Hemşire yeni doğan oğlumu kucağında odaya getirdiği anda annem, sanki karşısında utanç verici bir şey görmüş gibi irkilerek geri çekildi.
demek biliyorduk?”
Bu kez ben cevap verdim.
“Avukatım birkaç haftadır Doruk’un şirket hisselerimle ilgili ne yaptığını takip ediyor.”
Babam bir adım geri çekildi.
“Hangi avukat?”
Koray’ın yanında duran kadın öne çıktı.
“Ben.”
Onu görünce babamın yüzünde ikinci kez korku belirdi.
Kadın, Türkiye’nin en büyük şirket davalarından bazılarını yürütmüş olan Avukat Lale Ergin’di.
Babam onu tanıyordu.
Hatta yıllar önce şirket adına onunla çalışmayı istemiş, fakat ücretini fazla bulduğu için vazgeçmişti.
Lale dosyasını açtı.
“Son üç ay içinde müvekkilim adına kayıtlı hisseleri devralabilmek amacıyla dört ayrı işlem hazırlanmış. Bunlardan ikisinde sahte yönetim kurulu kararları kullanılmış.”
Babam hemen araya girdi.
“Saçmalık!”
Lale hiç yükselmeden devam etti.
“Ayrıca Sayın Doruk’un kontrol ettiği üç yan şirket üzerinden Northvale Development Group’tan toplam yüz seksen milyon liradan fazla para çıkarılmış.”
Annem bana döndü.
“Sen aileni mi araştırttın?”
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Ailemi değil. Kendi hisselerimin bulunduğu şirketi.”
Babam bu kez Koray’a baktı.
“Bunların hiçbirinin seninle ilgisi yok.”
Koray’ın cevabı kısa oldu.
“Artık var.”
O sözlerden sonra odadaki hava değişti.
Babam ne demek istediğini anlamıştı.
Ben de anlamıştım.
Koray aylardır Northvale Development Group ile yürüttüğü büyük ortaklık görüşmelerini durdurma gücüne sahipti.
Şirketimizin önümüzdeki iki yıl boyunca ayakta kalabilmesi, o anlaşmaya bağlıydı.
Babam bunu herkesten iyi biliyordu.
“İş dünyasını kişisel meselelerle karıştırmak doğru değil,” dedi.
Koray başını hafifçe yana eğdi.
“Ben de aynı fikirdeyim. Bu yüzden kararımı kişisel sebeplerle vermedim.”
Annem kaşlarını çattı.
“Hangi karar?”
Koray arkasındaki avukata baktı.
Adam çantasından tek sayfalık bir belge çıkardı.
“Bu sabah itibarıyla Northvale Development Group ile yürütülen yatırım görüşmelerini askıya aldım.”
Babamın ağzı aralandı.
“Bunu yapamazsın.”
“Yaptım.”
“Yüzlerce çalışan var!”
“Onların maaşlarını riske atan ben değilim.”
Koray masanın üzerindeki hisse devir dosyasını kaldırdı.
“Şirketten para çıkaran kişilere sorun.”
Babam bir anda sustu.
Annem ise bana doğru döndü.
İlk kez öfkeden çok korkmuş görünüyordu.
“Sen ne yaptığının farkında değilsin.”
“Tam tersine,” dedim. “İlk kez farkındayım.”
Yıllardır ailemde aynı düzen vardı.
Doruk ne yaparsa yapsın affedilirdi.
Ben ne yaparsam yapayım yetersiz görülürdüm.
Doruk üniversitede iki kez bölüm değiştirdiğinde “kendini arıyordu.”
Ben yüksek lisansımı dereceyle bitirdiğimde “zaten ders çalışmaktan başka bir şey yapmıyordum.”
Doruk şirkette milyonlarca liralık hata yaptığında “tecrübe kazanıyordu.”
Ben hesaplarda sorun bulduğumda ise “fazla hassas davranıyordum.”
Ama artık o düzen sona eriyordu.
Tam o sırada Koray’ın telefonuna bir mesaj geldi.
Ekrana baktı.
Yüzü ciddi bir hal aldı.
“Doruk aşağıda.”
Babam doğruldu.
“Onu buraya çağırmadım.”
Lale sakin şekilde cevap verdi.
“Biz çağırdık.”
On dakika sonra kapı yeniden açıldı.
Doruk içeri girdiğinde yüzündeki öfkeyi saklamıyordu.
Beni gördü.
Ardından Koray’a baktı.
Sonra masadaki belgeleri fark etti.
“Bu nedir?”
Babam hemen yanına gitti.
“Konuşma. Avukat bulacağız.”
Doruk yüzünü buruşturdu.
“Ne avukatı?”
Lale, önündeki belgelerden birini çıkardı.
“Bugün sabah, sizin yönettiğiniz Redmont Project Consulting isimli şirkete ait hesaplardan birinde yapılan para hareketleriyle ilgili bankaya resmi bildirim gönderildi.”
Doruk’un yüzü bembeyaz oldu.
İşte o an emindim.
Belgelerde gördüğüm şeylerin tesadüf olmadığını anladım.
Doruk hemen bana döndü.
“Bunu sen yaptın.”
“Hayır,” dedim.
“İki yıl önce yapmalıydım.”
Doruk bana doğru yürümek istedi ama Koray önüne geçti.
“Yerinde kal.”
“Sen karışma!”
Doruk’un sesi yükselmişti.
Atlas kıpırdandı.
İçimde bir şey değişti.
Oğlumu daha sıkı tuttum.
“Yeter.”
Sesim odadaki herkesi susturdu.
Doruk bana baktı.
“Bağırmayı bırak. Burası hastane.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra babama döndüm.
“İki yıl önce size belgeleri getirdiğim günü hatırlıyor musunuz?”
Babam cevap vermedi.
“Size Doruk’un şirketten para çıkardığını söyledim. Bana ne dediniz?”
Babam gözlerini kaçırdı.
Ben onun yerine söyledim.
“Ciddi işler için fazla hassas olduğumu söylediniz.”
Annem araya girdi.
“Şimdi eski meseleleri açmanın zamanı değil.”
“Hayır anne. Tam zamanı.”
Atlas’ın başını okşadım.
“Çünkü siz bugün buraya torununuzu görmek için gelmediniz. Hisselerimi almaya geldiniz. Beni yine güçsüz sandınız.”
Babam dişlerini sıktı.
“Sen bu şirketin ne olduğunu anlamıyorsun. O şirket bizim hayatımız.”
“Belki sorun da buydu.”
Babam kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Şirketi ailenizden daha önemli gördünüz.”
Annem hemen,
“Biz her şeyi sizin için yaptık,” dedi.
O cümleyi hayatım boyunca yüzlerce kez duymuştum.
Bu kez cevap vermek kolaydı.
“Hayır. Siz her şeyi soyadınız ve şirketiniz için yaptınız.”
Annem sustu.
Koray elini omzuma koydu.
O sırada Lale başka bir belgeyi önümdeki masaya bıraktı.
“Karar senin,” dedi.
Belgeye baktım.
Hisselerimi Doruk’a devretmem için hazırlanan evrak değildi.
Tam tersiydi.
Şirket yönetimine karşı bağımsız denetim talebi ve geçici yönetim tedbiri başvurusuydu.
İmzamı atarsam şirket hesapları bağımsız uzmanlar tarafından incelenecek, şüpheli para hareketleri araştırılacak ve soruşturma tamamlanana kadar Doruk’un mali yetkileri sınırlandırılacaktı.
Babam belgeyi görünce başını salladı.
“Bunu imzalarsan şirket mahvolur.”
Kalemi elime aldım.
“Eğer şirket doğru yönetildiyse hiçbir şey olmaz.”
Doruk bağırdı.
“İmzalama!”
O tek kelime aslında her şeyi anlatıyordu.
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Neden?”
Doruk sustu.
“Şirket temizse neden korkuyorsun?”
Cevap veremedi.
Kalemi kâğıda götürdüm.
Babam son kez,
“Bunu yaparsan bir daha bu aileye dönemezsin,” dedi.
Elim durdu.
Bir zamanlar bu söz beni paramparça ederdi.
Ailemin beni dışlaması düşüncesi bile geceleri uyutmamaya yeterdi.
Ama artık kucağımda kendi ailem vardı.
Atlas.
Koray.
Ve yıllardır ilk kez kendime duyduğum saygı.
Babamın gözlerine baktım.
“Bugün oğlumu daha doğduğu saat reddettiniz.”
Sonra belgeyi imzaladım.
“Ben aileden ayrılmadım. Siz bizi dışarıda bıraktınız.”
Doruk sandalyesine çöktü.
Babam hiçbir şey söylemeden pencereye yöneldi.
Annem ise Atlas’a baktı.
İlk kez yüzünde küçümseme yoktu.
Pişmanlık vardı.
Belki de korku.
Elini yavaşça uzattı.
“Onu… bir kez görebilir miyim?”
İçimde bir an tereddüt oluştu.
Sonra birkaç saat önce söylediği sözleri hatırladım.
Onu asla kucağımıza almayacağız.
Atlas’ı ona vermedim.
Ama battaniyesini biraz araladım.
“Ona bakabilirsin,” dedim. “Fakat hayatında olmak istiyorsanız bunun şartlarını artık siz belirlemeyeceksiniz.”
Annemin gözleri doldu.
İlk defa cevap vermedi.
O günden sonra her şey çok hızlı gelişti.
Bağımsız denetim başladığında Doruk’un gizli şirketlere aktardığı paralar ortaya çıktı.
Babamın bazı işlemleri bildiği, bazılarını ise gerçekten bilmediği anlaşıldı.
Northvale Development Group iflas etmedi.
Ama eskisi gibi de kalmadı.
Doruk yönetimden uzaklaştırıldı ve hakkında dava açıldı.
Babam yönetim kurulu başkanlığından çekilmek zorunda kaldı.
Ben ise şirkete geri dönmedim.
Herkes bunu bekliyordu.
Hatta Koray bile bir gün bana,
“İstersen kontrolü alabilecek konumdasın,” dedi.
Ama istemedim.
Yıllarca o binanın içinde ailemin onayını kazanmaya çalışmıştım.
Artık hayatımı onların kurduğu masada oturabilmek için harcamak istemiyordum.
Kendi finans danışmanlığı şirketimi kurdum.
Bir yıl içinde küçük şirketlerin mali denetimlerini yapan güçlü bir ekip oluşturduk.
Koray’la hemen evlenmedik.
İnsanların beklediği gösterişli düğünü de yapmadık.
Atlas on sekiz aylık olduğunda, deniz kenarında yalnızca birkaç yakın dostumuzun bulunduğu küçük bir törenle evlendik.
Annemle babam da oradaydı.
Çünkü zaman içinde bazı şeyler değişmişti.
Özellikle babam.
Bir gün kapıma tek başına geldi.
Elinde dosya yoktu.
Takım elbise giymemişti.
Benden hiçbir şey istemedi.
Sadece,
“Sana inanmadığım için özür dilerim,” dedi.
Onu hemen affetmedim.
Bazı yaraların kapanması zaman alırdı.
Ama ilk kez onunla gerçekten konuşmaya başladık.
Annem için bu daha uzun sürdü.
Aylarca Atlas’ı uzaktan gördü.
Sonunda bir gün oğlum kendi isteğiyle ona doğru yürüyüp ellerini uzattığında annem dizlerinin üzerine çöktü ve ağlamaya başladı.
Atlas neden ağladığını anlamadı.
Minik elleriyle yüzüne dokundu.
Annem onu kucağına aldı.
Bir zamanlar asla tutmayacağını söylediği torununu dakikalarca bırakmadı.
Ben birkaç adım ötede onları izlerken Koray yanıma geldi.
“İyi misin?” diye sordu.
Gülümsedim.
“Evet.”
Çünkü o gün sonunda şunu anlamıştım:
Kazandığım şey şirket değildi.
Hisseler değildi.
Doruk’un cezalandırılması da değildi.
Asıl kazandığım şey, yıllardır başkalarının bana biçtiği değerden kurtulmaktı.
Ailem beni zayıf sandığı için sesimi kısmıştı.
Ben de yıllarca gerçekten zayıf olduğuma inanmıştım.
Oysa güç, karşındaki insanı ezebilmek değildi.
Güç, gerektiğinde kalkıp kendi hayatını seçebilmekti.
Atlas bahçede koşarken annem peşinden gitti.
Babam biraz ötede onları izliyordu.
Koray elimi tuttu.
Ben de başımı omzuna yasladım.
Bir zamanlar oğlumu ailemizin utancı olarak gören insanlar şimdi onun kahkahasını duyabilmek için hafta sonunu bekliyordu.
Hayat bazen insanlara ikinci bir şans veriyordu.
Ama o ikinci şans, geçmişi silmek anlamına gelmiyordu.
Sadece geçmişten ders alarak başka bir gelecek kurma fırsatı veriyordu.
Ben de sonunda bunu yapmıştım.
Ailemin bana hazırladığı hayatı yaşamayı bırakmış, kendi ailemi ve kendi hayatımı kurmuştum.
Ve oğlumu kucağıma aldığım o ilk gün söylediğim iki kelimenin hayatımın en doğru kararı olduğunu artık çok iyi biliyordum:
“O zaman almayın.”
Çünkü bazen kaybetmekten en çok korktuğumuz insanların bizi reddetmesi, aslında kendi hayatımızı bulmamızın başlangıcı oluyordu.
Bir Yorum Yazın