enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Hafif Yağmurlu
21°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C

Kocam beni aldattı, ben de tek bir çanta hazırlayıp üç çocuğumu yanıma aldım ve İstanbul’un sakin bir ilçesinde yaşayan annemle babamın evine gittim. Babam bizi kapının önünde görünce yüzüme bakıp, “Evine dön ve kocanla bir kez daha dene.” dedi. Erkek kardeşim güldü, ablam bana bencil olduğumu söyledi, ardından babam kapıyı yüzüme kapattı. Hiç tartışmadan arabaya geri yürüdüm. Kontağı çevirmeden önce eve son kez baktım ve kendi kendime, “Bundan sonra olacakları iyi izleyin.” diye fısıldadım.

Kocam beni aldattı, ben de tek bir çanta hazırlayıp üç çocuğumu yanıma aldım ve İstanbul’un sakin bir ilçesinde yaşayan annemle babamın evine gittim. Babam bizi kapının önünde görünce yüzüme bakıp, “Evine dön ve kocanla bir kez daha dene.” dedi. Erkek kardeşim güldü, ablam bana bencil olduğumu söyledi, ardından babam kapıyı yüzüme kapattı. Hiç tartışmadan arabaya geri yürüdüm. Kontağı çevirmeden önce eve son kez baktım ve kendi kendime, “Bundan sonra olacakları iyi izleyin.” diye fısıldadım.

“Sakın kızın bunu öğrenmesin. Öğrenirse hepimiz biteriz.”

O cümleyi belki yirmi kez okudum.

Telefon ekranının ışığı karanlık motel odasında yüzümü aydınlatıyordu. Karşımda iki yatakta uyuyan çocuklarım vardı. Eylül, kardeşlerine dönük yatmıştı. Doruk battaniyeyi tekmelemiş, Atlas ise oyuncak dinozorunu hâlâ göğsüne bastırıyordu.

Ama ben artık yalnızca Tolga’nın beni aldattığını düşünmüyordum.

Babamın adı neden o mesajların içindeydi?

Tolga’nın sevgilisi Melda, babam hakkında neden konuşuyordu?

Ve en önemlisi, ben neyi öğrenirsem “hepsi bitecekti”?

Ekran görüntülerine yeniden baktım.

Mesajların birkaç tanesini Tolga fark etmeden telefonuma göndermiştim. O sırada yalnızca aldatmaya dair kanıt topladığımı sanıyordum.

Şimdi ise dikkatimi çeken başka şeyler vardı.

Bir şirket adı.

Arven Danışmanlık.

Yanında düzenli para transferleri görünüyordu.

İlk başta bunların Tolga’nın işiyle ilgili olduğunu düşünmüştüm. Fakat ödeme açıklamalarından birinde babamın adı vardı.

Bir diğer mesajda Melda şöyle yazmıştı:

“Baban yine payını istiyor.”

Tolga cevap vermişti:

“Vereceğiz. Yeter ki kızından uzak dursun.”

Kalbim hızlandı.

Babamın yıllardır ne iş yaptığını biliyordum.

En azından bildiğimi sanıyordum.

Emekli olmadan önce küçük bir yapı malzemeleri şirketi işletmişti. Bize hiçbir zaman zengin olmadığımızı söylerdi ama kötü durumda da değildik. Çocukluğumuz boyunca iyi okullara gitmiş, yazlık tatillere çıkmıştık.

Buna rağmen babam para konusunda hep aşırı kontrollüydü.

Bir lokantada fazladan su sipariş etsek bile hesabı incelerdi.

Şimdi Tolga’dan düzenli para aldığı ihtimali aklıma bile sığmıyordu.

Sabaha kadar uyumadım.

Saat yediyi biraz geçince çocukları uyandırdım.

Eylül gözlerini ovuşturdu.

“Bugün nereye gideceğiz?”

Saçını düzelttim.

“Önce kahvaltı edeceğiz. Sonra annemin halletmesi gereken bir iş var.”

“Ninemlere mi?”

Bir an sustum.

“Hayır.”

Bu kez sesimdeki kararlılığı ben bile fark ettim.

Kahvaltıdan sonra yıllardır ailemizin hukuki işlerini yapan avukat Cavit Bey’in ofisine gittim.

