Mezuniyet Gecesinden Kayıp: Odasında Bulduğum Şey
Eylül'ün mezuniyet gecesinden sonra kapı kilitlendiği o anı hâlâ hatırlıyorum: gece yarısı, balkon kapısını arkamdan kapattım, son kez arkamı döndüm ve onun odaya yığılı kıyafetlerle, kutlanan fotoğraflar arasında uyuduğunu sanmıştım. Ertesi sabah yatağında sabah güneşiyle değil, boş bir yatağın soğuğuyla karşılaştım. Telefonu evdeydi; şarjı bitmişti ve ekranında alınmamış birkaç çağrı vardı. İlk saatlerde herkes bir mazeret söyleyecek diye bekledim; arkadaşları, okul yönetimi, hatta polis de bir açıklama yapabilirdi.
Günler haftalara, haftalar aya dönüşürken umutlar yorgun düştü. Polis dosyası eksik bilgiyle ilerliyordu; gençlik arkadaşlarının ifadeleri çelişkiliydi, bazı sosyal medya hesapları kapandı. Haberlerde kısa bir haber, acı bir yüz, sonra başka bir hikâye… Ev sessizliğe büründü; yemekler soğudu, televizyon uzaktan bir uğultu gibi oldu. Eylül'ün odası ise zamanın durduğu bir müze gibiydi: mezuniyet kepi hala dolabın üstünde, masasında çizimler, bir kahve fincanı kurumuş lekelerle duruyordu. Altı ayın sonunda, bir pazartesi sabahı temizlik yapmaya karar verdim ve çekmeceleri aramaya başladım.
Çekmeceler, kitaplar, yastık altları… Hiçbir şey beklediğim gibi değildi. Tam o sırada yatağın tabanında, laminat parkenin kenarına sıkışmış, ince bir kutu fark ettim. Üzerinde Eylül'ün sevdiği küçük bir etiket vardı; içine özenle saklanmıştı. Ellerim titreyerek kutuyu açtım: içi sürprizlerle doluydu — bir pasaport fotokopisi, birkaç dolar, eski bir uçak bileti (gidiş tarihi mezuniyet gecesinden iki gün sonraya işaret ediyordu), bazı banka makbuzları ve bir USB bellek. En altta ise Eylül'ün kendi el yazısıyla birkaç cümle vardı. Okudukça gözlerim doldu; not kısa ama ağırdı: "Anne, seni tehlikeye atmak istemedim. Bunu bulduğunda her şeyi anlatacağım, ama önce güvenliğimi sağlamam gerekiyor. Lütfen polise bu belgeyi ver."
Notun birçok şey söylediğini fark ettim: Eylül bir şeyi biliyor, bir yerden kaçmış ve neden geri dönmediğini bilmeme rağmen beni korumaya çalışmıştı. USB'yi bilgisayara taktığımda içinde birkaç video dosyası vardı. İlk videoda Eylül kameraya bakıyordu; yüzünde karışık bir cesaret ve yorgunluk vardı. Konuşması titrekti ama netti: "Beni bulamayacaklarını sandılar, anne. Seni savunamam diye sessiz kalmam gerekiyordu. Arada kalanları kurtarabilmem için uzaklaşmak zorundaydım." Videoda adı geçen kişi, okuldan bir arkadaşın değil, okul dışından biri; Eylül'ün söz ettikleri bir tehditten, borçtan ve korkutma yöntemlerinden oluşuyordu Devamı....