Okulun hademesine spor ayakkabılarımı verdim çünkü ayakkabıları paramparçaydı… Ertesi sabah müdür beni odasına çağırdı. İçeride polisler beni bekliyordu.
"Harun, insanlar bazen zenginliği yanlış yerde arar. Benim servetim hiçbir zaman banka hesabım olmadı. Bana güvenen insanlar oldu. Bana teşekkür eden insanlar oldu. En büyük servet budur."
Kutunun en altında ise başka bir dosya vardı.
Dosyanın içinde küçük bir sigorta poliçesi bulunuyordu.
Meğer Mehmet Amca yıllar önce yaptırdığı mütevazı bir hayat sigortasının tek lehtarını kızı Elif olarak bırakmıştı. Tedavisini karşılayacak kadar büyük olmasa da yeni bir başlangıç yapmasına yetecek miktardaydı.
Elif gözyaşları içinde bana döndü.
"Babam son günlerinde senden çok bahsediyordu." dedi. "Sana ayakkabılarını veren çocuk demiyordu. Bana yeniden insanlara güvenmeyi öğreten çocuk diyordu."
O sözleri hiç unutamadım.
Okula döndüğümde olay çoktan duyulmuştu.
Daha önce Mehmet Amca'yla alay eden öğrenciler başlarını önümde eğiyordu.
Müdür, bütün okulun katıldığı bir tören düzenledi.
Konuşmasında şöyle dedi:
"Bir insanın değeri yaptığı işle değil, yaptığı iyiliklerle ölçülür. Bunu bize en iyi öğreten kişi Mehmet Bey oldu."
Ardından okul yönetimi, ihtiyaç sahibi öğrenciler ve çalışanlar için bir dayanışma fonu kurmaya karar verdi.
İlk bağışı öğretmenler yaptı.
Sonra veliler.
Ardından öğrenciler.
Kimisi harçlığından beş lira verdi, kimisi eski montunu getirdi, kimisi kullanılmamış ayakkabılarını bağışladı.
Kısa süre içinde okulun kullanılmayan bir odası, ücretsiz kıyafet ve kırtasiye desteği sağlanan küçük bir dayanışma merkezine dönüştü.
Kapısına da tek bir tabela asıldı:
"Mehmet Amca Dayanışma Odası."
Aylar sonra Elif'in tedavisi olumlu sonuç vermeye başladı.
Bir gün okula ziyarete geldi.
Ayağında yeni ayakkabılar vardı.
Koridorda durup babasının yıllarca paspas yaptığı zemine baktı.
Sonra bana dönüp gülümsedi.
"Babam senin verdiğin ayakkabıları hiç çıkarmadı." dedi. "Onları eskimesin diye sadece okulda giyiyormuş. Eve gelince temizleyip kutusuna koyarmış."
Boğazım düğümlendi.
O gün eve dönerken kendi kendime şunu düşündüm:
Ben sadece bir çift spor ayakkabısı vermiştim.
Ama bazen küçücük görünen bir iyilik, bir insanın son günlerini umutla geçirmesine, bir kızın geleceğini değiştirmesine ve yüzlerce kişinin kalbine dokunmasına yetebiliyormuş.
O günden sonra ne zaman birinin sessizce yardım beklediğini görsem, Mehmet Amca'nın gülümsemesi aklıma geliyor.
Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarımız değil; hiç tanımadığımız birinin hayatında bırakabildiğimiz izdir. Bazen bir çift eski ayakkabının yerine verilen yeni bir çift spor ayakkabı, yıllar sonra bile unutulmayacak kocaman bir iyiliğin ilk adımı olabilir.