Üç Aylık Hamileyken Kocam, “İmzala, Acelem Var.” Dediği İçin Ondan Boşandım.
kadar alçak sesle sordu ki, sanki cevabın sesli söylenmesinden korkuyordu.
“Bunu burada konuşmayacağız.”
“Elbette benim oğlum.”
“Cenk.”
“Yaşı tutuyor. Yüzü…” Eli titreyerek çenesine gitti. “Tanrım, bana benziyor.”
O sırada Aras bize doğru dönüp seslendi.
“Anne!”
Cenk irkildi.
Aras yanımıza geldi.
“Fotoğraf çekimi bitti. Gidebiliriz.”
Sonra Cenk’e baktı.
“Tekrar teşekkür ederim efendim.”
Cenk cevap veremedi.
Sadece oğluna baktı.
Aras’ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Bir sorun mu var?”
“Yok,” dedim hemen. “Eski bir tanıdık.”
Cenk bana öyle bir baktı ki bu iki kelime onu bıçaklamış gibiydi.
Eski bir tanıdık.
Bir zamanlar kocam olan adam artık oğluma böyle tanıtılıyordu.
Aras omuz silkti.
“Arabada bekleyeyim mi?”
“Evet. Beş dakika içinde geliyorum.”
Oğlum uzaklaştıktan sonra Cenk bana döndü.
“Benden onu sakladın.”
“Sen önce bizi terk ettin.”
“Onun varlığından haberim yoktu.”
“Elimde ultrason görüntüsüyle karşında oturuyordum, Cenk.”
Yüzündeki öfke bir anda durdu.
“Ne?”
“Boşanma protokolünü imzaladığım gün. Çantamdaydı.”
Cenk birkaç saniye konuşamadı.
“Bana söyleyecektin?”
“Evet.”
“Neden söylemedin?”
Gülümsedim.
“Çünkü beni acele ettirdin. Havaalanına yetişmen gerekiyordu. Hatırlamıyor musun?”
Cenk gözlerini kapattı.
O günün bütün ayrıntılarının zihninde yeniden canlandığını anlayabiliyordum.
“Pelin…” diye mırıldandı.
“Evet. Pelin seni bekliyordu.”
“Onunla evlenmedim.”
“Bu benim için bir şey değiştirmiyor.”
Cenk şaşkınlıkla bana baktı.
“Bilmek istemiyor musun?”
“Hayır.”
Bu cevap onu beklediğinden daha çok sarstı.
“Nilay, ben aptaldım.”
“Evet.”
“Pelin’le yeniden başlamak istediğimi sanıyordum. Ama iki ay bile sürmedi. Londra’ya geri döndü.”
Sessiz kaldım.
“Sonra seni aradım.”
“Numaramı değiştirmiştim.”
“Evine gittim.”
“Taşınmıştım.”
“Şirketini araştırdım.”
“O zaman henüz şirketim yoktu.”
Cenk acıyla güldü.
“Sanki yeryüzünden silinmiştin.”
“Çünkü senden hiçbir şey istemiyordum.”
Cenk başını eğdi.
“Peki ya Aras? Onun benden hiçbir şey istemeyeceğine sen mi karar verdin?”
İşte bu soru beni susturdu.
Çünkü yıllardır kendime sormaktan kaçındığım soru buydu.
Cenk’e kızgın olabilirdim.
Ama Aras adına sonsuza kadar karar veremezdim.
O gece oğlumla eve döndüğümüzde uzun süre mutfak masasının karşılıklı iki tarafında oturduk.
Aras ödülünü masanın üzerine koymuştu.
“Anne,” dedi sonunda.
“Efendim?”
“O adam kim?”
“Cenk Arısoy.”
“Onu biliyorum. Kim olduğunu soruyorum.”
Gözlerinde her zaman hayran olduğum zekâ vardı.
Ve artık gerçeği saklamanın onu korumak değil, ona haksızlık etmek olacağını anladım.
Derin bir nefes aldım.
“Baban.”
Aras hiç kıpırdamadı.
Sadece bana baktı.
“Benim… babam mı?”
“Evet.”
Dakikalarca tek kelime etmedi.
Sonra gözleri doldu.
“Beni istemedi mi?”
Kalbim parçalandı.
“Hayır.”
“Bizi terk etti.”
“Seni değil. Senin varlığını bilmiyordu.”
Aras kaşlarını çattı.
“Nasıl bilmiyordu?”
Ona her şeyi anlattım.
Boşanma masasını.
Çantamdaki ultrasonu.
Pelin’i.
Cenk’in aceleci sözlerini.
Benim susmayı seçmemi.
Hikâye bittiğinde Aras ayağa kalktı ve odasına gitti.
Kapısını kapatmadı.
Ama beni de çağırmadı.
O gece sabaha kadar uyuyamadım.
Ertesi sabah masada küçük bir kâğıt buldum.
“Onunla konuşmak istiyorum.”
Üç gün sonra Cenk’le bir kafede buluştuk.
Ben birkaç masa ötede oturdum.
Aras önce tek başına onun karşısına geçti.
Cenk gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu.
Aras ise çok sakindi.
“Beni neden aramadınız?” diye sordu.
“Varlığını bilmiyordum.”
“Annemi neden bıraktınız?”
Cenk cevap vermeden önce uzun süre sustu.
“Çünkü o zamanlar ne istediğini bildiğini sanan ama aslında hiçbir şey bilmeyen kibirli bir adamdım.”
Aras başını hafifçe eğdi.
“Şimdi biliyor musunuz?”
Cenk oğluna baktı.
“Kaybettiğim şeyin ne olduğunu biliyorum.”
“Beni mi?”
“Senin büyüdüğünü görebileceğim dokuz yılı.”
Aras’ın yüzündeki ifade ilk kez yumuşadı.
Fakat Cenk masanın üzerinden elini uzattığında Aras hemen tutmadı.
“Size baba demeyeceğim.”
Cenk’in gözleri doldu.
“Bunu istemeye hakkım yok.”
“Belki bir gün derim.”
“Belki.”
“Belki de hiç demem.”
“Bunu da kabul ederim.”
Aras birkaç saniye düşündü.
Sonra elini uzattı.
“Önce sizi tanıyabilirim.”
Cenk oğlunun elini tuttu.
Bu kez bir sahnede değil.
Fotoğraf makineleri olmadan.
Alkışlar olmadan.
Sadece ikisi arasında.
Aylar geçti.
Cenk hayatımıza bir anda girmedi.
Buna izin vermedim.
Aras da istemedi.
Önce haftada bir kez görüştüler.
Sonra birlikte bilim müzelerine gitmeye başladılar.
Cenk’in büyük şirketi, pahalı arabaları ve tanınmış soyadı Aras’ı hiç etkilemedi.
Oğlumun en sevdiği buluşma, Cenk’in onu küçük bir hırdavatçıya götürüp kendi yağmur suyu sisteminin daha büyük bir prototipini kurmasına yardım ettiği gündü.
Bir akşam Aras eve geldiğinde elinde eski bir fotoğraf vardı.
“Bu ne?” diye sordum.
“Cenk verdi.”
Fotoğrafta Cenk yaklaşık dokuz yaşındaydı.
Aras’a şaşırtıcı derecede benziyordu.
Fotoğrafın arkasında şu cümle yazıyordu:
“Ben senin yaşındayken dünyayı değiştirmek istediğimi sanıyordum. Sen bana önce kendi dünyanı düzeltmen gerektiğini öğrettin.”
Fotoğrafı tekrar Aras’a uzattım.
“Onu affettin mi?”
Aras düşündü.
“Bilmiyorum.”
Sonra gülümsedi.
“Ama artık kızgın değilim.”
Bir yıl sonra aynı bilim yarışmasının ödül törenine tekrar gittik.
Bu kez Aras yarışmacı değildi.
Geçen yılın birincisi olarak küçük öğrencilere konuşma yapacaktı.
Cenk salonun en arka sırasında oturuyordu.
Gösterişli sponsor koltuğunda değil.
Sessizce.
Aras sahneye çıktığında konuşmasının sonunda durdu.
“Geçen yıl burada bir ödül kazandım,” dedi. “Ama sonradan anladım ki o gün kazandığım en önemli şey bu değildi.”
Cenk başını kaldırdı.
Aras devam etti.
“Bazen hayat size eksik olduğunu bile bilmediğiniz bir parçayı geri verir. Ama o parçanın yerine oturması için herkesin değişmesi gerekir.”
Sonra arka sıraya baktı.
“Babam bana insanların hata yapabileceğini öğretti.”
Cenk’in yüzü değişti.
Aras bana döndü.
“Annem de bana hatalardan sonra hayatın yeniden kurulabileceğini öğretti.”
Salon alkışlarla doldu.
Ben ağlıyordum.
Cenk de.
Törenden sonra üçümüz okul bahçesinde yan yana yürüdük.
Cenk bana dönüp sessizce sordu:
“Beni hiç affedebilecek misin?”
Bir süre düşündüm.
“Affetmek, geçmişi değiştirmek değil Cenk.”
“Biliyorum.”
“Ve seni affetmem, yeniden seninle olmak istediğim anlamına gelmiyor.”
Başını salladı.
“Bunu da biliyorum.”
“Fakat artık sana kızgın değilim.”
Cenk hafifçe gülümsedi.
“Bu bana yeter.”
O sırada Aras birkaç metre ileriden bize döndü.
“Anne! Baba! Hadi, fotoğraf çekileceğiz!”
İkimiz de olduğumuz yerde kaldık.
Cenk bana baktı.
Ben ona.
Aras ise sabırsızca el sallıyordu.
Cenk’in gözleri doldu.
“Baba dedi.”
“Duydum.”
Sonra birlikte oğlumuza doğru yürüdük.
O gün çekilen fotoğraf hâlâ çalışma masamın üzerinde duruyor.
Üçümüz yan yanayız.
Ama o fotoğrafa baktığımda eski ailemi görmüyorum.
Çünkü eski ailemiz geri dönmedi.
Daha farklı, daha dürüst bir şey kurduk.
Ben Cenk’e geri dönmedim.
O da benden bunu istemedi.
Fakat Aras babasını tanıdı.
Cenk ise bir çocuğun hayatında yer edinmenin parayla, soyadıyla ya da geçmişi silmekle mümkün olmadığını öğrendi.
Bazı kayıpların telafisi yoktur.
Kaçırdığı ilk adımları, ilk kelimeleri, ilk okul gününü asla geri alamayacaktı.
Ama hayat ona ikinci bir şans vermişti.
Geçmişi yeniden yazmak için değil.
Kalan sayfaları daha iyi yazmak için.
Ve ben yıllar önce çantamda sakladığım o ultrason görüntüsünü hâlâ saklıyorum.
Artık ona baktığımda boşandığım günü hatırlamıyorum.
O küçücük görüntü bana başka bir şeyi hatırlatıyor:
Bazen bir hikâyenin en acı sonu sandığımız an, aslında hayatımızın gerçek başlangıcıdır.
Bir Yorum Yazın