Kayınvalidem Jülide, 4 Temmuz kutlamasında yine eli boş çıkıp geldiğinde, ona hayatı boyunca unutamayacağı bir ders vermeye karar verdim.

Jülide bir an duraksadı. Gülümsememin ardındaki anlamı çözmeye çalışıyor gibiydi ama sonra omuz silkip içeri girdi.

"Çocuklar, koşun! Etler birazdan pişer!" diye bağırdı.

Ben ise hiçbir şey söylemeden mutfağa yöneldim. Eşim Murat arkamdan geldi.

"Annie, gerçekten her şey hazır mı?" diye fısıldadı.

"Göreceksin," dedim.

Bu kez haftalardır plan yaptığım şeyi uygulayacaktım.

Geçen yılın 4 Temmuz kutlamasından sonra oturup tek tek hesap çıkarmıştım. Etler, içecekler, tatlılar, kömür, tek kullanımlık tabaklar, çocukların dondurmaları… Sadece iki günde neredeyse küçük bir maaş harcamıştık. Buna rağmen kimse bir teşekkür bile etmemişti.

Bu yıl aynı oyunu oynamaya hiç niyetim yoktu.

Bahçeye çıktığımda mangal henüz yanmıyordu.

Jülide şaşkınlıkla etrafına baktı.

"Mangal neden hazır değil?"

"Gelecek," dedim.

"O zaman etler nerede?"

"Gelecek."

Kaşlarını çattı.

"Ne demek gelecek?"

Tam o sırada bahçenin kapısında küçük bir kamyonet durdu.

Şoför arka kapağı açtı.

Büyük bir masa, katlanır sandalyeler ve üzerinde büyük harflerle yazılmış bir tabela vardı.

"Ortak Aile Pikniği - Herkes Kendi Getirdiğini Yer."

Jülide'nin yüzündeki ifade görülmeye değerdi.

"Bu da ne?"

Gülümseyerek cevap verdim.

"Bu yıldan itibaren yeni bir gelenek başlatıyoruz."

Murat da yanıma geldi.

"Evet anne," dedi. "Herkes kendi yiyeceğini getiriyor. Ortak kullanmak isteyen masaya bırakıyor."

Jülide kahkaha attı.

"Şaka yapıyorsunuz."

"Hayır."

Kızlarından biri etrafa bakındı.

"Peki etler?"

"Biz kendimize yetecek kadar hazırladık."

"İçecekler?"

"Onlar da sadece bize yetecek kadar." Sessizlik çöktü grsele ilerleyn devamı digr sayfda....

FOTO GALERİLER