enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Hafif Yağmurlu
21°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C

Boşanmamızın resmen kesinleşmesinden tam beş dakika sonra eski kocam, “Kızları sen al. Artık bir oğlum olacak.” dedi.

Boşanmamızın resmen kesinleşmesinden tam beş dakika sonra eski kocam, “Kızları sen al. Artık bir oğlum olacak.” dedi.

“Ve o anda anladım ki doktorun İstanbul’daki odada sormak üzere olduğu soru, yalnızca Derya’nın hamileliğinin gerçek tarihini değil… Taylan’ın yıllardır doğru bildiği çok daha büyük bir gerçeği de ortaya çıkaracaktı.”

Elimdeki belgeye bakarken parmaklarımın hafifçe titrediğini fark ettim.

İlayda bavulunun sapını tutmuş, Beril ise omzuma yaslanmıştı. Antalya Havalimanı’nın kalabalığı etrafımızda akıp gidiyordu ama ben insanların seslerini neredeyse hiç duymuyordum.

Telefonum yeniden çaldı.

Taylan.

Otuz ikinci aramaydı.

Açmadım.

Birkaç saniye sonra mesaj geldi.

“Aydan, bu çok ciddi. Lütfen beni ara.”

Ardından bir tane daha.

“Doktor burada tuhaf şeyler söylüyor.”

Sonra:

“Derya ağlıyor.”

Telefonu sessize aldım.

Çünkü o an Taylan’ın ne hissettiğiyle ilgilenebilecek durumda değildim.

Aylar boyunca benim hissettiklerimle o ilgilenmemişti.

Bir insanın dünyasının yıkılması bazen büyük bir patlamayla olmaz.

Bazen küçük şeylerle başlar.

Gece yarısı sessize alınan telefonlarla.

“Toplantım uzadı.” yalanlarıyla.

Üzerinde size ait olmayan bir parfüm kokusuyla.

Ve sonunda kocanızın başka bir kadından çocuk beklediğini öğrenmenizle.

Ama benim çantamda duran belgenin Derya’nın hamileliğinden bile önce başlayan başka bir hikâyesi vardı.

Altı ay önce, boşanma sürecimiz daha yeni başlamışken rutin bir sağlık kontrolüne gitmiştim.

Doktorum eski dosyalarımı incelerken bazı sonuçların eksik olduğunu söylemişti.

On bir yıl önce, İlayda’ya hamile kalmadan kısa süre önce Taylan’la birlikte bazı testler yaptırmıştık. O dönem hamile kalmam biraz gecikince doktorumuz ikimizi de incelemek istemişti.

Benim sonuçlarım normal çıkmıştı.

Taylan ise bana yalnızca,

“Bende de sorun yokmuş.”

demişti.

O kadar.

Dosyayı hiç görmemiştim.

Boşanma sırasında avukatım ortak sağlık sigortasıyla ilgili bazı eski kayıtları isterken o test sonucu da yanlışlıkla dosyaya eklenmişti.

İlk okuduğumda anlamamıştım.

Sonra doktoruma götürmüştüm.

Doktor uzun süre kâğıda bakmış ve bana çok dikkatli bir sesle şunu söylemişti:

“Aydan Hanım, bu test doğruysa eşinizin doğal yollarla çocuk sahibi olma ihtimali son derece düşük görünüyor.”

Beynimin içinde o cümle günlerce yankılanmıştı.

“Ne kadar düşük?”

Doktor sayılardan söz etmişti.

Ama benim aklımda kalan tek şey şuydu:

Neredeyse imkânsız.

İlk düşündüğüm şey Derya’nın bebeği olmamıştı.

İlayda ve Beril olmuştu.

Eve nasıl döndüğümü hatırlamıyordum.

O gece iki kızımın odasının kapısında uzun süre durmuş, yüzlerine bakmıştım.

Sonra gizlice DNA testi yaptırmıştım.

Sonuç geldiğinde nefesimi dakikalarca tutmuş gibi hissettim.

İlayda da Beril de biyolojik olarak Taylan’ın çocuklarıydı.

İşte asıl tuhaflık buydu.

Doktor bunun ancak Taylan’ın eski testinin yanlış olması ya da yıllar içinde çok sıra dışı bir değişiklik yaşanmasıyla açıklanabileceğini söyledi.

Sonra ben başka bir şey hatırladım.

İlayda’ya hamile kalmadan önce Taylan bir süre özel bir üroloji kliniğine gitmişti.

Bana bunu hiç anlatmamıştı.

Araştırdıkça gerçeği parça parça öğrendim.

Taylan yıllar önce sperm örneklerini dondurmuştu.

İlayda ve Beril için kullanılan örnekler onlardı.

Bana ise tedavinin ayrıntıları hiçbir zaman tam olarak anlatılmamıştı.

O zaman bunun üzerinde durmamıştım.

Ama Derya hamile kaldığını açıkladığında haftaları zihnimde hesaplamaya başlamıştım.

Ve bir şey uymuyordu.

Derya’nın hamile kaldığını söylediği tarihte Taylan şehir dışındaydı.

Üstelik Taylan, yıllar önce saklanan örneklerinin tamamının bizim tedavimiz sırasında kullanıldığını düşünüyordu.

Benim elimdeki resmi belge ise bunu doğruluyordu.

Eski klinikten gelen kayıtta açıkça yazıyordu:

Saklanan örneklerin tamamı imha edilmiş veya kullanılmıştı. Yeni örnek bulunmuyordu.

Yani Derya’nın bebeği gerçekten on sekiz haftalıksa…

Taylan’ın biyolojik oğlu olma ihtimali neredeyse yoktu.

Telefonum tekrar titreşti.

Bu kez arayan kişi Taylan değildi.

Gülay.

Açmadım.

Sonra Selin aradı.

Sonra bilinmeyen bir numara.

Tam telefonu çantama koyacaktım ki Taylan’dan bir sesli mesaj geldi.

Dinlememeye karar verdim.

Ama İlayda yüzüme baktı.

“Babam mı?”

“Evet.”

“Kötü bir şey mi olmuş?”

Bir an sustum.

Sonra telefonun ekranını kapattım.

“Baban bazı gerçeklerle yüzleşiyor.”

İlayda sadece,

“Bizimle ilgili mi?”

diye sordu.

Bu soru kalbimi kırdı.

Çünkü bir çocuk, babasının yaptığı her hatanın kendi değeriyle ilgili olduğunu düşünmemeliydi.

“Hayır.” dedim. “Kesinlikle sizinle ilgili değil.”

O sırada İstanbul’daki odada ise bütün dengeler değişmişti.

Bunu daha sonra Selin’den öğrendim.

Dr. Aslı ekrandaki kayda bakıp Derya’ya şu soruyu sormuştu:

“Bu gebelikten yaklaşık üç hafta önce başka bir doğurganlık merkezinde işlem yaptırdınız mı?”

Derya cevap vermemiş.

Taylan dönüp ona bakmış.

“Ne işlemi?”

Doktor, mahremiyet nedeniyle ayrıntı veremeyeceğini söylemiş fakat Derya’nın önceki kaydında donör spermiyle ilgili bir danışmanlık görüşmesi bulunduğunu belirtmiş.

O anda odadaki hava buz kesmiş.

Taylan’ın babası Orhan,

“Donör ne demek?”

diye sormuş.

Kimse cevap vermemiş.

Taylan Derya’nın elini bırakmış.

“Bebek benim mi?”

Derya ağlamaya başlamış.

Ama asıl kırılma bundan sonra yaşanmış.

Çünkü doktor sadece gebelik tarihinin değil, Derya’nın eski işlem tarihinin de Taylan’la tanışmalarından öncesine denk geldiğini fark etmiş.

Derya sonunda itiraf etmiş.

Yaklaşık bir yıl önce, otuz beş yaşına gelmeden anne olmak istediği için tek başına doğurganlık tedavisine başlamış.

Donör seçmiş.

Bir işlem başarısız olmuş.

Aylar sonra Taylan’la ilişkileri başladığında tedavi sürecine devam etmiş.

Son denemesi başarılı olmuş.

Taylan’a ise bebeğin ondan olduğunu söylemiş.

“Çünkü seni kaybetmek istemedim.”

demiş.

Selin’in anlattığına göre Taylan uzun süre tek kelime konuşamamış.

Annesi elindeki mavi battaniyeyi sandalyeye bırakmış.

Orhan’ın yaptırdığı gümüş kaşık masanın üzerinde kalmış.

Ve “Korkmaz ailesinin varisi” diye kutladıkları bebeğin biyolojik olarak Korkmaz ailesiyle hiçbir bağı olmadığı ortaya çıkmış.

Akşamüstü yeni evimize ulaştığımızda Taylan’ın arama sayısı kırkı geçmişti.

Kızların odalarını hazırlamaya çalışıyordum.

Beril yatağına oyuncak ayısını koyarken,

“Anne, burada babam bizi ziyaret edecek mi?”

diye sordu.

“İsterse edebilir.”

“İster mi?”

Cevap vermedim.

Tam o sırada kapı zili çalmadı elbette.

Ama telefonum çaldı.

Bu kez açtım.

Taylan birkaç saniye konuşamadı.

Sonunda,

“Sen biliyordun.”

dedi.

“Şüpheleniyordum.”

“Elinde ne var?”

“Eski sağlık kayıtların.”

Sessizlik oldu.

“Bana neden söylemedin?”

Bu soru karşısında istemsizce güldüm.

“Ne zaman söylemeliydim Taylan? Bana kızlarımızı istemediğini söylediğin anda mı? Yoksa Derya’nın sana oğul vereceğini anlatırken mi?”

“Aydan, ben öyle demek istemedim.”

“Tam olarak öyle dedin.”

Sesi kırıldı.

“Bebek benim değil.”

“Biliyorum.”

“Annem perişan.”

“İlayda da aylarca perişandı.”

Bu kez sustu.

“Beril geceleri neden ağlıyordu, biliyor musun?”

Cevap vermedi.

“Çünkü sen söz verdiğin hâlde onu aramıyordun.”

Uzun bir sessizlikten sonra,

“Kızlarla konuşabilir miyim?”

dedi.

İçimden hayır demek geçti.

Ama boşanırken kendime bir söz vermiştim.

Taylan’ın kötü bir koca olması yüzünden çocuklarımı babalarından intikam almak için kullanmayacaktım.

“İsterlerse.”

İlayda’ya baktım.

“Baban konuşmak istiyor.”

Yüzünde hiçbir heyecan oluşmadı.

“Beril konuşsun.”

Beril telefonu aldı.

“Baba?”

Taylan’ın sesini uzaktan duydum.

Beril birkaç kez “hı hı” dedi.

Sonra beklemediğim bir şey söyledi.

“Baba, bizim oğlan olmamamız kötü bir şey mi?”

Odanın içinde zaman durmuş gibiydi.

Karşı taraftan cevap gelmedi.

Beril yeniden sordu.

“Çünkü sen bizi bırakıp oğlanı seçtin.”

Taylan’ın ağladığını o an anladım.

“Hayır kızım.” dedi. “Siz kötü değilsiniz. Ben çok kötü bir hata yaptım.”

Beril çocukların acımasız olmayan ama çok net dürüstlüğüyle,

“O zaman bir daha yapma.”

dedi.

Telefon görüşmesi birkaç dakika sonra bitti.

Aylar geçti.

Taylan’la Derya’nın ilişkisi sona erdi.

Derya bebeğini dünyaya getirdi. Taylan biyolojik baba olmadığını bilmesine rağmen doğumdan önce hukuki olarak hiçbir sorumluluk üstlenmedi.

Bebeğe karşı öfke duymadı.

Ben de duymadım.

Çünkü o çocuk bütün bu yetişkinlerin hataları içinde tamamen masumdu.

Taylan ise kızlarıyla ilişkisini düzeltmeye çalışmaya başladı.

Başta kolay değildi.

İlayda görüntülü görüşmelere katılmadı.

Beril kısa konuştu.

Ama Taylan ilk kez sabırlı olmayı öğrendi.

Haftalarca aradı.

Söz verdiği günlerde aradı.

Doğum günlerini hatırladı.

Okul gösterisi için Antalya’ya geldi.

Bir gün İlayda, gösteriden sonra yanımıza yürüyen babasına kendi isteğiyle sarıldı.

O anda Taylan’ın gözleri doldu.

Ben birkaç metre ötede onları izliyordum.

Eskiden bunun beni kıskandıracağını düşünürdüm.

Ama hiçbir şey hissetmedim.

Sadece huzur.

Çünkü artık anlamıştım:

Bir evliliğin bitmesi her zaman bir ailenin bitmesi demek değildi.

Bazen yalnızca yanlış kurulmuş düzenin sona ermesi demekti.

Taylan yıllarca soyadını taşıyacak bir erkek çocuğun miras olduğunu düşündü.

Ama hayat ona mirasın kan bağıyla, cinsiyetle ya da soyadıyla ölçülmediğini oldukça acı bir şekilde öğretti.

Gerçek miras, bir çocuğun yıllar sonra sizi hatırladığında içinde taşıdığı duyguydu.

Sevilmiş miydi?

Güvende hissetmiş miydi?

İstenmiş miydi?

Bir akşam Antalya’da balkonumuzda otururken İlayda yanıma geldi.

“Anne?”

“Efendim?”

“Babam değişti mi sence?”

Denize doğru baktım.

“Bence değişmeye çalışıyor.”

“Bu yeterli mi?”

Gülümsedim.

“Bir insan için değişmeye çalışmak başlangıçtır. Yeterli olup olmadığını zaman gösterir.”

İlayda başını omzuma koydu.

Beril içeriden seslendi.

“Anne! Dondurma eriyor!”

İlayda güldü.

Ben de ayağa kalktım.

O gün mahkeme koridorunda Taylan bana,

“Kızları sen al. Artık bir oğlum olacak.”

demişti.

Aylar sonra geriye dönüp baktığımda, hayatın ona verdiği en büyük dersin Derya’nın bebeğinin ondan olmadığını öğrenmesi olmadığını anladım.

Asıl ders çok daha basitti.

Taylan yeni bir “varis” kazandığını düşündüğü gün, sahip olduğu en değerli iki insanı kendi elleriyle itmişti.

Ve onları yeniden kazanmak için soyadı, para ya da kan bağı yetmiyordu.

Bunun için yıllarca göstermediği bir şeyi göstermesi gerekiyordu:

Sevgi.

Ben ise o gün Antalya’ya yalnızca iki valiz ve iki kızımla gelmemiştim.

Yanımda yeni bir hayat da getirmiştim.

Artık kızlarım kimsenin ikinci tercihi değildi.

Ben de değildim.

Ve sonunda hepimiz şunu öğrenmiştik:

Bir aileyi değerli yapan, adını kimin devam ettirdiği değil; kim zor zamanlarda kalmayı seçtiğidir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.