Babamın cenazesinde hiç tanımadığım bir kadın geldi ve “O senin baban değildi” dedi.
Babamın cenaze töreni yağmura yakın gri bir havada yapılmıştı; mezarlıkta taşlar solgun, çiçekler cansızdı. İnsanlar kendi sessizlikleriyle baş başaydı. Babamın tabutu örtülü, yüzü sakin görünüyordu; herkes bir son kez bakmak için sıraya girmişti. Ben, davetlilerin ardında dururken, tanıdık ama bulanık bir kalp ağrısı hissediyordum—çocukluğumun tamamı onun etrafında şekillenmişti: okul gezileri, pijamada geceler, hasta olduğum günlerde başucunda bekleyişi. Onun yokluğunun ağırlığı yeni bir gerçeklikle karışmıştı.
Tam o sırada, cenaze alayı boyunca yürüyen orta yaşlı, gri saçlı bir kadın dikkatimi çekti. Yüzünde uzun zamandır beklenmiş bir kararlılığın ifadesi vardı. Bana doğru geldi ve kim olduğunu söylemeden, uzatacağı sözün ağırlığını taşır gibi durdu. Birkaç kişi onun sözlerini duydular; çevremde fısıltılar yayıldı. Kadın durdu, gözlerimi doğrudan yakaladı ve hiçbir ara söz vermeden, herkesin içinde, beni küçük düşürecek kadar soğukkanlı bir sesle: "O senin baban değildi," dedi. Cümle havada asılı kaldı, herkesin nefesini kestiği anlardan biriydi. Benim için dünya aniden döndü.
Kalabalık içinde bazı yüzler göğsünün daraldığını belli ediyordu; kardeşim öfkeyle kadına baktı, amcam öfkeyi bile içine gömerek sessiz kaldı. Kadın, "Nermin," diye kendini tanıttı. Elinde sararmış bir zarf vardı; onu bana uzattı. İçindeki fotoğraf, mahkeme kağıtları ve bir hastane raporu gecikmiş bir bilinmezliği ortaya koyuyordu. "Bunu sana vermem lazımdı," dedi. "Bugüne kadar bekledim. Ama seni kaybedince daha fazla bekleyemedim." Ben ne cevap vereceğimi bilemiyordum; babamın mezarına bir şey söylendiğinde onun hayatı mı yoksa yeni bir sır mı gömülmüştü, ayrım belirsizleşiyordu grsele ilerleyn devamı sonraki syfada....