enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Hafif Yağmurlu
21°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C

DEDEMLE ÇEKTİRDİĞİM BU FOTOĞRAFI FACEBOOK’TA PAYLAŞTIM. ON DAKİKA SONRA HİÇ TANIMADIĞIM BİR KADIN BANA MESAJ ATTI: “O EVDEN HEMEN ÇIK. O, SANA ANLATILAN ADAM DEĞİL…” ÖNCE BUNUN BİR DOLANDIRICILIK OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜM. TA Kİ 1989 YILINDAN KALMA BİR FOTOĞRAF GÖNDERENE KADAR… DEDEM FOTOĞRAFI GÖRÜNCE YÜZÜ BEMBEYAZ OLDU.

DEDEMLE ÇEKTİRDİĞİM BU FOTOĞRAFI FACEBOOK’TA PAYLAŞTIM. ON DAKİKA SONRA HİÇ TANIMADIĞIM BİR KADIN BANA MESAJ ATTI: “O EVDEN HEMEN ÇIK. O, SANA ANLATILAN ADAM DEĞİL…” ÖNCE BUNUN BİR DOLANDIRICILIK OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜM. TA Kİ 1989 YILINDAN KALMA BİR FOTOĞRAF GÖNDERENE KADAR… DEDEM FOTOĞRAFI GÖRÜNCE YÜZÜ BEMBEYAZ OLDU.

“Derya, sana yıllardır annen olarak tanıtılan kadınla ilgili bilmediğin bir şey var…”

Ekrandaki cümleyi en az üç kez okudum.

Her okuyuşumda kelimeler biraz daha ağırlaşıyor, mutfak biraz daha küçülüyor, karşımdaki dedem biraz daha yabancılaşıyordu.

Başımı kaldırdığımda Rauf dedemin gözleri telefonumdaydı.

“Ne yazdı?” diye sordu.

Sesindeki titremeyi ilk kez duyuyordum.

Telefonu ona uzatmadım.

“Annem hakkında neyi bilmiyorum?”

Dedem dudaklarını birbirine bastırdı.

Tam o anda kapının önünden bir araba sesi geldi.

Ardından sert fren sesi duyuldu.

Dedem birden ayağa kalktı.

Pencereye doğru yürüdü ve perdeyi hafifçe araladı.

Yüzünün rengi yeniden değişti.

“Annen geldi.”

“Annemin burada olduğumu bildiğini sanmıyordum.”

“Bilmiyordu.”

Bu cevap içimi daha da huzursuz etti.

Birkaç saniye sonra kapı hızla açıldı.

Annem Sevda içeri girdi.

Üzerinde aceleyle giydiği belli olan bir hırka vardı. Saçları dağınıktı. Yüzüne baktığımda başının ağrıdığına dair söylediği şeyin yalan olduğunu hemen anladım.

“Telefonunu kapat.” dedi bana.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Ne?”

“Derya, telefonunu kapat.”

“Figen’i tanıyorsun.”

Annemin yüzü gerildi.

Dedem araya girdi.

“Sevda, artık kaçamayız.”

Annem birden ona döndü.

“Sen sus baba! Otuz beş yıl sustun, şimdi konuşmaya mı karar verdin?”

Sanki odanın ortasına bir bomba bırakılmıştı.

İkisine birden baktım.

“Biriniz bana ne olduğunu anlatacak mı?”

Annem çantasını masanın üzerine bıraktı.

“Derya, bazı şeyler vardır. Öğrenince hayatın düzelmez. Sadece parçalanır.”

“Benim hayatım zaten şu anda parçalanıyor.”

Telefonum tekrar titredi.

Figen yeni bir mesaj göndermişti.

Eğer Sevda geldiyse sana yine susmanı söyleyecek. Ona küçük kızın adını sor: Aylin.

Mesajı sesli okudum.

Annemin yüzündeki ifade tamamen değişti.

“Yeter.”

“Kim Aylin?”

Cevap vermedi.

