Yeni işe aldığımız sessiz temizlik görevlisi, patronun odasındaki kendi aile fotoğrafını görünce olduğu yere yığıldı… Söylediği ilk cümle bütün şirketi şoke etti.
Ofisin sabah rutini her zamanki gibi usul usuldu ilerliyordu. Bilgisayar klavyelerinin ritmi, çay makinelerinin hafif tıslaması, asansörün uzak uğultusu birbirine karışırken ben toplantı odasına doğru acele ediyordum. Yeni temizlik görevlisi birkaç haftadır geliyordu; kimse ondan pek söz etmezdi. İşini yapan, işinin gerisinde kalan biriydi. Kimliği, geçmişi hakkında klişe sorular sormak aklımızdan bile geçmiyordu.
O gün öğleden sonra patronun odasının kapısı açık kaldı. İçerideki sessizlik farklı bir şey söylüyordu. Masanın üzerinde aile fotoğrafı duruyordu; çekildiği günü belli eden solgun bir ışık fotoğrafın yüzlerini yumuşatıyordu. Gözüme ilk çarpan fotoğraftaki küçük çocuktu. Gülümseyen, kirli saçlı bir çocuk. Kadın, temizlik arabasını iterek odaya girdi ve fotoğrafı görünce durdu. Hareketleri mekanikleşti, elleri titredi ve sonra olduğu yere yığıldı.
İlk önce ben, ardından birkaç kişi koştuk. Kadın yerdeydi, nefesini dinledim; yüzünde acı değil, yalnızca bir anlayış vardı. Sözlerini duyan herkes bir adım geri çekildi. O cümle, ofisin bütün duvarlarını çarpıyordu. Patron hızla odaya döndü, yüzü ilk başta bembeyaz oldu sonra katı bir ifadeye büründü. Kadının ağzından çıkan ilk cümle yalnızca bir tespit değildi. O, bir kapıyı aralamıştı; arkasında yıllardır saklı kalmış bir hayat, unutulmuş bir iz vardı devamı sonraki sayfada....