Eski kocam, beni üç çocuğumuzla birlikte terk edip genç sevgilisiyle yeni bir hayat kurdu.
Emre, buz gibi bakışlarını Murat'a dikti:
"Şirketinizin neden sürekli zarar gösterdiğini, ancak senin her yıl lüks arabalar değiştirdiğini merak ediyordum. Meğer o çok övündüğün başarılarının hiçbiri sana ait değilmiş. Şirketin kasasını yıllardır yasadışı bahis sitelerinde ve karanlık yatırımlarda boşalttığını, üstelik bu açıkları kapatmak için kendi annenin emeklilik fonlarından sahte imzalarla para çektiğini bulmak hiç de zor olmadı."
Kalabalıktan boğuk bir şaşkınlık nidası koptu. Ayla Hanım elini kalbine götürerek olduğu yere yığılır gibi oldu.
Emre hiç duraksamadan bakışlarını bu kez Murat'ın koluna sıkıca yapışmış olan Selin'e çevirdi. Genç kadının yüzündeki o kendinden emin ifade yerini çoktan büyük bir korkuya bırakmıştı.
"Ve sen, Selin..." dedi Emre, sesini biraz daha yumuşatarak ama gerçekleri bir tokat gibi çarparak. "Onun sana âşık olduğunu mu sanıyorsun? Gençliğine ya da güzelliğine vurulduğunu mu?"
Selin yutkundu, geri adım atmaya çalıştı.
"Murat'ın seninle evlenmek için bu kadar acele etmesinin tek bir nedeni var," diye devam etti Emre. "Şirketteki tüm usulsüz işlemlerde, naylon faturalarda ve hortumlanan fonlarda 'yetkili müdür' olarak senin imzan var. Geçen ay sana imzalattığı o kabarık dosyaları hatırlıyor musun? Mali polis çok yakında şirkete baskın yaptığında, Murat her şeyi ayarlamış olacak ve tüm suç, o çok güvendiği genç sekreterinin, yani senin üzerine kalacak. Seninle evlenmesinin tek sebebi, mahkemede eşi olarak ona karşı tanıklık edemeyecek olman ve kusursuz bir günah keçisi olman."
Çöken İllüzyonlar
Selin'in dudakları titremeye başladı. Gözleri iri iri açılmış, dehşet içinde Murat'a bakıyordu.
"Murat... İmzalattığın o devir evrakları... Bana onların sadece vergi prosedürü olduğunu söylemiştin!" diye feryat etti.
Murat kekelemeye, ellerini havaya kaldırarak durumu toparlamaya çalıştı. "Selin, hayatım, saçmalıyor bu adam! İnanma ona!"
Ama Selin gerçeği çoktan anlamıştı. Yüzündeki son renk kırıntısı da silinirken, elindeki şampanya kadehini yere fırlattı. Kadeh büyük bir gürültüyle parçalandı. Gözyaşlarına boğulan genç kadın, arkasına bile bakmadan havuz kenarından koşarak uzaklaştı.
Murat olduğu yerde donup kalmıştı. Eskiden omuzları dik, göğsü ileride duran o kibirli adam gitmiş, yerine yalanları yüzüne vurulmuş, kendi ailesinden çaldığı ortaya çıkmış acınası bir sahtekar gelmişti. Partideki sessizlik, Murat'ın itibarının ölüm fermanı gibiydi. Ayla Hanım, gözyaşları içinde oğluna sırtını dönerek içeri yürüdü. Hiç kimse, ama hiç kimse o günden sonra Murat'a aynı gözle bakamayacaktı.
Özgürlüğe Atılan İlk Adım
Emre bana doğru döndü. O an yüzünde sadece sıcak, içten bir gülümseme vardı. Telefonunu cebine geri koydu ve kolunu nazikçe omuzuma doladı.
"Sanırım buradaki işimiz bitti," diye fısıldadı.
Gözlerimi Murat'ın o yıkılmış, çaresiz silüetinden ayırıp derin bir nefes aldım. Aylardır omuzlarımda taşıdığım o devasa ağırlık, 'yeterince iyi değilim' hissi, üç çocuktan sonra kaybettiğimi sandığım özgüvenim... Hepsi o saniyede buharlaşıp uçmuştu. Murat beni ben olduğum için değil, kendi yalanlarına ve karanlık dünyasına ayak uyduramayacak kadar dürüst olduğum için terk etmişti. Kusurlu olan ben değildim; çürümüş olan oydu.
Çocuklarımın yanına doğru yürürken başım dik, adımlarım yere her zamankinden daha sağlam basıyordu. Emre, arabaya kadar bize eşlik etti. Kapıyı açtığında ona dönüp minnetle gülümsedim.
"Bana hayatımın en büyük iyiliğini yaptın," dedim. "Sana ne kadar teşekkür etsem az."
Emre hafifçe başını eğdi. "Ben sadece bir ayna tuttum. Senin zaten ne kadar güçlü olduğunu herkesin, en çok da senin görmeni sağladım."
Arabaya binip kontağı çalıştırdığımda dikiz aynasından son bir kez o eve baktım. On beş yılımı verdiğim o yalanlar sarayından, en değerli varlıklarımla, üç çocuğumla birlikte uzaklaşıyordum. Artık içimde ne bir öfke ne de bir pişmanlık vardı. Önümde uzanan yol tamamen benimdi ve o yolda yürümek için yanımda kimseye ihtiyacım yoktu.