Beni görünce şaşırdı.

“Bu saatte hayırdır?”

Çocukları bekleme salonuna oturttum. Sekreter onlara meyve suyu verirken Cavit Bey’le odasına girdim.

Kapı kapanır kapanmaz telefonumu uzattım.

“Babamla Tolga arasında ne var?”

Yüzündeki ifade değişti.

Bu değişim cevaptan daha korkutucuydu.

“Ne demek istiyorsun?”

“Bana bilmediğinizi söylemeyin.”

Ekran görüntülerini önüne koydum.

Cavit Bey gözlüğünü takıp mesajları tek tek okudu.

Sonra sandalyesine yaslandı.

“Bunları nereden buldun?”

“Bu önemli değil.”

“Çok önemli.”

“Benim için daha önemli olan, babamın kocamdan neden para aldığı.”

Uzun süre konuşmadı.

Sonunda masanın üzerindeki kalemi bıraktı.

“Babanın sana anlatması gerekiyordu.”

İçimden soğuk bir şey geçti.

“Demek doğru.”

Cavit Bey başını eğdi.

Gerçek, düşündüğümden çok daha eskiydi.

Yaklaşık on iki yıl önce, Tolga’yla nişanlı olduğumuz dönemde babamın şirketi batmanın eşiğine gelmişti. Büyük bir projede aldığı yanlış karar yüzünden milyonlarca lira borca girmişti.

Ailem bunu biz çocuklardan gizlemişti.

Tam o dönemde Tolga’nın çalıştığı sigorta şirketinin bağlı olduğu yatırım grubuyla bir anlaşma yapılmıştı.

Şirket babamı kurtarmıştı.

Karşılığında ise babam, kendi şirketi üzerinden bazı sahte hizmet faturalarının düzenlenmesine izin vermişti.

“Bir dakika.”

Ayağa kalktım.

“Babam sahte fatura mı düzenledi?”

Cavit Bey hemen cevap vermedi.

Bu sessizlik yeterliydi.

“İnanamıyorum.”

“Başlangıçta bunun yalnızca birkaç kez yapılacağını düşünmüş. Borçlarını kapatınca çıkacağını sanmış.”

“Ama çıkmamış.”

“Hayır.”

Başımı iki elimin arasına aldım.

“Tolga’nın bununla ne ilgisi var?”

Cavit Bey bu kez bana doğrudan baktı.

“Tolga o sistemin muhasebe ve sigorta bağlantılarını yürüten kişilerden biriydi.”

Sanki odadaki bütün hava çekildi.

Ben Tolga’yla evlendiğimde o henüz kariyerinin başındaydı.

Demek yıllar boyunca babamla yalnızca damat-kayınpeder ilişkileri olmamıştı.

Aralarında para vardı.

Sırlar vardı.

Ve muhtemelen suç vardı.

“Melda kim?”

Cavit Bey’in kaşları çatıldı.

“Bilmiyorum.”

Telefonumu tekrar açıp fotoğrafını gösterdim.

Yüzü bir anda gerildi.

İşte o an bütün parçalar yerine oturmaya başladı.

“Tanıyorsunuz.”

“Onun adı Melda değil.”

“Nedir?”

Cavit Bey ayağa kalktı, kapıyı kontrol etti ve sesini alçalttı.

“Adı Seren.”

“Kim bu kadın?”

“Yatırım grubunun eski mali işler sorumlusunun kızı.”

“Ne?”

“Babası üç yıl önce öldü. Şirket kayıtlarında usulsüzlükleri bilen birkaç kişiden biriydi.”

Boğazım kurudu.

“Tolga onunla neden birlikte?”

Cavit Bey omuzlarını indirdi.

“Bunu bilmiyorum.”

Ama artık ben tahmin ediyordum.

Belki ilişki yalnızca bir ilişki değildi.

Belki Seren, babasının bıraktığı belgelerin peşindeydi.

Belki Tolga ona yaklaşmıştı.

Ya da Seren Tolga’ya.

Ofisten çıktığımda midem bulanıyordu.

Çocukları arabaya bindirdim.

Eylül ön koltuğun arkasından bana baktı.

“Anne, ağladın mı?”

