Bana haftada 20 bin lira teklif ettiler… Tek yapmam gereken, hiç tanımadığım yaşlı bir kadının yıllardır gelmeyen oğlu gibi davranmaktı. O parayı kabul ettiğim gün hayatımın en büyük yalanını söylediğimi sanıyordum. Meğer gerçek, çok daha ağırmış.

Devamı:

Mektubu açarken ellerim o kadar titriyordu ki ilk satırı iki kez okumak zorunda kaldım.

"Sevgili evladım... Eğer bu mektubu okuyorsan, artık bu dünyada değilim. Önce sana bir gerçeği söylemek istiyorum. İlk gün odama girdiğinde senin oğlum olmadığını anlamıştım."

Başımı kaldırıp müdüre baktım.

"Nasıl yani?" diyebildim.

Müdür hafifçe gülümsedi.

"İlk gün bana söyledi. 'Bu çocuk benim oğlum değil ama gözlerinde vicdan var. Sakın onu üzmeyin.' dedi."

Boğazım düğümlendi.

Sayfaya tekrar baktım.

"Demans insanın hafızasını çalar ama kalbini her zaman çalamaz. Bazı günler isimleri karıştırıyordum, bazı günler yılları unutuyordum ama bir annenin içgüdüsü kolay kolay yanılmaz."

Gözlerim dolmaya başlamıştı.

"Gerçek oğlum yıllardır beni ziyarete gelmedi. İlk başlarda çok bekledim. Her kapı sesi duyduğumda ayağa kalkıyordum. Sonra beklemeyi bıraktım. İnsan bir süre sonra özlemeyi bile öğreniyor."

Mektubun üzerine birkaç damla gözyaşı düştü.

"Seni ilk gördüğüm gün korkuyordun. Bunu anlayabiliyordum. Bana yalan söylemeye çalışırken bile gözlerini kaçırıyordun. Ama ikinci haftadan sonra değiştin. Bana çiçek getirdin. Çikolata getirdin. Bazen sadece yanıma oturup sessizce çay içtin. O gün anladım ki sen rol yapmıyorsun."

İçimde yıllardır hissetmediğim bir acı büyüyordu.

Müdür sessizce odadan çıktı.

Beni mektupla baş başa bıraktı.

Devamını okudum.

"Belki seni para buraya getirdi. Ama seni burada tutan para değildi. Bunu her gelişinde biraz daha anladım."

Derin bir nefes aldım.

Gerçekten de son aylarda aileden gelen parayı düşünmüyordum bile.

Onu ziyaret etmek, kendi annemi ziyaret etmek kadar doğal olmuştu.

Mektubun son sayfasına geçtiğimde farklı bir zarfın iliştirildiğini fark ettim.

İçinde eski bir banka cüzdanı, küçük bir anahtar ve tek sayfalık bir not vardı.

"Bu anahtar, yıllardır kimsenin açmadığı eski evimin anahtarı. Orada sana bırakmak istediğim küçük bir emanet var. Bunu gerçek oğluma bırakmıyorum. Çünkü bazı insanlar kan bağıyla evlat olur, bazıları ise kalbiyle."

Ertesi gün tarif edilen adrese gittim.

Şehrin eski mahallelerinden birinde, yıllardır açılmamış gibi görünen küçük bir müstakil evdi.

Kapıyı anahtarla açınca içeriyi hafif bir naftalin kokusu sardı.

Her şey sanki yıllar önce bırakıldığı gibiydi.

Duvarlarda siyah beyaz fotoğraflar, eski danteller, ahşap saatler...

Salondaki vitrinin içinde ismimin yazılı olduğu küçük bir kutu duruyordu.

Kutuyu açınca birkaç tomar para çıkacağını sandım.

Ama içinden yalnızca bir defter, birkaç fotoğraf ve küçük bir kese çıktı....

FOTO GALERİLER