ANNEMLE BABAM ÖLDÜKTEN SONRA TEYZEM, KÜÇÜK KIZ KARDEŞİMİ SADECE PARAYA EL KOYMAK İÇİN YANINA ALMAK İSTEDİ
Benim adım Berkay, 19 yaşındayım. Üç ay önce annemle babam, evimizde çıkan korkunç bir yangında hayatlarını kaybetti. 7 yaşındaki kız kardeşim Melis ise yalnızca onu alevlerin arasından kendi ellerimle çıkardığım için hayatta kaldı. O geceden beri onun bakımını tek başıma üstleniyorum.
Hayalini kurduğum üniversiteden vazgeçtim ve aynı anda iki farklı işte çalışmaya başladım. Hayat hiç kolay değildi ama Melis’in hiçbir şeye muhtaç olmaması için elimden gelen her şeyi yapıyordum.
Derken teyzem Figen ve kocası Yalçın çıkıp geldi.
Yıllardır ne bizi aramışlar ne de ziyaret etmişlerdi. Ama şimdi birdenbire Melis’in velayetini almak istiyorlardı.
“Sen daha on dokuz yaşındasın,” dedi Figen tatlı bir sesle. “Git, gençliğini yaşa. Çocuğu yetişkinler büyütsün.”
Reddettiğimde ise sosyal hizmetlere hakkımda şikâyetler gitmeye başladı. Figen, Melis’i evde yalnız bıraktığımı, doğru düzgün yemek vermediğimi ve öfkemle onu korkuttuğumu iddia ediyordu.
Söylediği her yalanın ardından evimize yeni bir inceleme için görevliler geliyordu.
Daha kötüsü, Melis hafta sonları Figen ve Yalçın’ın yanında kaldığında eve her seferinde gözleri şişmiş hâlde dönüyordu.
Bir akşam yanıma sokulup fısıldadı:
“Onlara anne ve baba demediğim için bana kızıyorlar.”
Öfkeden deliye döndüm ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. Sosyal hizmet görevlileri beni dinlemek yerine genç ve sorumsuz biri olduğumu düşünüyor, söylediklerimi yeterince ciddiye almıyordu.
Sonra bir öğleden sonra Melis’i almaya her zamankinden erken gittim. Bisikletimin lastiği yolda patlamıştı. Figenlerin evine vardığımda açık pencerenin altında çömelip lastiği tamir etmeye başladım.
Tam o sırada içeriden duyduğum konuşma kanımı dondurdu.
“Şu velayeti bir alalım, sonra kızı yatılı okula göndeririz,” diye söylendi Figen. “Burada durmasına tahammül edemiyorum. Sürekli ablam için ağlayıp duruyor. Bıktım artık.”
“Biraz daha sabret,” dedi Yalçın. “Alacağımız parayı düşün. Para bizim kontrolümüze geçtiğinde bir daha çalışmamıza bile gerek kalmayacak.”
Ellerim titremeye başladı.
Ama sesimi çıkarmadım.
Birkaç dakika bekledim, sonra sanki hiçbir şey duymamışım gibi kapıyı çaldım ve Melis’i alıp eve götürdüm.
Ertesi gün son duruşma yapılacaktı.
Hâkim, Melis’in bundan sonra benimle mi yoksa Figen ve Yalçın’la mı yaşayacağına kesin olarak karar verecekti.
Figen mahkemeye son derece şık giyinmiş, yüzünde çoktan kazanmış gibi kendinden emin bir gülümsemeyle geldi.
“Umarım bunu fazla uzatmayız,” dedi. “Kızım Melis’le bugün yapacak çok işimiz var.”
Ona baktım ama cevap vermedim.
Çünkü Figen’in bilmediği bir şey vardı.
Bir gece önce duyduğum konuşmanın ardından boş durmamıştım.
Bir Yorum Yazın