Annem ölmeden önce bana kocam hakkında sadece üç kelime fısıldadı… O sözlerin gerçek anlamını yıllar sonra öğrendiğimde, artık hiçbir şeyi geri döndürme şansım kalmamıştı.** Annem hastane odasında yaşam mücadelesi verirken başucundan bir an olsun ayrılmıyordum. Doktorlar fazla zamanının kalmadığını söylemişti. Son nefesini vermesine dakikalar kala beni yanına çağırdı. Elimi sımsıkı tuttu, güçlükle bana doğru eğildi ve kulağıma yalnızca üç kelime fısıldadı. **”Ona güvenme, kızım.”** Şaşkınlıkla anneme baktım. “Kime güvenmeyeyim anne?” diye sordum. Ama artık konuşacak gücü kalmamıştı. Birkaç saniye sonra gözlerini sonsuza dek kapattı. O üç kelime cenazeden sonra bile zihnimden hiç çıkmadı. Fakat annemin kimi kastettiğini bilmiyordum. O günlerde aklıma gelen tek kişi, on iki yıllık eşim **Murat** değildi. Çünkü Murat’ı seviyordum. Bana göre iyi bir eş, çocuklarımız için fedakâr bir babaydı. Annemin ölüm acısıyla kafasının karıştığını düşündüm ve söylediklerini zamanla unutmaya çalıştım. Hayat devam etti. İki çocuğumuzu büyüttük. Yeni bir ev aldık. Murat işinde yükseldi, ben ise ailemiz için elimden geleni yaptım. Yıllar geçtikçe annemin son sözleri yalnızca ara sıra aklıma gelen buruk bir anıya dönüştü. Ta ki bir akşam Murat’ın telefonuna gelen tek bir mesajı tesadüfen görene kadar. Mesajı açmadım. Ama ekranda beliren birkaç kelime, yıllardır içimde uyuyan bütün şüpheleri yeniden uyandırmaya yetmişti. O gece ilk kez annemin aslında Murat’ı kastetmiş olabileceğini düşündüm. Yine de hiçbir kanıtım yoktu. Kendime bunun sadece gereksiz bir kuruntu olduğunu söyleyip hayatıma devam ettim. Fakat sonraki aylarda yaşanan küçük tesadüfler, birbirini tamamlayan eksik parçalar gibi önümde dizilmeye başladı. Murat’ın anlamsız yalanları… Gizli telefon görüşmeleri… Benden habersiz yaptığı harcamalar… Ve annemin ölümünden hemen önce onunla yalnız konuştuğunu öğrendiğim o birkaç dakika… Artık hiçbirini görmezden gelemiyordum. Yıllar boyunca cevabını aradığım üç kelimenin ardında, sandığımdan çok daha büyük bir sır saklıydı. Gerçeği öğrenebilmek için annemin yıllardır açmadığım eski sandığını karıştırmaya başladım. Sandığın en altında bana hitaben yazılmış, açılmamış bir zarf buldum. Zarfın üzerinde yalnızca şu cümle yazıyordu: **”Bunu ancak Murat’ın gerçek yüzünü görmeye hazır olduğunda oku.”** Titreyen ellerimle mektubu açarken, hayatım boyunca inandığım her şeyin birkaç dakika içinde yerle bir olacağından henüz haberim yoktu…
Zarfın içinden çıkan kağıt, yılların eskittiği dokusuyla parmaklarımın arasında hafifçe hışırdayarak açıldı. Annemin el yazısı, o meşhur düzenli ve keskin karakteriyle kağıdın üzerine kazınmıştı. Okumaya başladığımda, odanın içindeki oksijen sanki çekilmiş, nefesim boğazımda düğümlenmişti.
“Canım kızım, bu satırları okuduğuna göre, artık sadece hislerinin değil, gerçeklerin de seni buraya getirdiğini anlıyorum. Murat’la evlendiğinde, onun o kusursuz, nazik ve yardımsever maskesine hepimiz inandık. Ama ben, onun gözlerinde sadece sana olan aşkı değil, büyük bir açgözlülüğün ve karanlığın yansımasını gördüm. Murat, seninle evlenmeden önce, babanın ölümünden sonra kalan aile mirası üzerine kurduğu planlarla yola çıkmıştı. Seni sevdiği yalandı; o, senin şefkatine ve ailenin itibarına duyduğu açlıkla beslenen bir parazitti.”
Mektup, o ana kadar zihnimde kurduğum tüm savunma mekanizmalarını birer birer yıktı. Annem devam ediyordu:
“Hatırlıyor musun, evlendiğinizin üçüncü yılında işleri aniden kötü gitmiş, sonra bir mucize gibi toparlamıştınız? O ‘mucize’, babandan kalan son tapuların Murat tarafından el altından satılmasıydı. Senin imzanı taklit etti, senin adına borçlar aldı ve bütün bunları senin iyiliğin için yaptığını söyleyerek seni minnet borcu altında bıraktı. O gün hastanede seninle son kez konuştuğumda, Murat bana gelmişti. 'Kızınızın hayatı benim elimde, eğer onun gerçeği öğrenmesini engellemezseniz, çocuklarınızın geleceğini ve onun mutluluğunu yok ederim' diye beni tehdit etmişti. O an, hem kendi ölümüme hem de senin kandırılmış hayatına duyduğum öfkeyle o üç kelimeyi seçtim. Seni korumak istedim ama kendi sessizliğimin mahkumu oldum.”
Elim ayağım boşaldı. Yıllarca güvendiğim o güçlü adamın, aslında hayatımı kendi çıkarları için dizayn eden bir kukla oynatıcısı olduğunu idrak etmek, ruhumda telafisi imkansız bir yara açtı. Mektubun sonunda annem, Murat'ın bir vergi kaçırma ve kara para aklama ağı kurduğuna dair belgelerin saklı olduğu banka kasasının anahtarını ve yerini eklemişti.
Gözyaşlarım, annemin yıllar önce döktüğü o son gözyaşlarıyla birleşmiş gibiydi. Tam o sırada kapının gıcırtısını duydum. Murat eve dönmüştü. Ayak sesleri, her zamanki gibi emin ve yavaş adımlarla koridorda yankılanıyordu. Mektubu hızla göğsüme bastırdım. Kalbimin atış sesini odanın diğer ucundan duyabileceğini sandım.
Kapı aralandı. Murat, her zamanki o sahte gülümsemesiyle içeri girdi. “Hayatım, hala uyanık mısın? Ne yapıyorsun o sandık başında?” dedi. Sesi, yıllardır kulaklarımda yankılanan o huzurlu tınıyı artık taşımıyordu. Şimdi o seste sadece bir avcının soğukkanlılığını duyabiliyordum.
Ona baktım. Gözlerinin içine baktım. Annemin mektubunda bahsettiği "karanlığı" ilk kez orada gördüm. On iki yıllık evliliğimizin bir tiyatro sahnesi olduğunu anlamak, içimdeki kadını öldürmüştü. Ama yerini, gerçeği öğrenmiş, soğukkanlı ve intikam almaya hazır bir kadın almıştı.
“Anılarımı karıştırıyordum, Murat,” dedim, sesimi mümkün olduğunca sabit tutarak. “Annemin neden bana 'ona güvenme' dediğini anlamaya çalışıyordum.”
Murat’ın gözleri anlık bir boşluğa düştü, ardından hemen toparlandı. “Annen zaten son günlerinde hayal dünyasında yaşıyordu, tatlım. Biliyorsun, hastalık insanı ne kadar savunmasız bırakıyor.”
Yalan söylüyordu. Bunu bilmek artık bana acı değil, inanılmaz bir berraklık veriyordu. O an, o mektubu ona fırlatıp yüzüne bağırmak, onu evden kovmak istedim. Ancak annemin uyarısı zihnimde yankılandı: “O çok tehlikeli, kızım. Onu yenebilmen için önce onun zayıf noktasını, yani kibrini kullanmalısın.”
Murat'ın kibri, onun en büyük zayıflığıydı. Her şeyin kontrolünün kendi elinde olduğundan o kadar emindi ki, hiçbir zaman bir gün yakalanabileceğini düşünmemişti. Mektubun devamında annem, onun gerçekte kiminle ortaklık yaptığını ve bu işlerin nereye kadar uzandığını detaylandırmıştı. Eğer hemen tepki verirsem, çocuklarımın geleceğini de tehlikeye atabilirdim gorsele ilerleyn devamı sonrki syfada....