KOCAM VAZEKTOMİ OLMUŞTU, AMA İKİ AY SONRA HAMİLE OLDUĞUMU ÖĞRENDİM.
Kocasını aldatan kadın.
Utanmaz gelin.
Kocası vazektomi olduktan hemen sonra hamile kalan eş.
Tunca bununla da yetinmedi.
Jale’yle şehrin pahalı restoranlarından birinde çekilmiş fotoğrafını sosyal medyada paylaştı. Jale onun koluna sarılmış, sanki büyük bir zafer kazanmış gibi kameraya gülümsüyordu.
Tunca’nın fotoğrafın altına yazdığı cümleyi gördüğümde kanım çekildi:
“Bazen hayat huzuru verebilmek için önce bir yalanı senden uzaklaştırır.”
O sözleri banyoda yere oturmuş halde okudum. Bir elimle klozete tutunuyor, diğer elimle telefonu sıkarken hem kusuyor hem ağlıyordum.
Benim hayatımda huzur falan yoktu.
Sadece korku vardı.
Evimi kaybetme korkusu.
Çocuğumu tek başıma büyütme korkusu.
Ve daha yüzünü bile görmeden babasının nefret ettiği bir bebeği dünyaya getirecek olmanın korkusu.
İki hafta sonra Tunca beni konuşmak için bir kafeye çağırdı.
Ama yalnız gelmemişti.
Yanında Jale de vardı.
Tunca’nın elinde ise kalın bir dosya bulunuyordu.
“Bu işi uzatmadan boşanalım,” dedi soğuk bir sesle. “Çocuk doğduğunda da DNA testi yaptıracağım.”
Jale, karnında henüz belli olan hiçbir şey olmamasına rağmen eliyle karnını okşadı. Dudaklarının kenarındaki kendinden emin gülümsemeyi gizlemeye bile çalışmıyordu.
“Bence herkes için en sağlıklısı bu,” dedi.
Doğrudan gözlerinin içine baktım.
“Herkes için mi, yoksa sadece senin için mi?”
Tunca öfkeyle elini masaya vurdu.
“Mağduru oynamayı bırak!”
Kafedeki birkaç kişi dönüp bize baktı.
Ben ise ilk kez sesimi yükseltmedim.
Çünkü artık kendimi savunarak onu ikna etmeye çalışmaktan yorulmuştum.
Çantamdan doktorumun verdiği randevu kâğıdını çıkarıp masanın üzerine bıraktım.
“Üç gün sonra ilk ayrıntılı ultrasonum var,” dedim. “DNA testi istiyorsan yaptırırsın. Ama önce benimle gelmeni istiyorum.”
Jale hemen araya girdi.
“Buna gerek yok.”
Fakat Tunca kâğıdı eline aldı.
Yüzünde küçümseyici bir gülümseme belirdi.
“Geleceğim,” dedi. “Belki o zaman yalan söylemeyi bırakırsın.”
Üç gün sonra hastanenin ultrason odasında yan yana oturduk.
Tunca benimle konuşmuyordu.
Jale de koridorda onu bekliyordu.
Doktor ekrana bakarken önce hiçbir şey söylemedi.
Sonra görüntüyü büyüttü.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Ekrana biraz daha yaklaştı.
Benim kalbim hızlanırken Tunca sabırsızca, “Bir sorun mu var?” diye sordu.
Doktor cevap vermek yerine birkaç ölçüm daha yaptı.
Ardından sandalyesini bize doğru çevirdi.
“Aydan Hanım,” dedi ciddi bir sesle, “öncelikle size göstermek istediğim bir şey var.”
Ekranı bize çevirdiğinde ben gözyaşlarımı tutamadım.
Tunca ise birkaç saniye boyunca tek kelime edemedi.
“Çünkü doktorun ekranda gösterdiği şey yalnızca hamileliğimle ilgili değildi.”
Doktor parmağını ekrandaki küçük, titreşen görüntünün üzerine götürdü.
“Öncelikle bebeğiniz gayet iyi görünüyor,” dedi.
İçimde tuttuğum nefesi bıraktım.
Tunca ise hâlâ kaskatı oturuyordu.
Doktor görüntüyü biraz daha büyüttü.
“Gebelik haftasına baktığımızda da önemli bir ayrıntı görüyoruz. Ölçümlerimize göre hamilelik, eşinizin geçirdiği işlemden sonraki döneme değil, işlemin etkisinin henüz doğrulanmadığı zamana denk geliyor.”
Tunca kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Doktor sakince sandalyesini ona çevirdi.
