Kocam ay sonu maaşını alır almaz cebine koyardı… Ama bana bir kuruş bile vermezdi. “Evin kadınısın, idare etmeyi öğreneceksin” derdi.
“Ellerim titreyerek zarfı açtım. İçinden çıkan belgeyi gördüğümde nefesim kesildi. Çünkü o kâğıtta yalnızca Murat’ın değil… Benim hayatımı da baştan sona değiştirecek bir gerçek yazıyordu.”
Kâğıdın üstünde eski tarihli bir banka dekontu vardı. Altında da Murat’ın kendi el yazısıyla yazılmış kısa bir not:
“Bu para Zeynep’ten saklanacak. Ev alınana kadar kimse bilmeyecek.”
Zeynep bendim.
Yıllardır pazar çantamı yarım doldurup eve dönerken, çocuklarıma “bu hafta idare edeceğiz” derken, geceleri elektrik faturası yüzünden uyuyamazken Murat para biriktiriyordu. Ama bizim için değil. Benim için hiç değil.
Dekontların arasında bir de tapu fotokopisi vardı. Bir dairenin tapusu. Alıcı kısmında Murat’ın adı görünüyordu. Fakat en alt sayfada beni yerime çivileyen başka bir ayrıntı vardı: Satış bedelinin büyük kısmı, yıllar önce babamdan bana kalan miras hesabından çekilmişti.
Ben o hesabın kapandığını sanıyordum.
Babam öldüğünde bana küçük de olsa bir miras bırakmıştı. Murat o zamanlar “borçlarımızı kapatalım, sonra sana fazlasıyla geri koyarım” demişti. O gün ona güvenmiştim. Evlilik bu sanmıştım. Güvenmek. Paylaşmak. Birlikte yürümek.
Meğer ben yürürken o arkamdan toprağı kazıyormuş.
Murat hâlâ kapının önünde dizlerinin üzerinde bekliyordu. Yüzünde pişmanlık değil, yakalanmış bir adamın paniği vardı.
— Zeynep, yanlış anlıyorsun, dedi.
Elimdeki tapu fotokopisini ona doğru kaldırdım.
— Bunu da mı yanlış anlıyorum?
Sustu.
— Babamın parasını aldın Murat. Bana yıllarca “param yok” dedin. Kızım kırtasiye parası için okulda ağladı. Oğlum ayakkabısı yırtık diye beden dersine girmek istemedi. Sen ise başka bir ev hazırladın.
Gözleri bir an yere indi. İşte o an anladım. Utandığı için değil, söyleyecek yalan bulamadığı için susuyordu.
— O ev bizim geleceğimiz içindi, dedi sonunda.
Acı acı güldüm.
— Bizim dediğin kim Murat? Ben mi? Çocuklar mı? Yoksa telefondaki “S” mi?
Yüzü bembeyaz kesildi.
Annem arkamda sessizce duruyordu. Yaşlı elleriyle kapının kenarına tutunmuştu. O kadın yıllarca bana “yuvanı dağıtma kızım” demişti. Ama o gün ilk kez sesi taş gibi sert çıktı.
— Kızımın yuvasını o dağıtmadı Murat. Sen yıktın.
Murat ayağa kalkmaya çalıştı.
— Çocukları düşünün. Bunu mahkemeye taşırsan herkes rezil olur.
— Hayır, dedim. Herkes değil. Sadece hak edenler rezil olur.
O gün kapıyı yüzüne kapattım.
Ertesi sabah avukatımın yanına gittim. Sarı zarfı, dekontları, tapu fotokopisini, mesaj ekranının fotoğrafını hepsini önüne koydum. Avukatım belgeleri tek tek inceledi. Yüzündeki ifade her sayfada biraz daha ciddileşti.
— Bu yalnızca boşanma davası değil, dedi. Burada mal kaçırma, gizli hesaplar ve kişisel miras parasının usulsüz kullanımı ihtimali var. Ayrıca çocukların nafakası konusunda da güçlü delillerimiz var.
İlk kez içime korkuyla karışık bir güç doldu.
Dava açıldıktan sonra Murat’ın gerçek yüzü daha net ortaya çıktı. Bana yıllarca düşük gösterdiği maaşının dışında ek gelirleri vardı. Bir şirket ortaklığına girmişti. Düzenli para aktardığı “S” harfiyle kayıtlı kişi ise Selin adında bir kadındı. Onunla iki yıldır birlikteydi grsele ilerleyn devamı sonraki syfada...