İçeriğe geç
Yazı boyutu:
BİR KESKİN NİŞANCI KURŞUNUNUN BACAKLARIMI ELİMDEN ALMASININ ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇMİŞTİ. KONAĞIMDAKİ HERKES BENDEN KORKMAYI ÖĞRENMİŞTİ

BİR KESKİN NİŞANCI KURŞUNUNUN BACAKLARIMI ELİMDEN ALMASININ ÜZERİNDEN İKİ YIL GEÇMİŞTİ. KONAĞIMDAKİ HERKES BENDEN KORKMAYI ÖĞRENMİŞTİ

11.09.2026 tarihinde admin tarafından yazıldı — Kategori: Genel

“Bir daha ‘temizlikçi’ diye küçümseyerek konuşursan seni burada bırakırım.”

Rauf hafifçe gülümsedi.

“İşte bu daha ilginç.”

Tam cevap verecekken doktor çıktı.

“Selin Hanım’ın yakını mısınız?”

Bir an duraksadım.

“İşvereniyim.”

Doktor başını salladı.

“Ciddi derecede kansızlığı var. Ayrıca yetersiz beslenme ve aşırı yorgunluk belirtileri görüyoruz. Bir süredir vücudunu fazla zorlamış.”

“Başka bir şey?”

Doktor birkaç saniye sustu.

“Böbrek değerlerinde de sorun var. Daha ayrıntılı test yapacağız.”

İçimde tuhaf bir öfke yükseldi.

Ama bu kez öfkem Selin’e değildi.

“Kendine neden bunu yapmış?”

Doktor omuz silkti.

“İnsanlar bazen mecbur kaldıkları için bedenlerinin sınırlarını görmezden geliyor.”

Bu cümle boğazıma oturdu.

Ben yıllardır herkesin önümde eğildiği bir dünyada yaşıyordum.

Selin ise birkaç kuruş daha kazanabilmek için bedenini tüketiyordu.

Sabaha karşı gözlerini açtı.

Odada yalnızdık.

Beni görünce şaşırdı.

“Siz neden buradasınız?”

“Beni yatağımda ölmek üzere bıraktığın için.”

Zayıfça gülümsedi.

“Ölmüyordum.”

“Bunu doktorlara söyle.”

Bakışlarını kaçırdı.

“İşe dönmem lazım.”

O kadar sert baktım ki yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Sen delisin.”

“İşe gitmezsem para alamam.”

“Bu cümleyi bir daha söylersen hastaneyi satın alıp seni buraya kilitlerim.”

İlk kez bana gerçekten kızdı.

“Her şeyi parayla çözebileceğinizi sanıyorsunuz.”

Sözleri odada yankılandı.

“Öyle değil mi?” dedim soğukça.

“Hayır.”

Yatağında doğrulmaya çalıştı.

“Annemin bakım merkezi ayda ne kadar biliyor musunuz? Borçlarımı biliyor musunuz? Benim yerimde olsanız ne yapardınız?”

“Para verirdim.”

“İşte sorun bu.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne?”

“Ben sizden para istemiyorum.”

“Peki ne istiyorsun?”

Selin gözlerimin içine baktı.

“Kimseye muhtaç olmadan ayakta kalmak istiyorum.”

İroniye bak.

Ayakta kalmak.

O cümle içimde bir yere saplandı.

Ben milyonlara sahiptim ama ayağa kalkamıyordum.

Selin’in neredeyse hiçbir şeyi yoktu ama yine de başkasına yaslanmadan yaşamaya çalışıyordu.

Ertesi gün doktorlar Selin’i birkaç gün dinlenmesi şartıyla taburcu etti.

Malikâneye dönmesini yasakladım.

O ise iki gün sonra kapımda belirdi.

“Sen ne yapıyorsun burada?”

“Çalışıyorum.”

“Doktor dinlen dedi.”

“İki gün dinlendim.”

“Bir hafta dedi.”

“Ben iki gün duydum.”

İstemeden güldüm.

Uzun zamandır ilk kez.

Selin de şaşkınlıkla bana baktı.

“Güldünüz.”

“Hayır.”

“Güldünüz.”

“İşine dön.”

O günden sonra evde bir şeyler değişmeye başladı.

Belki de değişen ev değildi.

Bendim.

Selin’in yemek yemeden çalışmasına izin vermiyordum.

O da benim fizyoterapi seanslarını aksatmama izin vermiyordu.

Yeni bir fizyoterapist geldiğinde ona bağırmaya başladığım ilk gün Selin kapının önünde belirdi.

“Kâğıt ağırlıklarını kaldırdım.”

“Ne?”

“Bu sefer kimsenin kafasına bir şey fırlatamazsınız.”

Fizyoterapist kahkahasını zor tuttu.

Ben ise ona öfkeyle baktım.

“Çık.”

“Hayır.”

“Selin.”

“Kalkmaya çalışın.”

“Ben kalkamıyorum.”

“Doktor denemeniz gerektiğini söylüyor.”

“Elimde doktor dolu. Bir tane daha istemiyorum.”

Selin yanıma yaklaştı.

“Ben doktor değilim.”

“Belli.”

“Ben sadece kaçtığınızı görüyorum.”

O anda odadaki hava değişti.

“Ne dedin?”

“Herkese kızıyorsunuz çünkü kızgın olmak korkmaktan daha kolay.”

Rauf kapının yanında donup kaldı.

Fizyoterapist gözlerini yere indirdi.

Kimse bana yıllardır böyle konuşmamıştı.

“Benden korkmuyor musun?”

Selin başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü sizi en kötü hâlinizde gördüm.”

“Bu mu?”

“Hayır.”

Bir adım daha yaklaştı.

“En kötü hâliniz bağırdığınız zaman değil.”

Sustu.

“En kötü hâliniz vazgeçtiğiniz zaman.”

O gün fizyoterapi yaptım.

Ertesi gün de.

Sonraki hafta da.

Aylar geçti.

Bir sabah terapist, destek cihazına tutunmamı istedi.

“Bugün ağırlık aktaracağız.”

“Yine mi aynı saçmalık?”

Arkamdan Selin’in sesi geldi.

“Kaçmayın.”

Başımı çevirdim.

Kapının yanında durmuştu.

“Sen neden buradasın?”

“Temizlik.”

“Elinde bez yok.”

“Unuttum.”

Yalancıydı.

Ellerimi metal barlara koydum.

Terapist dizlerimi sabitledi.

“Üç deyince kollarınızla destek alın.”

“Bir.”

Nefes aldım.

“İki.”

Kalbim deli gibi atıyordu.

“Üç.”

Kendimi yukarı çektim.

İlk anda hiçbir şey olmadı.

Sonra kalçam sandalyeden birkaç santim yükseldi.

Bacaklarım titredi.

Yıllardır aşağıdan baktığım odanın görüntüsü değişti.

Bir anlığına.

Sadece bir anlığına.

Ama yükselmiştim.

“Devam!” diye bağırdı terapist.

Dizlerim boşaldı.

Yeniden sandalyeye düştüm.

Nefes nefeseydim.

Selin’in gözleri dolmuştu.

“Ne bakıyorsun?”

“Hiç.”

“Gülme.”

“Gülmüyorum.”

Gülüyordu.

Ben de.

Fakat hayat bana huzuru uzun süre vermemeye alışmıştı.

Üç gün sonra Rauf çalışma odama koşarak girdi.

Elinde bir dosya vardı.

Yüzü daha önce hiç görmediğim kadar ciddiydi.

“Vurulduğun geceyle ilgili bir şey bulduk.”

İçimdeki bütün sıcaklık söndü.

“Ne?”

“Keskin nişancının kimliği değil.”

Dosyayı önüme bıraktı.

“Onu kimin tuttuğu.”

Dosyayı açtım.

İçinde banka kayıtları, telefon görüşmeleri ve fotoğraflar vardı.

Her sayfada aynı isim geçiyordu.

İş ortağım sandığım, yıllardır yanımda olan adamlardan biri.

“Emin misin?”

“Evet.”

“Şimdi nerede?”

Rauf cevap vermeden önce kapı açıldı.