“Vazektomi, yapıldığı anda kesin sonuç veren bir işlem değildir. Sonrasında sperm testi yapılması ve işlemin başarılı olduğunun doğrulanması gerekir. Size kontrol testi önerildi mi?”
Tunca birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra gözlerini kaçırdı.
“Evet.”
“Yaptırdınız mı?”
Sessizlik.
Ben başımı yavaşça ona çevirdim.
“Tunca?”
Çenesini sıktı.
“Hayır.”
O an içimde bir şey kırılmadı.
Çünkü kırılacak her şey zaten haftalar önce kırılmıştı.
Sadece bütün parçalar yerlerine oturdu.
Ben ona bunu en başından beri anlatmıştım.
Doktorun uyarısını hatırlatmıştım.
Kontrol yapılmadan hiçbir şeyin kesin olmadığını söylemiştim.
Ama o beni dinlemek yerine beni suçlamayı seçmişti.
Doktor dosyayı kapatacakken ekrana tekrar baktı.
Sonra durdu.
“Bir dakika.”
Kalbim yeniden hızlandı.
“Ne oldu?”
Doktor ekrandaki görüntüyü farklı bir açıya çevirdi.
Bir süre sessizce baktı.
Sonra yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Sanırım size söylemem gereken ikinci bir şey daha var.”
Tunca öne doğru eğildi.
Ben yatağın kenarını sıkıca tuttum.
Doktor ekranda yan yana duran iki küçük alanı işaret etti.
“Burada bir değil, iki kalp atışı görüyorum.”
Odayı derin bir sessizlik kapladı.
“İki mi?” diye fısıldadım.
Doktor başını salladı.
“Evet. İkiz gebelik.”
Elimi ağzıma götürdüm.
Gözlerimden yaşlar boşaldı.
Az önce tek bir bebeğimin sağlıklı olduğunu öğrenmenin mutluluğunu yaşamaya çalışırken şimdi önümde iki küçücük kalp atıyordu.
Tunca’nın yüzüne baktım.
Bembeyaz olmuştu.
Ama asıl şok daha bitmemişti.
Doktor ayağa kalkıp bize birkaç görüntü çıkardıktan sonra Tunca’ya döndü.
“Bence sizin de en kısa sürede üroloji doktorunuzla görüşmeniz gerekiyor. Çünkü kontrol testini yaptırmadığınız için işlemin başarılı olup olmadığını bilmiyoruz.”
Tunca dudaklarını araladı.
“Yani… bu çocuklar benim olabilir mi?”
Doktorun cevabı kısa ve netti.
“Elbette olabilir.”
Ben gözlerimi kapattım.
Haftalardır beklediğim cümle buydu.
Ama duyduğumda içimde zafer hissi oluşmadı.
Tunca’nın yüzüne bakıp “Sana söylemiştim,” diye bağırmak istemedim.
Sadece yoruldum.
Ultrason odasından çıktığımızda Jale koridordaki sandalyeden hemen ayağa kalktı.
Tunca’ya koştu.
“Ne oldu?”
Tunca cevap vermedi.
Jale bana baktı.
Sonra elimdeki ultrason fotoğraflarına.
“Bir sorun mu var?”
“Hayır,” dedim.
Fotoğrafları çantama yerleştirdim.
“İki bebek de gayet iyi.”
Jale’nin yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“İki?”
Tunca duvara yaslandı.
“İkizmiş.”
Jale birkaç saniye sustu.
Sonra hemen kendini toparladı.
“Tamam ama bunun bir şeyi değiştirdiğini sanmıyorum. DNA testi yapılacak sonuçta.”
Bu kez Tunca ona döndü.
“Doktor, çocukların benim olabileceğini söyledi.”
Jale’nin yüzü gerildi.
“Olabilir mi dedi, kesin senin dedi mi?”
Tunca cevap vermedi.
O anda onların arasındaki ilişkinin ilk kez çatladığını gördüm.
Ama beni asıl ilgilendiren bu değildi.
Ben hastaneden çıkıp eve gittim.
Ertesi gün avukatı aradım.
Boşanma sürecini başlattım.
Çünkü artık Tunca’nın geri dönmesini istemediğimi anlamıştım.
Beni suçlaması ağırdı.
Ama bundan daha ağır olan şey, sekiz yıllık eşinin tek bir açıklamasını bile dinlemeden onu herkesin önünde küçük düşürmeye razı olmasıydı.
Aradan iki hafta geçti.
Bir akşam kapım çaldı.
Kapıyı açtığımda Tunca’yı gördüm.
Elinde bir zarf vardı.
Yüzü çökmüş görünüyordu.
“Konuşabilir miyiz?”
Kapıyı tamamen açmadım.
“Ne hakkında?”
Zarfı bana uzattı.
“Test sonucu.”
Ne olduğunu hemen anlamıştım.
Vazektomi sonrası yaptırması gereken sperm analizini sonunda yaptırmıştı.
Zarfı açmadım.
Onun söylemesini bekledim.
“İşlem başarısız olmuş,” dedi.
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Doktor hâlâ canlı sperm bulunduğunu söyledi.”
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra başını eğdi.
“Aydan… ben çok büyük bir hata yaptım.”
Sessiz kaldım.
“Çocuklar büyük ihtimalle benim.”
“Ben bunu başından beri söylüyordum.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyordun. Bilmek isteseydin beni dinlerdin.”
Gözleri doldu.
“Jale’yle de bitti.”
Bu cümleyi duyunca şaşırmadım.
“Bunun benimle ilgisi yok.”
“Var. Çünkü…”
Elimi kaldırıp onu susturdum.
“Hayır, Tunca. Yok.”
İlk kez sesimin bu kadar sakin olduğunu fark ettim.
“Sen beni terk ettiğinde Jale’ye gitmedin. Sen zaten Jale’ye gidiyordun. Hamileliğim sadece sana bahaneyi verdi.”
Tunca başını kaldıramadı.
Cevap vermeyişi benim için yeterliydi.
Gerçeği anlamıştım.
“Ne zamandır?” diye sordum.
“Birkaç aydır.”
Gözlerimi kapattım.
İçimdeki son şüphe de yok oldu.
Beni sadakatsizlikle suçlayan adam, aslında kendisi bana sadık değildi.
Tunca ağlamaya başladı.
“Ne olur çocuklarımı benden alma.”
“Ben çocuklarını senden almıyorum.”
“Beni affet.”
Başımı salladım.
“Babalıkla kocalık aynı şey değil, Tunca. Çocuklarının babası olabilirsin. Ama artık benim kocam olamazsın.”
O gece kapıyı kapattığımda ilk kez yalnızlıktan korkmadım.
Aylar sonra ikizler dünyaya geldi.
Biri kız, biri erkekti.
Kızıma Lalin, oğluma Atlas adını verdim.
Doğumdan sonra yapılan DNA testi de gerçeği kesin olarak ortaya koydu.
İkisi de Tunca’nın çocuklarıydı.
Sonuç kâğıdını eline aldığında uzun süre baktı.
Sonra hastane odasının köşesinde sessizce ağladı.
Ben ona teselli vermedim.
Ama çocuklarını kucağına almasına da engel olmadım.
Çünkü onların babalarının hatalarının bedelini ödemelerini istemiyordum.
Tunca zamanla düzenli olarak çocukları görmeye başladı.
Boşanmamız tamamlandı.
Jale hayatımızdan tamamen çıktı.
Kayınvalidem ise bir gün beni arayıp özür dilemek istedi.
Dinledim.
Fakat bazı özürlerin geçmişi değiştirmediğini de öğrendim.
Bugün Lalin ve Atlas üç yaşındalar.
Bazen onları bahçede koşarken izliyorum.
Tunca hafta sonları gelip onları alıyor.
Aramızda artık ne öfke var ne de sevgi.
Sadece geçmişte birbirini çok iyi tanıdığını sanan iki insanın bıraktığı mesafe var.
Geçen hafta çocukları almaya geldiğinde kapının önünde bir süre durdu.
“Keşke o sabah seni dinleseydim,” dedi.
Ben de gülümsedim.
“Ben de bir zamanlar öyle düşünüyordum.”
“Artık düşünmüyor musun?”
Başımı salladım.
“Hayır.”
Şaşkınlıkla baktı.
“Neden?”
Arkamda oynayan çocukların seslerini duydum.
Sonra ona hayatım boyunca unutmayacağım gerçeği söyledim:
“Çünkü o gün beni dinleseydin belki evliliğimiz devam ederdi. Ama ben senin gerçekte nasıl biri olduğunu hiçbir zaman öğrenemezdim.”
Tunca tek kelime söylemedi.
Çocukların ellerini tutup arabasına doğru yürüdü.
Ben kapının önünde kaldım.
Bir zamanlar hamilelik testindeki iki pembe çizgiyi hayatımın mucizesi sanmıştım.
Yanılmışım.
Asıl mucize, o iki küçücük kalp atışının bana yalnızca anne olacağımı değil, kendime yeniden saygı duymayı da öğretmesiydi.
Çünkü bazen bir insanın hayatından çıkması kayıp değildir.
Bazen hayat, yanlış kişiyi senden uzaklaştırırken sana aynı anda uğruna yeniden ayağa kalkacağın iki güzel sebep verir.

Bir Yorum Yazın