Pazar günü çorba için patates doğruyordum. Kayınvalidem elindeki kepçeyle başıma vurup “Bir işi bile beceremiyorsun” dedi. Kocam ise salondaki futbol maçının sesini biraz daha açtı. Ben de tencereleri yere fırlattım, valizimi alıp çıktım. Bundan sonra yemeklerini kendileri yapsınlar.
Duruşma salonuna girdiğimizde hakim her iki tarafı da dinledi. Murat hâlâ olayı küçümsemeye, benim fevri davrandığımı kanıtlamaya çalışıyordu. Ancak iki yıl boyunca yaşadığım psikolojik baskı, harcadığım emeğin karşılığını alamayışım ve en nihayetinde maruz kaldığım o fiziksel sembolik şiddet (kepçe olayı) hakimin gözünden kaçmadı. Tek celsede olmasa da, ikinci duruşmada evlilik hukuken de resmen bitti.
O binadan çıktığımda, sırtımdaki görünmez tonlarca yükün bir anda yok olduğunu hissettim.
Hak Edilen Özgürlük
Aradan altı ay geçti. Bu süre zarfında kuafördeki işime dört elle sarıldım. Kendime küçük, tek odalı ama içi tamamen bana ait olan, her köşesini kendi zevkime göre döşediğim minik bir ev tuttum. O evde ne havluların nasıl asılacağını söyleyen biri vardı, ne de çorbanın tuzuna kusur bulan bir kayınvalide.
Bir pazar sabahı, üzerimde yine o eski ama artık bana huzur veren solmuş sabahlığımla mutfağımdaydım. Kendime güzel bir kahvaltı hazırlıyordum. Patatesleri doğramak için tahtanın başına geçtim. İstediğim boyutta, tamamen keyfime göre, bazısını büyük bazısını küçük doğradım. Kimse omzumun üzerinden bakmıyordu. Kimse elimdeki bıçağa müdahale etmiyormuş gibi hissettirmiyordu.
Tam o esnada telefonuma mahalleden eski bir komşudan mesaj geldi. Emine Hanım ile Murat’ın durumunu yazmıştı. Murat, annesinin bitmek bilmeyen istekleri ve ev işlerinin ağırlığı altında ezilmiş, anne-oğul her gün kavga etmeye başlamışlar. Murat eve uğramaz olmuş, Emine Hanım ise mahallede arkamdan "Gitti de ne oldu, ev temizleyenimiz kalmadı" diye dert yanıyormuş.
Mesajı okuyup gülümsedim ve telefonu masaya bıraktım. Haklıydım. Asıl kaybeden ben değildim. Ben o pazar günü o tencereleri yere fırlatırken sadece mutfak eşyalarını değil; bana dayatılan köleliği, saygısızlığı ve sevgisizliği fırlatıp atmıştım. Kendi değerini başkalarının insafına bırakmayan her kadın gibi, ben de kendi hikayemin kazananı olmuştum. Çorbanın suyu belki o gün kaynamamıştı ama benim yeni ve özgür hayatımın ateşi tam o gün, o mutfakta yanmaya başlamıştı.