Yetim büyüdüm, zengin bir aile beni evlatlık aldı — ama gerçek ailem sandığım kişiler değildi.
Yetimhane kapısından çıktığımda elimde sadece bir battaniye ve birkaç küçük oyuncak vardı. On beş yaşıma kadar hayatım; gri sabahlar, banyo sırası, ve hep aynı yüzlerin gölgesinde geçti. Bir yaz günü, beyaz gömlekli bir adamla, şık bir kadının beni gözleri dolu dolu izlediği o an, dünya sanki yeniden kurulmuştu. İsmimi bilmeyen çocukluğun yorgunluğu, onların "kendi kızımız" demesiyle yerini tuhaf bir mutluluğa bıraktı.
Evimiz şehrin en eski semtlerinden birinde, yüksek tüllü pencereleri ve dışarıdan bakınca mütevazı görünen ama içten görkemli bir villaydı. Bana yeni okullar, hocalar, en sevdiğim meslekleri konuşan yetişkinler verildi. Yine de ilk geceler, yastığa başımı koyduğumda eski koridorların soğuğu hâlâ omuzlarımda hissediliyordu. Aile bana nazikti; ama nazikliğin sınırları vardı. Bazı odalar kilitliydi, bazı sorulara cevap yoktu. Öğrenmem gerektiğini düşündüklerimi erteledim: "Büyürken sorulur" dedim kendime. Öğrenmem gereken gerçekler ise beni er ya da geç bulmak için bekliyordu grsele ilerleyn devamı sonraki sayfda....