“Biraz.”

“Babam yüzünden mi?”

Dikiz aynasından gözlerine baktım.

“Biraz herkes yüzünden.”

O gün ilk kez çocukları Tolga’nın evine geri götürmeyi düşündüm.

Sadece birkaç saatliğine.

Kıyafetlerini, okul eşyalarını, ilaçlarını almak zorundaydım.

Tolga’nın işte olduğunu biliyordum.

Eve girdiğimde her şey bıraktığım gibiydi.

Mutfakta kupası vardı.

Salondaki battaniye koltuğun üzerinden sarkıyordu.

Sanki hayatımın yıkıldığı ev değil de sıradan bir salı günüydü.

Çocuklar odalarına giderken ben çalışma odasına girdim.

Tolga bilgisayar konusunda dikkatliydi ama evrak konusunda değildi.

Masasının çekmecelerini açmaya başladım.

İlk ikisinde önemli bir şey yoktu.

Üçüncü çekmece kilitliydi.

Kalbim hızlandı.

Masadaki kalemliğin altında küçük bir anahtar buldum.

Çekmeceyi açtım.

İçeride kahverengi bir dosya vardı.

Üzerinde yalnızca bir tarih yazıyordu.

2015.

Evlendiğimiz yıl.

Dosyayı açınca ilk gördüğüm şey babamın şirketine ait belgeler oldu.

Ardından banka dekontları.

Sonra imzalı sözleşmeler.

En altta ise benim adımın bulunduğu bir belge vardı.

İlk anda anlayamadım.

Sonra başlığı okudum.

HİSSE DEVİR SÖZLEŞMESİ.

Belgede bana ait görünen bir imza vardı.

Ama o imza benim değildi.

Devredilen şirket hisseleri ise annemden bana kalmıştı.

Annem Feray’ın babasından kalan küçük bir lojistik firmasındaki yüzde on beşlik hisse.

Ben yıllardır o şirketin kapandığını sanıyordum.

Belgeye göre hisselerim evlendiğim yıl başka bir şirkete devredilmişti.

Alıcı şirket:

Arven Danışmanlık.

Dizlerimin bağı çözüldü.

Babam beni yalnızca kapısından kovmamıştı.

Yıllar önce bana ait bir şeyi de elimden almıştı.

Üstelik muhtemelen Tolga’nın yardımıyla.

Tam o sırada dış kapının açıldığını duydum.

Tolga.

Beklediğimden erken gelmişti.

Dosyayı elime aldım.

Koridora çıktığımızda yüz yüze geldik.

Önce bana baktı.

Sonra elimdeki dosyaya.

Yüzü bembeyaz oldu.

“Onu nereden buldun?”

İşte bu cümle her şeyi doğruladı.

“Demek biliyordun.”

“Dinle—”

“Benim imzamı kim attı?”

Tolga cevap vermedi.

“Babam mı?”

“Bu düşündüğün gibi değil.”

Acı acı güldüm.

“Bunu daha önce de söyledin.”

Bana yaklaşmaya çalıştı.

Geri çekildim.

“Çocukların yanında konuşmayalım.”

“Hayır. Çocukların yanında hiçbir şey konuşmayacağız. Zaten yıllardır onların yanında yalan söyledin.”

Tolga’nın yüzü sertleşti.

“Baban borç içindeydi. Şirket batıyordu. Herkes zarar görecekti.”

“Benim hisselerimi çalmak çözüm müydü?”

“Sonra yerine koyacaktı.”

“On bir yıl geçmiş.”

Tolga sustu.

İşte cevap buydu.

O gün polis çağırmadım.

Bağırmadım.

Dosyayı aldım, çocukları arabaya bindirdim ve çıktım.

Sonraki üç hafta hayatımın en zor dönemiydi.

Ama ilk defa kontrol bendeydi.

Cavit Bey’in yönlendirmesiyle başka bir avukat tuttum.

Belgeler incelendi.

İmza sahteciliği ortaya çıktı.

Şirket transferleri araştırıldı.

Tolga’nın ve babamın bazı işlemleri savcılığa taşındı.

Seren ise tahmin ettiğimden farklı çıktı.

Tolga’yla ilişkisi gerçekti ama aynı zamanda babasının eski dosyalarını kullanarak Tolga’dan para almaya çalışıyordu.

Tolga bir yandan onunla ilişki yaşıyor, diğer yandan belgelerin ortaya çıkmasını engellemeye çalışıyordu.

Aylar sonra babam beni aradı.

Açmadım.

Sonra annem aradı.

Onu da açmadım.

Bir sabah kapım çaldı.

Karşımda babam vardı.

Yaşlanmış görünüyordu.

Elinde hiçbir şey yoktu.

“Konuşabilir miyiz?”

Kapının önünde durduk.

Yıllar önce onun kapısında ben durmuştum.

Üç çocuğumla.

Çaresizce.

O gece bana söylediği cümleyi hatırladım.

“Evine dön ve kocanla bir kez daha dene.”

Babam gözlerini yere indirdi.

“Senden özür dilemek istiyorum.”

“Ne için?”

“Her şey için.”

Başımı salladım.

“Bu çok genel.”

Gözleri doldu.

“Şirketi kaybetmekten korktum. Evinizi, anneni, hayatımızı kaybetmekten korktum. Sonra bir yanlış yaptım. Onu kapatmak için başka yanlışlar yaptım.”

“Ben kapına geldiğimde neden beni kovdun?”

Bu sorunun cevabını her şeyden çok merak ediyordum.

Babam uzun süre sustu.

“Çünkü Tolga seni bırakırsan her şeyi anlatacağını söyledi.”

İçimde kalan son parça da kırıldı.

“Yani beni korumadın.”

“Hayır.”

“Bizi korumadın.”

Başını eğdi.

“Kendimi korudum.”

İlk kez ondan tamamen dürüst bir cümle duydum.

Kapının önünde dakikalarca sessiz kaldık.

Sonra ona şunu söyledim:

“Seni affetmek belki bir gün mümkün olur. Ama affetmek, hiçbir şey olmamış gibi davranmak değildir.”

Babam başını salladı.

“Biliyorum.”

“Ve ben artık korkularınızın bedelini ödemeyeceğim.”

Kapıyı yüzüne kapatmadım.

Ama içeri de davet etmedim.

Bir yıl sonra çocuklarla birlikte küçük ama aydınlık bir eve taşındık.

Boşanma tamamlandı.

Hisselerimin büyük bölümü mahkeme kararıyla geri verildi.

O parayla büyük bir villa almadım.

Lüks bir araba da almadım.

Bir bölümünü çocukların geleceği için ayırdım.

Bir bölümünü ise kadınların ve çocukların geçici olarak kalabileceği bir dayanışma merkezine bağışladım.

Çünkü motel odasındaki ilk geceyi hiçbir zaman unutmadım.

Bir gece kalacak yeri olmadığı için korkan annenin ne hissettiğini biliyordum.

Bir akşam Eylül mutfakta ödevini yaparken bana baktı.

“Anne?”

“Efendim?”

“Dedemleri affettin mi?”

Bir süre düşündüm.

“İçimdeki öfkenin beni yönetmesine izin vermiyorum artık.”

“Bu affetmek mi?”

Gülümsedim.

“Belki affetmenin bir parçası.”

Sonra Eylül yeniden defterine döndü.

Ben pencerenin önüne yürüdüm.

Çocuklarımın sesleri evin içinde yankılanıyordu.

Bir zamanlar ailemi kaybettiğimi düşünmüştüm.

Meğer yalnızca aile sandığım bazı insanları kaybetmişim.

Gerçek ailemin kim olduğunu ise o karanlık motel odasında anlamıştım.

Battaniyeyi kardeşinin üzerine çeken dokuz yaşındaki bir kız.

Oyuncak dinozoruna sarılarak uyuyan küçük bir çocuk.

Bana güvenerek arabaya binen üç evlat.

Ve korkmasına rağmen direksiyonu bırakmayan bir anne.

Babamın kapısı yüzüme kapandığı gece hayatımın bittiğini sanmıştım.

Oysa bazı kapılar sizi dışarıda bırakmak için değil, artık yanlış yerde olduğunuzu göstermek için kapanıyormuş.

Ben de o gece ilk kez gerçekten kendi evime doğru yola çıkmıştım.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.