Ayıcığın Sol Gözündeki Sır
Lale sabahın ilk ışıklarıyla verandaya fırladı; paket altın rengi parlak kağıda sarılmış, üzeri pembe saten kurdeleyle bağlanmıştı. Kurdeleye tutunup zıplarken yüzündeki heyecan, geceden kalan öfkemi bir an bastırdı. ‘Büyükanne ve büyükbaba hatırlamış!’ diye çığlık attı. Deniz, pencerenin kenarında, ifadesiz bir şekilde bize baktı. Onun küskünlüğü evimizin havasını uzun zamandır ağırlaştırıyordu.
Kolaçanla açtık paketi. Ayıcık küçük, kahverengi tüyleri ipeksi bir kumaştan yapılmıştı; parlak siyah gözleri ve dikişle çizilmiş tatlı bir gülümsemesi vardı. Boynunda kırmızı bir fiyonk sallanıyordu. Lale onu kucakladı, burun buruna geldi, ‘Adı ne olsun, anne?’ diye sordu. ‘Pofuduk mu?’ diye önerdim.
Tam o anda Lale bir adım geri çekildi. Gülümsemesi çöktü, kolları ayının etrafında bir anlık soğudu. ‘Anne,’ diye fısıldadı, sesi küçülmüşçeydi, ‘bu nedir?’
İçimde bir şey kıvrıldı. Etikete mi bakıyor sandım önce; kurdelenin altında küçük bir hediye etiketi vardı ama Lale ayıcığın gözüne bakıyordu. Sağ göz parlaktı ve yuvarlaktı; sol gözün ortasında ise iğne deliği gibi küçük, koyu bir halka vardı—çok düzgün, çok derin. Sol göz hafifçe parlıyordu, sanki içeriden bir ışık sızıyordu.
Ayıcığı Lale'den nazikçe aldım. ‘Lale,’ dedim, sesimi sakin tutmaya çalışarak, ‘baba pastanın üstündeki mumları koymana yardım et, tamam mı?’ Kaşlarını çattı ama gitti. Deniz mutfaktan belirdi, yüzümdeki ifadeyi gördü ve yanıma geldi. Ayıcığı elime alıp çevirdim; arka dikişlerin yanında sert bir kare hissettim. Müzik kutusu değildi.
Odamıza taşıdım, kapıyı kapattım. Şifonyerin üzerine koydum ve ışıkları kapattım. Sol gözün içi hafifçe titredikçe yüzümün rengi soldu. Kumaşın bir yerine sıkıştırılmış, dikişin altına saklanmış minik bir düğme buldum; parmağımı değdirdiğimde, içeriden küçük bir mekanizma tıkırdadı. İçimden çığlık yükseliyordu ama fısıltıyla konuştum: ‘Deniz, bu garip.’
Deniz sessizdi. Telefonumu çıkarıp fotoğraf çektim, her açıdan kaydettim. Arda'yı aradım. Kardeşim bir başka ilçede dedektifti; beni dinlerken asla acele etmezdi. Hikâyeyi kesmeden anlattım. ‘Açma, yok etme,’ dedi. ‘Plastik torba olmasın; kağıt bir torba. Fotoğraf çek, alkol falan sürme. Ben birini ayarlıyorum.’
Her şeyi söylediğim gibi yaptım: Fotoğraflar, notlar, kağıt torba. Ayıcığı bir çekmeceye koydum, anahtarı içimdeki düğüme basmamak için sıkı tuttum. Üç gün geçti. Bu üç gün ne geçmiş günlerdendi; her zamanki küçük sesler bile beni tedirgin ediyordu. Lale ayıcığı hatırlıyor, bazen geceleri oyuncağın boş göz çukurluğuna bakarak uyuyordu.
Üçüncü günün akşamı zili çaldı. Kapı deliğinden baktığımda dışarıda iki polis memuru ve Arda'yı gördüm. İçim düğümlendi. Kapıyı açtıklarında herkesin yüzünde aynı sertlik vardı. Arda kısa bir selam verdi; bir polis elindeki yazıyı okurken diğer memur bize bakıp, ‘Meryem Hanım evde mi?’ diye sordu. Deniz'in omuzları çöktü. ‘Evet,’ dedi, sesi çatallı. Meryem kapıyı açtığında yüzü beyaz, elleri titriyordu. İçeri davet ettiler ve kısa bir açıklama yaptılar: bazı aletlerin izlenmesiyle ilgili şikâyetler var; evde olası delil arayacaklardı.
Arama sırasında polis ayıcığı buldu. Fotoğraflar ve notlar müdahale edilmeden alınmıştı. Memurlar ayının sol gözünde yer alan mikro delikten içeri doğru baktılar ve içindeki küçük kamera modülünü çıkardılar—yüzeyinde minyatür lens, küçük bir verici ve hafıza kartı vardı. Arda hafifçe tükürdü ve, ‘Kayıtta bizim evdeki görüntüler ve canlı yayın varsa, izinsiz dinleme ve özel hayatın ihlali var,’ dedi.
Meryem yüzü değişerek itiraz etmeye başladı. ‘Ben böyle bir şey yapmadım! Sadece... Lale'yi görmek istedim. Onlar beni evlatlıktan atmış gibi hissettim. Kızımı bile görüyorum ya—benim torunum benim hakkım!’ Gözleri kızardı. Polisler not aldı, sorular sordu. Deniz sustu; ilk kez babasının karısı yüzüne bakıp bir şey söylemeyecek kadar şaşkındı.
Hafıza kartını incelediklerinde, dosyaların içinde yalnız oyun saatleri değil, evimizin içinden çekilmiş çok daha fazla görüntü bulundu: Deniz ve benim özel konuşmalarımız, Lale'nin odasında uyuduğu anlar, mutfakta hiç haberimiz olmadan geçirilen birkaç öğle vakti. Bazı dosyalar canlı yayında bir hesaba yüklenmişti. O hesabın kayıtları Meryem'in e-posta adresiyle eşleşiyordu. Polis bilgisayarına bakıp, ‘Bu yayınlar üçüncü kişilere de açılmış,’ dedi. Meryem denemesi kadar konuşmaya başladı; sesinde bir savunma ama aynı zamanda utanma vardı. ‘Sadece izliyordum,’ dedi. ‘Onlar beni dışladıkça... kontrol etmek istedim. Böylece bir şey olursa ben görmüş olurum.’
Arda, Meryem'in daha önce defalarca evimize izinsiz geldiğini, küçük tavırlarla sınırları aştığını, Deniz'le tartışmalar yaşadığını ve bu durumların aile içinde gerilim yarattığını biliyordu. Polis Meryem'i ifadeye çağırdı; ev hakkında bir soruşturma başlatıldı. Deniz tekrar konuşmamaya karar verdi; yüzündeki çizgiler derinleşmişti.
O gece Lale uyurken ayıcık çekmecede kapalıydı. İçimde hem rahatlama hem de bir boşluk vardı. Gerçeği bilmek kötüydü ama bilmemenin verdiği güvensizlik daha korkunçtu. Arada bir Lale uyanıyor, rüyasında ağlıyor gibi titriyordu; ben başını okşayıp, ‘Her şey yolunda,’ diyordum. Kendi sesime bile inanamaz olmuştum gorsele ilerleyn devamı sonraki sayfda....