Kocam beni herkesin önünde terk edip başka bir kadınla evlendi…

Düğün salonunun girişinde beliren kişi, yıllardır üzerine toz kondurmadığımız, şehrin en saygın iş adamlarından biri olarak tanıdığımız ama aslında bir gölge gibi yaşayan eski bir aile dostumuzdu: Necdet Bey. Üzerindeki gri takım elbisesi sanki bir yas tutuyormuş gibi mat duruyordu. Elinde ise sadece bir evrak çantası vardı.

Necdet Bey ağır, kararlı adımlarla nikâh masasına doğru yürürken, salonun ışıkları sanki daha da parlaklaştı ve her şey bir sahne ışığı altında çıplaklaştı. Müzik, sanki kendi kendine korkudan durmuş gibi kesildi. Cem’in yüzündeki o kibirli, zafer kazanmış ifade, yerini yavaş yavaş bir huzursuzluğa bırakmıştı. Yanındaki genç eşi ise, hiçbir şey anlamamış bir şekilde, şaşkınlıkla etrafına bakıyordu.

Necdet Bey, masanın tam önüne geldi, durdu ve o sözü söyledi: "Bu nikâhın kıyılması, sadece bir yalanın değil, aynı zamanda çalınmış bir mirasın ve sahte bir hayatın resmileşmesi olur."

Salon buz kesti. Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Cem, ayağa fırlayarak, "Siz de kim oluyorsunuz? Buradan çıkın hemen!" diye bağırdı. Sesi titriyordu. Ancak Necdet Bey istifini bozmadı. Çantasından çıkardığı kalın bir dosyayı nikâh memurunun önüne, tam imzaların atılacağı cüzdanın üzerine koydu.

"Ben, Cem’in babasının on beş yıl önce, yani karısını ilk terk ettiği dönemde, şirket hesaplarını kurtarmak için tuttuğu bağımsız denetçiyim," dedi Necdet Bey. Sesi salonun en arka köşesine kadar yankılandı. "Cem, o gün sadece karısını terk etmedi. Babasının ona bıraktığı ve çocuklarının hakkı olan tüm mirası, bu yanındaki kadının ailesinin yasa dışı ticaretine sermaye olarak aktardı. O 'gösterişli' hayat dedikleri şey, aslında birer kara para aklama mekanizmasıydı."

Salondaki sessizlik bir fırtına öncesi sessizliğe dönüştü. Cem’in yüzü önce kireç gibi bembeyaz oldu, sonra kan çekilmiş gibi morardı. Yanındaki kadın, Cem’in kolunu bıraktı ve geriye doğru bir adım attı. "Cem? Ne diyor bu adam? Sen bana her şeyin senin kendi başarın olduğunu söylemiştin!" diye bağırdı kadın.

Ben ise salonun en sonunda, kızımın elini tutuyordum. Kızım, düğüne gelirken söylediği o "Anne, bugün sen olduğun kadın olarak oraya git" sözünün ne anlama geldiğini şimdi daha iyi anlıyordum. O, benim sadece bir kurban değil, bu oyunun merkezindeki en büyük mağdur olduğumu ve gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağını biliyordu gorsele ilerleyn devamı sonraki sayfda....

FOTO GALERİLER