İçeriğe geç
Yazı boyutu:
ANNEMLE BABAM ÖLDÜKTEN SONRA TEYZEM, KÜÇÜK KIZ KARDEŞİMİ SADECE PARAYA EL KOYMAK İÇİN YANINA ALMAK İSTEDİ

ANNEMLE BABAM ÖLDÜKTEN SONRA TEYZEM, KÜÇÜK KIZ KARDEŞİMİ SADECE PARAYA EL KOYMAK İÇİN YANINA ALMAK İSTEDİ

10.09.2026 tarihinde admin tarafından yazıldı — Kategori: Genel

Mahkeme salonunda Figen’in yüzündeki kendinden emin ifadeye bakarken aklımdan geçen tek cümle buydu.

Yanımda oturan Melis iki eliyle montumun kolunu tutuyordu. Küçücük parmaklarının titrediğini hissedebiliyordum. Gözlerini Figen’den kaçırıyor, başını sürekli bana doğru eğiyordu.

Hâkim dosyalara göz gezdirirken Figen’in avukatı ayağa kalktı.

“Sayın hâkim,” dedi, “müvekkillerim küçük Melis’e düzenli, güvenli ve maddi açıdan güçlü bir hayat sunabilecek durumdalar. Berkay ise henüz on dokuz yaşında. İki işte çalışıyor ve kardeşine yeterli zamanı ayırması mümkün görünmüyor.”

Figen başını üzgünmüş gibi eğdi.

“Ben sadece yeğenimin iyiliğini istiyorum,” dedi.

İçimden bağırmak geldi.

Ama sustum.

Çünkü gerçeklerin konuşması için birkaç dakika daha gerekiyordu.

Hâkim bana döndü.

“Berkay, eklemek istediğin bir şey var mı?”

Ayağa kalktım.

“Var, sayın hâkim.”

Figen gözlerini devirdi.

Çantamın fermuarını açtım ve içinden telefonumu çıkardım.

“Dün Melis’i almaya gittiğimde Figen Teyzemle Yalçın’ın konuşmasını duydum.”

Figen’in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

“Yalan söylüyor!” diye atıldı.

Hâkim elini kaldırarak onu susturdu.

Ben devam ettim.

“Konuşmanın bir kısmını telefonuma kaydettim.”

Salondaki hava bir anda değişti.

Kaydı açtığımda Figen’in sesi açıkça duyuldu.

“Şu velayeti bir alalım, sonra kızı yatılı okula göndeririz…”

Ardından Yalçın’ın sesi geldi.

“Alacağımız parayı düşün. Para bizim kontrolümüze geçtiğinde bir daha çalışmamıza gerek kalmayacak.”

Figen ayağa fırladı.

“Bu kayıt yasadışı! Üstelik konuşmanın bağlamı tamamen farklı!”

Ama hâkim kaydı durdurmadı.

Sesler salonda yankılanırken Melis başını omzuma yasladı.

Kaydın bitmesini bekledim.

Sonra yeniden konuştum.

“Bu benim tek kozum değil.”

Bu defa Yalçın da bana baktı.

Çantadan kalın kahverengi bir dosya çıkardım.

Annemle babam öldükten birkaç hafta sonra evdeki belgeleri düzenlerken babamın çalışma masasının arkasında gizli bir bölme fark etmiştim. İçinde sigorta belgeleri, banka hesapları ve bir noter evrakı vardı.

O zaman fazla anlam verememiştim.

Ama Figen’in paradan söz ettiğini duyunca gece boyunca o belgeleri inceledim.

Avukatım aracılığıyla sabah erkenden noterden teyit ettirmiştim.

Dosyayı hâkime uzattım.

“Annemle babam, ölmeden yaklaşık iki yıl önce bir vasiyet hazırlamışlar.”

Figen’in beti benzi attı.

Hâkim belgeyi okumaya başladı.

Ben ise gözümü Figen’den ayırmadım.

Vasiyet açık ve netti.

Anne ve babamın hayat sigortasından ve birikimlerinden Melis adına oldukça büyük bir eğitim fonu oluşturulmuştu.

Ama fonun hiçbir vasinin kişisel kullanımına açılması mümkün değildi.

Dahası, vasiyette özel bir madde vardı.

Melis’in vasiliğini üstlenen kişi parayı kendi ihtiyaçları için kullanmaya çalışırsa, bütün mali yönetim yetkisi bağımsız bir kayyuma devredilecekti.

Figen bunu bilmiyordu.

Ama asıl sürpriz daha yeni geliyordu.

Hâkim kaşlarını çatarak belgenin son sayfasına baktı.

“Burada Figen Hanım’ın adı özellikle belirtilmiş.”

Salonda çıt çıkmıyordu.

Figen’in dudakları aralandı.

“Ne?”

Hâkim yüksek sesle okumadı ama anlamını açıkladı.

Anne ve babam, geçmişte Figen’in kendilerinden defalarca borç aldığını ve geri ödemediğini belirtmişlerdi. Bu nedenle Melis’in parasal varlıklarının yönetiminin hiçbir koşulda Figen’e ya da Yalçın’a verilmemesini özellikle istemişlerdi.

Figen bir anda öfkeyle bana döndü.

“Bunu sen uydurdun!”

“Belge noter onaylı,” dedim.

Avukatım da doğruladı.

O anda ilk kez Figen’in gerçekten korktuğunu gördüm.

Ama mesele artık para değildi.

Hâkim sosyal hizmetler görevlisine döndü.

“Melis’le özel olarak görüşmek istiyorum.”

Kalbim sıkıştı.

Melis korkuyla bana baktı.

“Gitmek zorunda mıyım?”

Dizlerimin üzerine çöktüm.

“Sadece doğruyu söyle,” dedim. “Kimseyi korumak zorunda değilsin. Beni bile.”

Melis görevliyle birlikte yan odaya geçti.

Beklediğimiz yirmi dakika bana saatler gibi geldi.

Figen sürekli avukatıyla fısıldaşıyor, Yalçın ise başını önüne eğmiş duruyordu.

Sonunda Melis geri geldi.

Gözleri kızarmıştı.

Ama bu kez korkmuş görünmüyordu.

Hâkim kararını açıklamadan önce uzun süre sustu.

Sonra doğrudan Figen’e baktı.

“Küçük bir çocuğa sizi anne ve baba olarak çağırması için baskı yapılması, üstelik biyolojik ailesini yeni kaybetmişken, son derece kaygı verici.”

Figen’in avukatı itiraz etmeye çalıştı ama hâkim devam etti.

“Bunun yanında mali çıkarı açıkça ortaya koyan ses kaydı ve vasiyet hükümleri de dikkate alınacaktır.”

Ben nefesimi tuttum.

“Melis’in mevcut vasiliğinin Berkay’da kalmasına karar veriyorum.”

Gözlerimi kapattım.

Sanki üç aydır göğsümün üzerinde duran koca bir taş bir anda kalkmıştı.

Melis boynuma sarıldı.

Ama hâkim henüz bitirmemişti.

“Figen ve Yalçın’ın çocukla görüşmeleri, sosyal hizmetler tarafından yeniden değerlendirilene kadar gözetimsiz şekilde yapılmayacaktır.”

Figen ağlamaya başladı.

Fakat gözyaşları bana gerçek gelmiyordu.

Mahkeme çıkışında peşimden geldi.

“Berkay, bir dakika.”

Durdum.

Melis’in elini sıkıca tuttum.

Figen’in sesi bu kez yumuşaktı.

“Ben kötü biri değilim. Sadece… hayatımız çok kötü gidiyordu. Borçlarımız vardı.”

“Bu yüzden yedi yaşındaki bir çocuğu kullanmak mı istedin?”

Cevap veremedi.

Melis arkamdan başını uzattı.

“Teyze,” dedi.

Figen ona baktı.

Melis’in söyleyeceği şeyi merak ediyordum.

“Benim annem öldü,” dedi sessizce. “Sen onun yerine geçemezsin.”

Figen’in yüzü düştü.

Melis sonra elimi daha sıkı tuttu.

“Ama Berkay benim abim. O kimsenin yerine geçmeye çalışmadı. Sadece yanımda kaldı.”

O cümle içimde bir yere dokundu.

Çünkü aylardır kendime aynı soruyu soruyordum.

Ben gerçekten yeterli miydim?

On dokuz yaşındaydım.

Üniversite hayallerimi bırakmıştım.

Sabahları bir depoda, akşamları bir lokantada çalışıyordum.

Bazen eve geldiğimde ayakta duracak hâlim kalmıyordu.

Belki mükemmel bir vasi değildim.

Ama Melis’in benden istediği mükemmellik değildi.

Onu bırakmamamdı.

Altı ay sonra hayatımız yavaş yavaş düzene girdi.

Sosyal hizmetler kontrollerini azalttı.

Çalıştığım işlerden biri bana daha düzenli saatler teklif etti.

Üniversiteden de kaydımı tamamen silmek yerine eğitimimi dondurabileceğimi öğrendim.

Belki bir gün geri dönecektim.

Melis ise yeniden gülmeye başlamıştı.

Bir akşam birlikte eski aile fotoğraflarına bakıyorduk.

Yangından kurtarabildiğimiz birkaç fotoğrafı küçük bir albüme yerleştirmiştik.

Annemle babamın sahilde çekilmiş bir fotoğrafına uzun uzun baktı.

“Onlar senin benim için yaptıklarını biliyor mudur?” diye sordu.

Boğazım düğümlendi.

“Bilmiyorum.”

Melis düşündü.

“Bence biliyorlardır.”

Sonra başını omzuma koydu.

Ben de fotoğrafa baktım.

Aylar boyunca ailemi korumanın güçlü olmak, herkese karşı savaşmak ve her problemi tek başıma çözmek anlamına geldiğini sanmıştım.

Oysa yanılmıştım.

Bazen aile olmak, bütün cevaplara sahip olmak değildi.

Bazen yalnızca biri korktuğunda onun yanında kalmak, herkes sırtını döndüğünde elini bırakmamak ve daha kolay bir yol var diye sevdiğin insanı terk etmemekti.

O gece Melis uyuduktan sonra üniversiteden gelen eski kabul mektubumu çekmeceden çıkardım.

Artık ona baktığımda kaybettiğim hayatı görmüyordum.

Sadece ertelenmiş bir hayat görüyordum.

Çünkü bazı fedakârlıklar insanın geleceğini yok etmez.

O geleceğin neden değerli olduğunu öğretir.

Ve ben on dokuz yaşımda bir şeyi kesin olarak öğrenmiştim:

Annemle babamın bana bıraktığı en büyük miras bankadaki para değildi.

Onların yokluğunda bile birbirimizi bırakmamamız gerektiğini bilen iki kardeştik.

Melis’in vasiliğini kazandığım gün bir mahkemeyi kazanmış olabilirdim.

Ama asıl kazandığım şey, yıllar sonra bile vereceğim bütün kararlara yön verecek kadar basit bir gerçeği anlamaktı:

Aile, senden ne alabileceğini hesaplayan insanlar değil; hiçbir şeyin kalmadığında bile yanında kalmayı seçen insanlardı.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir