Eski kocam yeni doğan kızımıza yardım etmeyi reddedip, “O senin sorumluluğun, senin problemin,” dedi — ama kendi annesinin ardından yaptığı şey herkesi şaşkına çevirdi.
terk etmemişti.
Yeni doğan kızını yok saymıştı.
Üstelik bunu yaparken en ufak bir vicdan azabı bile duymamıştı.
Bir süre sonra Taner beşiği kenara itti ve arabasına yöneldi.
Feriha Hanım saate baktı.
“Tam zamanı.”
“Ne için?”
Gülümsedi.
“İkinci kısım.”
Taner’in çalıştığı şirket şehir merkezindeki büyük bir inşaat firmasıydı.
Yıllardır orada çalışıyordu ve iş arkadaşlarının ona ne kadar saygı duyduğunu anlata anlata bitiremezdi.
Kendini güvenilir, ağırbaşlı, ailesine düşkün bir adam gibi göstermeyi çok severdi.
Gerçek hayatıyla anlattığı hayat birbirinden tamamen farklıydı.
Feriha Hanım bunu biliyordu.
Şirketin sahibiyle de yıllardır tanışıyordu.
Meğer Taner’in babası zamanında o adamla ortak iş yapmış.
Biz Taner’den önce şirkete gittik.
Feriha Hanım resepsiyonda adını söylediğinde görevli hemen ayağa kalktı.
“Buyurun Feriha Hanım.”
Beni de yanında içeri aldı.
“Ne yapacağız?” diye fısıldadım.
“Konuşacağız.”
“Kimle?”
“Taner’in patronuyla.”
Bir an olduğum yerde kaldım.
“Hayır. İşini kaybetmesini istemiyorum.”
Feriha Hanım bana dikkatlice baktı.
“Ben de istemiyorum. Sonuçta çocuğuna para ödemesi gerekiyor.”
Bu cümleye istemeden güldüm.
Biraz sonra şirket sahibi bizi odasına aldı.
Adı Rauf Bey’di.
Altmış yaşlarında, ciddi yüzlü bir adamdı.
Feriha Hanım her şeyi açık açık anlattı.
Ben araya girmek bile istemedim.
Ama Rauf Bey dönüp bana sordu:
“Gerçekten bebeğin tedavisi için yardım etmedi mi?”
Başımı eğdim.
“Hayır.”
“Birikim hesabını da mı boşalttı?”
“Evet.”
Rauf Bey koltuğuna yaslandı.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra masasındaki telefona uzandı.
“Taner geldiğinde bana gönderin.”
Kalbim hızlandı.
“Rauf Bey, lütfen onu kovmayın.”
Adam bana baktı.
“Merak etmeyin. Kimseyi kovmuyorum.”
Feriha Hanım hemen ekledi:
“Henüz.”
Yaklaşık yarım saat sonra kapı açıldı.
Taner içeri girdi.
Beni gördüğü anda yüzü değişti.
Sonra annesini fark etti.
“Anne?”
Feriha Hanım kollarını bağladı.
Taner bana döndü.
“Sen burada ne arıyorsun?”
Rauf Bey masaya hafifçe vurdu.
“Ben çağırdım.”
Taner’in sesi kesildi.
“Efendim?”
Rauf Bey dosyayı önüne koydu.
“Bana yıllardır aile sorumluluğuna çok önem verdiğini söylüyorsun.”
Taner bana nefretle baktı.
“Bu özel bir mesele.”
“Çocuğun özel mesele değil,” dedi Feriha Hanım.
Taner başını annesine çevirdi.
“Sen neden onun tarafındasın?”
Feriha Hanım ayağa kalktı.
“O benim torunum.”
“Anne, bu kadın seni doldurmuş.”
Benim içimde bir şey koptu.
“Ben sana hiçbir şey yapmadım Taner. Sadece kızımız için yardım istedim.”
“Yeter artık!”
Taner bağırınca Rauf Bey sertçe ayağa kalktı.
“Sesini alçalt.”
O anda Taner sustu.
Feriha Hanım çantasından bir dosya çıkardı.
Masaya bıraktı.
“Bunu da bilmen gerekiyor.”
Taner dosyaya baktı.
“Bu ne?”
“Babanın sana bıraktığı hisselerle ilgili belgeler.”
Taner’in yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Babasından kalan küçük bir şirket hissesi vardı.
Yıllardır bunu satıp büyük bir yatırım yapacağını anlatıyordu.
Feriha Hanım dosyayı açtı.
“Baban hisselerin yönetimini bana bırakmıştı. Sen kırk yaşına gelene kadar.”
Taner şaşkınlıkla ona baktı.
“Evet, biliyorum.”
“Hayır. Hepsini bilmiyorsun.”
Oda sessizleşti.
“Baban vasiyetine bir şart koymuştu.”
Taner’in kaşları çatıldı.
“Ne şartı?”
“Çocuğun olursa ona karşı maddi sorumluluklarını yerine getirmen gerekiyordu.”
Ben bile bunu bilmiyordum.
Taner gülmeye çalıştı.
“Böyle saçmalık mı olur?”
Feriha Hanım belgeyi önüne itti.
“Olmuş.”
Taner kağıdı aldı.
Okudukça yüzündeki ifade değişti.
“Bu ne demek?”
Feriha Hanım sakin bir sesle cevap verdi.
“Bu, kızının bakımından kaçarsan hisselerin üzerindeki yetkinin sana geçmeyeceği anlamına geliyor.”
Taner kağıdı masaya fırlattı.
“Şaka yapıyorsun.”
“Hayır.”
“Yani onun yüzünden paramı mı kaybedeceğim?”
İşte o an odadaki herkes sustu.
Ben ise sadece ona baktım.
Kızımızdan hâlâ “onun yüzünden” diye bahsediyordu.
Feriha Hanım’ın yüzündeki son umut kırıntısı da kayboldu.
“Hayır Taner,” dedi. “Paranı kızın yüzünden kaybetmiyorsun. Kendi karakterin yüzünden kaybediyorsun.”
Taner’in sevgilisi de birkaç dakika sonra şirkete geldi.
Meğer Taner panikle onu aramış.
Kadın odaya girer girmez bağırmaya başladı.
“Bu kadını neden buraya getirdiniz?”
Feriha Hanım dönüp ona baktı.
“Sen de geldin demek.”
Kadın alaycı şekilde güldü.
“Evet. Taner’in yanında olmak için.”
Feriha Hanım çantasından bu kez başka bir zarf çıkardı.
Taner irkildi.
“Anne, o ne?”
“Senin ona anlattığın hayatla ilgili küçük bir gerçek.”
Sevgilisi zarfı açtı.
İçinden banka hesap dökümleri çıktı.
Taner’in ondan sakladığı borçları, kredi ödemeleri ve benim hesabımdan çektiği para görünüyordu.
Kadın sayfalara baktıkça yüzü değişti.
“Sen bana bu evin senin olduğunu söyledin.”
Taner sustu.
“Babanın sana milyonlar bıraktığını söyledin.”
Taner hâlâ cevap vermedi.
Kadın sesini yükseltti.
“Taner!”
Feriha Hanım soğuk bir sesle konuştu.
“Ev benim.”
Kadın dondu.
“Ne?”
“Taner sadece oturuyor.”
O an Taner’in yüzünü hiç unutmayacağım.
Sevgilisi ona baktı.
“Sen bana yalan mı söyledin?”
“Dinle, ben açıklayabilirim.”
“Araban da mı kredi?”
Taner cevap vermedi.
Kadın çantasını aldı.
“Ben böyle bir şey için eski eşinle uğraşamam.”
Taner kolundan tutmaya çalıştı.
“Saçmalama.”
Kadın elini çekti.
“Beni bırak.”
Ve odadan çıktı.
Taner ardından bakakaldı.
Ben hiçbir şey söylemedim.
İçimde garip bir sessizlik vardı.
Zafer kazanmış gibi hissetmiyordum.
Sadece çok yorulmuştum.
Rauf Bey sonunda konuştu.
“Taner, işin burada devam edecek. Ama maaşının yasal olarak belirlenen kısmı çocuk nafakası için düzenli şekilde ayrılacak. Bu konu mahkeme kararıyla netleşene kadar da avukatlarla görüşeceksiniz.”
Taner bana döndü.
“Bunu sen mi istedin?”
Başımı salladım.
“Hayır.”
“Yalan söylüyorsun.”
İlk kez sesimi yükseltmeden cevap verdim.
“Ben sadece kızımın nefes alabilmesini istedim.”
Bu cümle odadaki herkesi susturdu.
Taner bana bakamadı.
O gün eve dönerken Feriha Hanım arabayı kullanıyordu.
Ben camdan dışarı bakıyordum.
“İyi misin?” diye sordu.
“Bilmiyorum.”
“Pişman mısın?”
Bir süre düşündüm.
“Hayır. Ama mutlu da değilim.”
Feriha Hanım başını salladı.
“Olman gerekmiyor.”
Eve geldiğimizde Masal komşumun kucağında uyuyordu.
Onu kollarıma aldığım anda gün boyunca yaşanan her şey anlamını kaybetti.
O kadar küçüktü ki.
Nefesi hâlâ zaman zaman hırıltılı çıkıyordu.
Yanağını göğsüme yasladı.
Bir anda ağlamaya başladım.
Ama bu kez çaresizlikten değil.
Feriha Hanım yanıma oturdu.
“Biliyor musun,” dedi, “senden özür dilemem gerekiyor.”
“Neden?”
“Yıllarca oğlumu savundum. Seni suçladığım zamanlar oldu. Onun bencil olduğunu görmek istemedim.”
Başımı kaldırdım.
“Geçmişi değiştiremeyiz.”
“Hayır.”
Masal’ın elini tuttu.
“Ama bundan sonrasını değiştirebiliriz.”
Sonraki aylarda Taner gerçekten nafaka ödemeye başladı.
Mahkeme ortak hesaptan çektiği paranın bir kısmını geri ödemesine karar verdi.
Feriha Hanım ise hayatımızdan çıkmadı.
Tam tersine her hafta Masal’ı görmeye geldi.
Bazen yemek getirdi.
Bazen hastane randevularına bizimle geldi.
Bazen de hiçbir şey yapmadan sadece yanımızda oturdu.
Taner birkaç kez beni aradı.
Önce öfkeliydi.
Sonra özür dilemeye çalıştı.
Bir gün, aylar sonra, kapımda belirdi.
Elinde küçük bir oyuncak vardı.
“Masal’ı görebilir miyim?” diye sordu.
Kapıda uzun süre ona baktım.
“Babalık bir oyuncakla başlamaz Taner.”
Başını eğdi.
“Biliyorum.”
“Benim affetmemle de başlamaz.”
“Peki neyle başlar?”
Kucağımdaki Masal’a baktım.
Sonra ona.
“Her gün gelmekle. Her ay sorumluluğunu yerine getirmekle. Hastalandığında yanında olmakla. Büyürken kaçmamakla.”
Taner sessizce başını salladı.
Kapıyı tamamen açmadım.
Ama tamamen kapatmadım da.
Çünkü artık kararlarımı öfkeyle vermek istemiyordum.
Masal’ın hayatında kimlerin olacağına sözler değil, davranışlar karar verecekti.
Feriha Hanım’ın o sabah kapının önüne bıraktığı beşiği ise yıllarca sakladım.
Masal büyüyüp hikâyesini soracak yaşa geldiğinde ona o kartonu da gösterdim.
“Babalıktan kaçabilirsin ama sorumluluktan kaçamazsın.”
Ama sonra ona bir şey daha söyledim:
“İnsanların kim olduğunu, sana söyledikleri değil; sen en zor durumdayken yaptıkları gösterir.”
Masal o gün büyükannesine sarıldı.
Ben de onları izlerken şunu anladım:
O sabah biz Taner’e ders vermeye gittiğimizi sanmıştık.
Oysa asıl ders bana kalmıştı.
Aile, her zaman aynı soyadını taşıyan insanlardan oluşmuyordu.
Aile, en çaresiz anında kapını çalan, seni yerden kaldıran ve hiçbir şey beklemeden yanında kalmayı seçen insandı.
Ve bazen hayat, senden bir kişiyi alırken hiç beklemediğin başka birini gerçek anlamda ailene dönüştürüyordu.

Bir Yorum Yazın