Selin içeri girdi.

“Yemeğinizi…”

Masadaki fotoğrafı görünce sustu.

Yüzünün rengi değişti.

Bunu fark ettim.

“Sen bu adamı tanıyor musun?”

Selin’in elindeki tepsi titredi.

“Hayır.”

“Bana bak.”

Bakmadı.

“Selin.”

Gözleri doldu.

“Tanıyorum.”

Rauf hemen kapıyı kapattı.

“Kim?”

Selin derin bir nefes aldı.

“Annemin yıllar önce yanında çalıştığı adam.”

O anda odada tek bir ses bile kalmadı.

“Ne demek bu?”

Selin yavaşça oturdu.

“Annem yıllar önce onun şirketinde muhasebeciydi. Bazı ödemeleri fark etmiş. İnsanlara para aktarıldığını, sahte şirketler kurulduğunu görmüş.”

Kalbim hızlandı.

“Sonra?”

“Polise gitmek istemiş.”

Selin ağlamaya başladı.

“Ama gitmeden önce onu susturdular.”

“Annen hafıza merkezinde değil mi?”

“Çünkü yaşadığı saldırıdan sonra hafızası bozuldu.”

Dünyam yeniden yerinden oynadı.

Benim vurulmama neden olan adam…

Selin’in annesinin hayatını da mahvetmişti.

İki farklı hayatı birbirine bağlayan görünmez bir kurşun vardı.

O gece yıllardır ilk kez intikam düşünmedim.

Adalet düşündüm.

Belgeleri savcılığa ulaştırdık.

Rauf’un topladığı kayıtlar, Selin’in annesinin eski dosyasıyla birleşince bütün yapı çözüldü.

Aylar sonra o adam ve yanında çalışan birkaç kişi tutuklandı.

Ben ise kurduğum karanlık dünyanın büyük bölümünden çekildim.

Bunu yapmam kolay olmadı.

Bazıları zayıfladığımı düşündü.

Bazıları ihanet etti.

Bazıları kaçtı.

Ama ilk kez insanların benden korktuğu bir hayat istemediğimi anladım.

Bir yıl sonra malikânenin bahçesinde güneşli bir sabahtı.

Selin önümde duruyordu.

Elinde kahve vardı.

Ben destek cihazına tutunmuş hâlde karşısındaydım.

“Hazır mısınız?”

“Hayır.”

“Güzel.”

“Nesi güzel?”

“Hazır olduğunuz günü beklerseniz hiç başlamazsınız.”

Gözlerimi devirdim.

İlk adımı atmaya çalıştım.

Bacağım birkaç santim ilerledi.

Sonra diğerini.

Selin bana dokunmadı.

Yardım etmedi.

Çünkü onun bana öğrettiği en önemli şey buydu.

Bazen birini kurtarmak, onu sırtında taşımak değildir.

Sadece düşeceği zaman yanında durmaktır.

Üçüncü adımda dengemi kaybettim.

Selin kollarını uzattı ama beni tutmadı.

Ben kendimi toparladım.

Başımı kaldırdım.

“Gördün mü?”

“Gördüm.”

“Yürüyorum.”

Selin gülümsedi.

“Hayır.”

Kaşlarımı çattım.

“O zaman ne yapıyorum?”

“Kendinize geri dönüyorsunuz.”

O an anladım.

İki yıl önce o kurşun sadece bacaklarımı almamıştı.

Benden güvenimi, sabrımı, insanlığımı ve geleceğe dair bütün inancımı da çalmıştı.

Ben yıllarca ayağa kalkmayı yalnızca yürümek sanmıştım.

Oysa insan bazen tekerlekli sandalyede otururken de ayağa kalkabiliyordu.

Öfkesinden vazgeçtiğinde.

Korkusuyla yüzleştiğinde.

Birine güvenmeyi yeniden öğrendiğinde.

Selin o gece benim yatağımda bayıldığında, onun hayatını kurtardığımı düşünmüştüm.

Gerçek ise çok daha farklıydı.

Çünkü sonunda fark ettim ki o gece kurtarılan kişi Selin değildi.

Bendim.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir