İçeriğe geç
Yazı boyutu:
İKİ KÜÇÜK KIZI OLAN DUL BİR ADAMLA EVLENDİM

İKİ KÜÇÜK KIZI OLAN DUL BİR ADAMLA EVLENDİM

09.09.2026 tarihinde admin tarafından yazıldı — Kategori: Genel

odanın ağır havasına benziyordu. Fakat İpek elimi bırakmıyordu.

“Gel,” diye fısıldadı. “Annem aşağıda.”

O cümleyi öylesine sakin söylemişti ki sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti indi.

Kapının yanındaki düğmeye bastım.

Sarı bir ampul birkaç kez titredi, ardından dar merdivenleri solgun bir ışık kapladı.

“Mina, sen burada kal,” dedim.

Ama Mina çoktan arkamıza geçmişti.

“Ben de annemi görmek istiyorum,” dedi.

Ne yapacağımı bilemeden yavaşça merdivenlerden inmeye başladım. Her basamakta tahtalar gıcırdıyordu. Bodrum tahmin ettiğimden büyüktü. Duvar boyunca karton kutular, eski sandalyeler, çocuk bisikletleri ve üzerleri beyaz örtülerle kapatılmış mobilyalar vardı.

İlk bakışta Cihan doğruyu söylüyor gibiydi.

Gerçekten de her yer eski eşyalarla doluydu.

Tam rahatlayacakken İpek beni kolumdan çekti.

“Burada değil,” dedi. “Öbür tarafta.”

Bodrumun arkasında, rafların arkasına gizlenmiş ikinci bir bölüm vardı.

Oraya doğru yürüdüğümde kalbim yeniden hızlandı.

Duvarın önünde büyük, koyu renkli bir perde asılıydı.

İpek perdeyi açtı.

Karşımda gördüğüm şey karşısında konuşamadım.

Duvarın tamamı tek bir kadının fotoğraflarıyla kaplıydı.

Düğün fotoğrafları…

Doğum günü fotoğrafları…

Mina ile İpek’in bebeklik görüntüleri…

Ve neredeyse bütün karelerde aynı kadın vardı.

Cihan’ın ilk eşi.

Kızların annesi.

Fotoğrafların altında küçük bir masa bulunuyordu. Masanın üzerinde kadının tarağı, parfümü, birkaç takısı ve çerçevelenmiş bir resmi vardı.

Ama beni asıl ürküten şey bunlar değildi.

Odanın ortasında eski bir koltuk duruyordu.

Koltukta kadınlara ait bir elbise, bir çift ayakkabı ve uzun kahverengi saçlı bir peruk vardı.

Sanki biri, ölmüş bir insanın varlığını orada yeniden oluşturmaya çalışmıştı.

İpek gülümsedi.

“Bak, annemin yeri burası.”

Dizlerimin bağı çözüldü.

“İpek… Baban sizi buraya mı getiriyor?”

Başını salladı.

“Bazen.”

“Ne yapıyorsunuz burada?”

İpek masadaki fotoğraflara baktı.

“Babam annemizin bizi görebildiğini söylüyor. Bazen onunla konuşuyoruz.”

Mina birden araya girdi.

“Babam ağlıyor.”

İçimde tarifsiz bir sıkıntı oluştu.

Cihan’ın eşini kaybetmesinin ardından acısını böyle yaşamış olabileceğini düşündüm. Belki de kızların annelerini unutmaması için burayı bir anı odasına çevirmişti.

Tuhaf ama anlaşılabilir olabilirdi.

Tam o anda arkadan metalik bir ses duydum.

“Çıkın oradan.”

Olduğum yerde donup kaldım.

Merdivenlerin başında Cihan duruyordu.

Yüzü bembeyazdı.

İşe gitmiş olması gerekiyordu.

“Sen…” dedim. “Burada ne yapıyorsun?”

“Toplantım iptal oldu.”

Sonra açık kilide baktı.

Yüzündeki şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı.

“Sana bu kapının kilitli kalması gerektiğini söylemiştim.”

“Bana burada çöp olduğunu söyledin.”

Kızları arkama aldım.

“Cihan, burası nedir?”

Bir süre cevap vermedi.

Sonra yüzünü ellerinin arasına aldı.

“Yukarı çıkın kızlar.”

İpek itiraz etmek istedi ama sesimi yumuşatıp onları yukarı gönderdim.

Kızların ayak sesleri kesilince Cihan koltuğa oturdu.

Bir anda karşımdaki öfkeli adam gitmiş, yerine paramparça bir insan gelmişti.

“Eşim Melda öldüğünde İpek iki yaşındaydı,” dedi. “Mina ise onu hiç hatırlamayacak kadar küçüktü.”

Başını eğdi.

“İlk aylarda kızlar sürekli annelerini soruyordu. İpek her gece kapıya koşup onun eve dönmesini bekliyordu.”

Sessizce dinledim.

“Bir psikolog bana onların anneleri hakkında konuşmam gerektiğini söyledi. Fotoğraflarını göstermemi, güzel anıları anlatmamı önerdi.”

“Peki bu oda?”

Cihan gözlerini fotoğraflara çevirdi.

“Önce yalnızca birkaç fotoğraf vardı.”

Sonra daha fazlasını getirmiş.

Melda’nın elbiselerini…

Parfümlerini…

Eşyalarını…

“Bir noktadan sonra buraya geldiğimde onu kaybetmemişim gibi hissetmeye başladım,” dedi.

Sesindeki utanç açıkça belliydi.

“Sonra kızlar beni bir gece burada buldu. İpek, ‘Annem burada mı yaşıyor?’ diye sordu.”

“Sen de evet mi dedin?”

Cihan gözlerini kapattı.

“Hayır diyemedim.”

İşte o anda her şey yerine oturdu.

Çocuklar babalarının anlattığı şeyi gerçek sanmıştı.

Onlara göre anneleri ölmüş değildi.

Sadece bodrumda yaşıyordu.

“Cihan,” dedim, “onlar çocuk. Senin ne demek istediğini anlayamazlar.”

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyordun. İpek bugün beni buraya getirip annesiyle tanıştıracağını söyledi.”

Cihan’ın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Bunu bu kadar ileri götürdüğümü fark etmemiştim.”

Masadaki Melda’nın fotoğrafını eline aldı.

“Onu unuturlarsa ikinci kez ölecekmiş gibi hissediyordum.”

Yanına oturdum.

“Bir insanı unutmamak başka, onun hâlâ burada yaşadığına inanmak başka.”

Cihan uzun süre hiçbir şey söylemedi.

O gece ilk kez kızlarla açık açık konuştuk.

Cihan onlara annelerinin geri dönmeyeceğini anlattı.

İpek ağladı.

Mina ise babasına sarılıp tek bir soru sordu:

“Annem bizi yine de seviyor mu?”

Cihan hıçkırarak başını salladı.

“Çok seviyor.”

Ertesi hafta birlikte bir aile danışmanına gittik.

Bodrumdaki eşyaları hemen atmadık.

Çünkü mesele Melda’yı silmek değildi.

Onu doğru yerde hatırlamayı öğrenmekti.

Fotoğrafların bir kısmını eve çıkardık. Kızların odasına annelerinin birkaç güzel fotoğrafını koyduk. Elbiselerini ihtiyaç sahiplerine bağışladık. Küçük birkaç hatıra ise kızlar büyüdüğünde onlara verilmek üzere kutulandı.

Bodrum kapısındaki kilidi de Cihan kendi elleriyle söktü.

Aylar sonra bir akşam bahçede saklambaç oynarken İpek yanıma geldi.

Bir an o ilk günü hatırlayıp gerildim.

Ama bu kez gülümsüyordu.

“Annem artık bodrumda yaşamıyor,” dedi.

“Biliyorum.”

Küçük elini göğsünün üzerine koydu.

“Babam burada yaşadığını söyledi.”

Gözlerim doldu.

“Baban doğru söylemiş.”

İpek koşarak kardeşinin yanına gitti.

Cihan ise verandadan bize bakıyordu.

O gün anladım ki bazı kapıları kilitlemek acıyı dışarıda tutmuyor.

Tam tersine, insanı onunla birlikte karanlığın içinde hapsediyor.

Cihan yıllarca Melda’nın hatırasını koruduğunu sanmıştı. Oysa aslında yasını kapalı bir bodrumda saklamıştı.

Biz o kapıyı açtığımız gün bir sırrı ortaya çıkarmadık sadece.

Bir ailenin yıllardır söyleyemediği vedayı da sonunda söylemesine yardım ettik.

Ve Melda’nın hatırası artık karanlık bir bodrumda değil, kızlarının kahkahalarında yaşamaya devam etti.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir