On yıl önce, hayatımın en mutlu günü olması gereken gün, aynı zamanda yaşadığım en büyük kâbusa dönüştü.

Hemen bilgisayarımı açıp flaş belleği taktım. Ekranda bir video belirdi. Elif, karnı burnunda, arkasında bizim eski evimizin salonu, kameraya bakıp gülümsüyordu. Yüzü biraz solgundu ama gözlerindeki o sevgi dolu ışıltı aynıydı.

"Merhaba sevgilim, merhaba güzel kızlarım," diye başladı söze. Sesi o kadar canlıydı ki, sanki odada yanımızdaydı. "Bugün on yaşına girdiniz. Muhtemelen babanız size çok güzel bir parti yapmıştır. O dünyanın en harika babası, bunu sakın unutmayın. Defne, Derin, Masal... Size bu kutuda, ben yaşasaydım onuncu yaşınızda kendi ellerimle vermek istediğim hediyeleri bıraktım. Annelerin kızlarına ilk mirası olur ya... Benim de size mirasım bu."

Videoyu durdurdum. Kutudaki üç küçük paketi aldım. Üzerlerinde kızların isimleri yazıyordu. Sabahı bekleyemedim, sessizce üst kata, kızların odasına çıktım. Üçü de melekler gibi yan yana uyuyordu. Onları uyandırmaya kıyamadım ama bu anı daha fazla erteleyemezdim.

"Kızlarım... Canlarım, uyanın," diye fısıldadım, saçlarını okşayarak.

Gözlerini ovalayarak uyandılar. Yüzümdeki gözyaşı izlerini görünce endişelendiler. "Baba, ne oldu? Kötü bir şey mi var?" dedi Defne, her zamanki korumacı tavrıyla.

Yataklarının kenarına oturdum, derin bir nefes aldım ve kutuyu önlerine koydum. "Hayır birtanelerim, kötü bir şey değil. Aksine... Bugün hayatımızın en güzel günü. Size annenizden bir doğum günü hediyesi var."

Üçü de donakaldı. On yıldır sadece fotoğraflardan, benim anlattığım hikayelerden tanıdıkları anneleri, şimdi onlara bir kutu dolusu sevgi göndermişti. Mektubu ve durumu onlara onların anlayacağı dilde, ağlamamaya çalışarak anlattım.

Ardından paketleri açtılar. Elif, her birine kendi gençliğinden kalan, arkalarına isimleri ve "Annenden hatıra" notu kazınmış üç gümüş kolye ucu bırakmıştı: Bir yaprak, bir deniz kabuğu ve bir yıldız. Kızlar kolyeleri boyunlarına takarken gözleri parıldıyordu.

Aşağı indiysek, bilgisayarın başına geçtik. Videoyu başından itibaren hep birlikte izledik. Elif ekrandan onlara el sallıyor, tavsiyeler veriyor, "Birbirinizi hiç bırakmayın, babanıza iyi bakın," diyordu. Kızlarım ekrana dokunmak ister gibi ellerini uzattılar. İlk defa annelerinin sesini duyuyorlardı. O an, evimizin içindeki o on yıllık eksiklik duygusu, yerini muazzam bir tamamlanmışlık hissine bıraktı.

Video bittiğinde odada derin bir sessizlik oldu. Sonra üçüzlerim birden boynuma sarıldılar. Dördümüz tek bir vücut gibi kenetlendik.

On yıl önce hayatımın en büyük kâbusuna dönen o gün, meğer arkasında böylesi bir mucize saklıyormuş. Elif bedenen yanımızda değildi belki ama sevgisiyle, öngörüsüyle ve bıraktığı bu sonsuz bağla tam on yıl sonra ailemizi yeniden bir araya getirmiş, bizi iyileştirmişti.

Pencereden dışarıya, gecenin karanlığına baktım. İçimden ilk defa o eski, hüzünlü cümleyi geçirmedim. Bu kez gülümseyerek, kalbimin en derininden fısıldadım:

"Gördün değil mi Elif? Kızlarımız büyüdü... Ve biz hâlâ çok güzel bir aileyiz."

FOTO GALERİLER