Üçüz yeğenlerimi büyütmek için hayatımın 22 yılını feda ettim; üniversite mezuniyetlerinde yaptıkları şey beni dizlerimin üzerine çöktürdü.

BÖLÜM 2:

Ve ilk satırı okuduğunda dizlerim yere çözüldü.

Jülide’nin sesi mikrofonda titredi ama kelimeler salondaki herkesin içine işledi.

“Sevgili kızlarım… Eğer bu mektubu bir gün okuyorsanız, bilin ki hayatımın en büyük korkaklığını yaptım.”

Başımı kaldırmaya çalıştım ama dizlerim beni taşımadı. Kamera elimden kayıp yere düştü. Yanımdaki insanlar telaşla eğildi. Bir kadın koluma girdi, “İyi misiniz?” diye sordu.

İyi değildim.

Çünkü o kâğıdı tanımıştım.

Benzin fişinin arkasındaki o dağınık el yazısını yirmi iki yıl önce verandamda görmüştüm. O gün yalnızca üç kelime vardı: “Üzgünüm Nuh. Bunu yapamam.”

Ama demek ki kardeşim başka bir şey daha bırakmıştı.

Jülide okumaya devam etti.

“Annenizi kaybettikten sonra içimdeki her şey kırıldı. Size bakacak gücüm olmadığını sandım. Aslında gücüm yok değildi; cesaretim yoktu. Sizi abim Nuh’un kapısına bırakırken onun da hayatını değiştirdiğimi biliyordum. Ama dünyada sizden vazgeçmeyecek tek insanın o olduğunu da biliyordum.”

Salon sessizliğe gömüldü.

Benim aklımsa yıllar öncesine gitti.

O sabah kapıyı açtığımda üç küçük yüz bana bakıyordu. Ayça pembe battaniyenin içinde ağlıyordu. Ceren gözlerini kocaman açmıştı. Jülide ise, altı aylık bir bebeğin yapamayacağı kadar dikkatli bakıyordu bana.

Ben o sabah polisi aramak için telefonu elime almıştım.

Sonra Jülide parmağımı yakalamıştı.

İşte her şey orada bitmişti. Daha doğrusu, orada başlamıştı.

Ayça mikrofonu aldı. Gözyaşlarını silmeden okudu.

“Nuh size yalnızca amcalık yapmayacak. Bunu biliyorum. O iyi bir adamdır. Çocukken benim bisikletimi tamir ederdi, kavga ettiğimde arkamda dururdu, aç kaldığımda kendi tabağını bana verirdi. Eğer sizi ona bıraktıysam, bu benim doğru bir baba olduğum için değil; onun benden daha iyi bir baba olacağını bildiğim içindi.”

Bir hıçkırık çıktı boğazımdan.

Yirmi iki yıl boyunca kendime aynı şeyi söylemiştim: “Ben onların babası değilim. Sadece onları büyüten adamım.”

Okul formlarında “veli” kısmına adımı yazarken bile içimde bir eksiklik olurdu. Babalar Günü’nde bana çizdikleri yamuk kalpli resimleri buzdolabına asardım ama gece tek başıma kalınca o kelimeyi hak edip etmediğimi düşünürdüm.

Baba.

Ben o kelimeyi hiçbir zaman kendime yakıştıramamıştım.

Çünkü babalık kanla başlar sanıyordum.

Ceren mikrofona yaklaştı. Ellerini kâğıdın üzerine koydu.

“Abim, eğer bir gün bu mektubu okursan… Beni affetmeni istemiyorum. Buna hakkım yok. Ama bilmeni istiyorum: Kızlarımı sana bıraktığım için değil, onları kendim büyütemediğim için utandım. Sen onların hayatını kurtaracaksın. Onlara yemek yapmayı öğrenirken yanacaksın, saçlarını örerken beceremeyeceksin, para yetiştirmek için kendini unutacaksın. Ama bir gün büyüdüklerinde, umarım seni yalnızca amcaları olarak değil, hak ettiğin isimle çağırırlar.”

Ceren orada sustu.

Sonra kâğıdı göğsüne bastırdı.

Jülide tekrar konuştu ama artık mektubu okumuyordu.

“Biz bu mektubu üç ay önce eski bebek çantasının iç astarında bulduk,” dedi. “Amcamız yıllarca o çantayı atmamış. Belki de kendisi bile içinde ne olduğunu bilmiyordu.”

Biliyordum.

O çantayı atamamıştım çünkü içinde ilk günlerin kokusu vardı. Eski bir emzik, lekeli bir önlük, üzerinde küçük ayıcıklar olan bir battaniye… İnsan bazen acının da hatırasını saklıyor.

Ayça bana baktı.

“Biz küçükken bize hep gerçeği söyledin,” dedi. “Babamızın bizi terk ettiğini saklamadın. Annemizin öldüğünü saklamadın. Ama kendini hiçbir zaman bizim babamız gibi göstermedin.”

Claire değil, Ceren’di artık. Küçükken kelimeleri karıştıran, korkunca yatağıma gelen, okulun ilk günü elimi bırakmayan Ceren.

“Bizim için baba, bizi dünyaya getiren kişi olmadı,” dedi. “Bizim için baba; gece ateşimiz çıkınca uyumayan, üç ayrı veli toplantısına aynı gün yetişen, kendi ayakkabısı delikken bize bot alan adamdı.”

Salonda burun çeken insanlar duyuluyordu.

Ben hâlâ yerdeydim.

Bir görevli beni kaldırmak istedi, ama elimle durdurdum. Çünkü ayağa kalkarsam bu anın ağırlığı azalacak sandım. Oysa o ağırlığı sonuna kadar hissetmek istiyordum.

Jülide elini cübbesinin içine attı ve başka bir zarf çıkardı....

FOTO GALERİLER