market sahibi önüne geçti. Birkaç müşteri de kapının önünü kapattı.

Adam, Elif’i kendine çekmeye çalışırken ben bütün gücümle kızımın diğer koluna sarıldım.

“Bırak onu!” diye bağırdım.

Yaşlıydım, zayıftım, yılların yorgunluğu sırtımdaydı ama o an içimde yirmi dört yıldır biriken bir güç vardı. Adamın karşısında sadece bir kadın değil, evladını mezarsız aramış bir anne duruyordu.

Polis gelene kadar dakikalar saat gibi uzadı. Adam susmadı. Kimi zaman bağırdı, kimi zaman bizi suçladı, kimi zaman Elif’e dönüp “Konuşursan pişman olursun,” dedi. Elif ise ağlayarak başını omzuma yasladı.

“Benim adım gerçekten Elif mi?” diye fısıldadı.

O cümle içimi paramparça etti.

“Evet,” dedim. “Senin adın Elif. Ben de annenim.”

Polisler geldiğinde adam direnmeye çalıştı ama marketteki kameralar, Elif’in ifadesi ve yıllardır kayıp olan çocuk dosyası her şeyi değiştirdi. Karakola götürüldük. Benim ellerim titriyordu, Elif’in elleri buz gibiydi.

O gece öğrendiklerim, bir annenin kaldırabileceği şeyler değildi. Meğer Elif kaybolduğu gün kaçırılmış. Kimliği değiştirilmiş. Ona annesinin öldüğü, babasının da onu istemediği söylenmiş. Yıllarca başka şehirlerde dolaştırılmış. Okula doğru düzgün gönderilmemiş, kimseyle yakınlaşmasına izin verilmemiş grsele ilerleyn devamı sonraki syfada....

FOTO GALERİLER