Dedem ağır ağır sandalyeye oturdu.

“Aylin benim kızımdı.”

Donup kaldım.

“Senin kızın mı?”

Başını salladı.

“Annenin kardeşi.”

Annem hemen araya girdi.

“Yarım kardeşim.”

“Bu neyi değiştiriyor?”

Annem gözlerini kapattı.

Hiçbir şey söylemedi.

Dedem anlatmaya başladı.

“1980’lerin sonunda hayatım çok karışıktı. Senin anneannenle evliliğimiz kötü gidiyordu. Uzun süredir aynı evin içinde iki yabancı gibiydik. Bir süre ayrı yaşadık.”

“Ve Figen?”

“Figen değildi.”

Kaşlarımı çattım.

“Fotoğraftaki kadın?”

“Adı Nurten’di. Aylin’in annesi.”

Telefonumdaki fotoğrafa tekrar baktım.

Genç dedem.

Nurten.

Ve ortalarında küçük Aylin.

“Peki Figen kim?”

Bu kez annem konuştu.

“Nurten’in kız kardeşi.”

Bütün parçalar yavaş yavaş birleşmeye başlamıştı ama ortaya çıkan görüntü beni daha da korkutuyordu.

“Peki neden otuz beş yıldır bu kadının adı yasak?”

Dedem cevap verecekti ama annem sözünü kesti.

“Çünkü o ailemizi yok etmeye çalıştı.”

Telefonumu kaldırdım.

“Şu ana kadar yalan söyleyen tarafın kim olduğu konusunda pek emin değilim.”

Annem bana öfkeyle baktı.

“Ben seni korumaya çalışıyorum.”

“Neyden?”

Sustu.

İşte o sessizlik her şeyden daha korkutucuydu.

Figen’e yazdım:

Aylin’e ne oldu?

Cevap bu kez hemen gelmedi.

Bir dakika geçti.

İki dakika.

Mutfakta kimse konuşmuyordu.

Sonunda telefon titredi.

Aylin ölmedi.

Nefesim kesildi.

Mesajı yüksek sesle okudum.

Dedem bir anda ayağa kalktı.

“Ne?”

Annem ise tek kelime söylemedi.

Dedemin yüzüne baktım.

“Sen onun öldüğünü mü sanıyordun?”

“Bana öyle söylediler.”

“Kim söyledi?”

Dedemin gözleri anneme döndü.

O an cevabı zaten anlamıştım.

“Anne?”

Annemin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

“Ben on yedi yaşındaydım.”

“Ne yaptın?”

“Ben yapmadım.”

“Peki kim yaptı?”

Annem sandalyeye çöktü.

“Annem.”

Anneannem yıllar önce ölmüştü.

Onu hep sakin, fedakâr, ailesi için her şeyi yapan bir kadın olarak tanımıştım.

Annem titrek bir sesle devam etti.

“Aylin’in varlığını öğrendiğinde deliye döndü. Babamla yeniden birlikte olmaya çalışıyordu. Aylin’in ortaya çıkması onun için utançtı.”

Dedem elleriyle yüzünü kapattı.

“Bana Nurten’in başka bir adamla şehirden ayrıldığını söyledi.”

Annem başını salladı.

“Nurten gerçekten ayrıldı ama isteyerek değil.”

“Ne demek bu?”

“Anne onu tehdit etti. Aylin’i bir daha babama göstermemesi için para teklif etti. Kabul etmeyince de…”

Durdu.

“Ne yaptı?”

“Polise gidip Nurten’in çocuğa kötü baktığını söyledi. Sahte tanıklar buldu. Bir süre sonra sosyal hizmetler devreye girdi.”

Dedem şaşkınlıkla anneme bakıyordu.

“Sen bunları biliyor muydun?”

“Sonradan öğrendim.”

“Ve bana söylemedin.”

Annem ağlamaya başladı.

“Çünkü annem, söylersen seni de kaybederiz dedi.”

Dedem başını çevirdi.

O an sanki otuz beş yıl birden yaşlanmıştı.

Ben ise hâlâ en önemli sorunun cevabını alamamıştım.

“Peki Aylin nerede?”

Telefonum yeniden titredi.

Figen bu kez bir konum göndermişti.

Altında tek cümle vardı.

Gerçeği gerçekten öğrenmek istiyorsan bugün saat beşte buraya gel. Rauf da gelsin.

Konum, dedemin evine yaklaşık kırk dakika uzaklıkta küçük bir kasabadaydı.

Annem hemen karşı çıktı.

“Gitmeyeceksiniz.”

“Ben gidiyorum.”

“Derya!”

“Bunca yıl herkes benim neyi bilmemem gerektiğine karar vermiş. Bu kez kararı ben vereceğim.”

Dedem ayağa kalktı.

“Ben de geliyorum.”

Saat beşe doğru üçümüz de arabaya bindik.

Annem gelmeyeceğini söylemişti ama son anda arka koltuğa oturdu.

Kimse yol boyunca konuşmadı.

Gönderilen konum bizi eski, iki katlı bir eve götürdü.

Kapının önünde yaklaşık altmış yaşlarında bir kadın bekliyordu.

Onu Facebook profil fotoğrafından tanıdım.

Figen’di.

Bizi görünce gözleri doğrudan dedeme gitti.

“Çok yaşlandın, Rauf.”

Dedem boğuk bir sesle,

“Sen de.” dedi.

Figen bizi içeri aldı.

Salonda duvar boyunca eski fotoğraflar vardı.

Dedem bir tanesinin önünde durdu.

Fotoğrafta yetişkin bir kadın görünüyordu.

Yüz hatları ona inanılmaz derecede benziyordu.

“Aylin…”

Figen başını salladı.

“Evet.”

“Yaşıyor mu?”

Figen birkaç saniye sustu.

“Üç yıl öncesine kadar.”

Dedemin omuzları düştü.

“Öldü mü?”

“Kanser.”

Dedem koltuğa oturdu.

Gözlerinden yaş aktığını gördüm.

Hayatım boyunca ilk kez ağladığını görüyordum.

“Beni neden bulmadı?”

Figen ona uzun uzun baktı.

“Buldu.”

Dedem başını kaldırdı.

“Ne?”

Figen bir çekmece açıp içinden kalın bir zarf çıkardı.

“1998’de sana mektup yazdı.”

Sonra bir tane daha çıkardı.

“2004’te bir tane daha.”

Üçüncüsünü koydu.

“2012’de de.”

Dedemin elleri titriyordu.

“Ben bunların hiçbirini almadım.”

Figen’in gözleri anneme döndü.

Ben de baktım.

Annem ağlıyordu.

“Anne…”

“Ben…”

“Sen mi aldın?”

Başını öne eğdi.

“İlk mektubu ben buldum.”

“Diğerleri?”

“Annem aldı. Sonra öldüğünde eşyalarının arasında buldum.”

“Ve babana vermedin.”

Annem hüngür hüngür ağlamaya başladı.

“Korktum!”

Dedem ayağa kalktı.

“Korktun diye kızımın hayatını benden sakladın!”

“Ben de çocuktum!”

“2012’de çocuk değildin!”

Bu cümleden sonra oda sessizliğe gömüldü.

Annemin söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştı.

Figen bu kez bana döndü.

“Asıl sana göstermek istediğim şey bu değildi.”

İçim buz kesti.

Dolabın üzerinden küçük bir fotoğraf albümü aldı.

Sayfaları çevirdi.

Bir fotoğrafın önünde durdu.

Fotoğrafta Aylin vardı.

Yanında ise küçük bir kız çocuğu.

Benim yaşlarımdayken çekilmiş olmalıydı.

“Bu kim?”

Figen bana baktı.

“Aylin’in kızı.”

Ardından yavaşça söyledi:

“Adı İrem.”

Bir sonraki fotoğrafa geçti.

İrem büyümüştü.

Ve yüzüne baktığım anda kalbim sıkıştı.

Çünkü bana inanılmaz derecede benziyordu.

“Benim kuzenim mi?”

“Evet.”

“Şimdi nerede?”

Figen gülümsedi.

“Bu evde.”

Üst kattan ayak sesleri geldi.

Merdivenlerden otuzlu yaşlarında bir kadın indi.

Onu gördüğüm anda sanki aynada biraz farklı bir versiyonuma bakıyormuşum gibi hissettim.

Aynı gözler.

Aynı kaş çizgisi.

Aynı gülümseme.

Dedem nefesini tuttu.

İrem merdivenin son basamağında durdu.

“Merhaba dede.”

Rauf dedem ağlamaya başladı.

İrem yavaşça yanına yürüdü.

Dedem elini uzattı ama dokunmaya cesaret edemedi.

“Benden nefret ediyor musun?”

İrem başını salladı.

“Annem senden hiç nefret etmedi.”

“Ben onu terk etmedim.”

“Biliyorum.”

“Keşke bilseydim.”

İrem’in gözleri doldu.

“Annem ölmeden önce bana bir şey söyledi. ‘İnsanların yaptığı en büyük hata, geçmişi değiştirebileceklerini sanmalarıdır. Değiştiremezsin. Ama geçmişin geleceğini zehirlemesine izin vermeyebilirsin.’”

O gün eve dönerken kimse konuşmadı.

Annemle aramızdaki ilişki bir gecede düzelmedi.

Dedem de onu hemen affetmedi.

Ben de affetmedim.

Çünkü bazı gerçekler öğrenildiği anda her şeyi iyileştirmez.

Önce kırar.

Sonra insanın önüne iki seçenek bırakır.

Ya o kırık parçaların üzerinde yaşamaya devam edersin…

Ya da onlardan yeni bir şey kurarsın.

Sonraki aylarda dedem İrem’le düzenli olarak görüşmeye başladı.

Birlikte Aylin’in mezarına gittiler.

Dedem mezarın başında saatlerce oturdu.

Ne söylediğini bilmiyorum.

Hiç sormadım.

Annem ise yıllar sonra ilk kez Figen’den özür diledi.

Figen onu hemen affetmedi.

Sadece,

“Affetmek unutmak değildir. Ama aynı acıyı gelecek nesillere bırakmamayı seçmektir.”

dedi.

Aylar sonra hep birlikte dedemin evinde yeniden toplandık.

Bu kez masada ben, annem, dedem, İrem ve Figen vardık.

Yemekten sonra telefonumu çıkardım.

Dedem beni görünce hafifçe gülümsedi.

“Yine mi fotoğraf?”

“Evet.”

İrem yanıma geldi.

Annem tereddüt etti ama sonunda o da kadraja girdi.

Figen fotoğrafı çekti.

Paylaşmadan önce uzun süre ekrana baktım.

Aylar önce aynı mutfakta çektiğim tek bir fotoğraf, ailemizin otuz beş yıllık sırrını ortaya çıkarmıştı.

Bu kez altına uzun bir şey yazmadım.

Sadece şunu yazdım:

“Aile, sana anlatılan hikâye değildir. Gerçeği öğrendikten sonra yanında kalmayı seçen insanlardır.”

Paylaş düğmesine bastım.

Dedem omzuma dokundu.

“Bu kez bir mesaj gelirse ne yapacaksın?”

Gülümsedim.

“Okuyacağım.”

Çünkü o günden sonra bir şeyi çok iyi anlamıştım:

Gerçek bazen yıllarca saklanabilir.

Fotoğrafların arkasına gizlenebilir.

Mektuplar çekmecelere kilitlenebilir.

İnsanlar korkudan susabilir.

Ama bir aileyi asıl yok eden şey gerçek değildir.

Gerçeğin yerine yıllarca yaşatılan yalandır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.