Okul Aile Birliği Başkanı, Kızımın Mezuniyet Törenine Başörtüsüyle Katılmasının “Okul Fotoğraflarını Bozacağını” Söyledi. Ama O Gün, Ona Hayatı Boyunca Unutamayacağı Bir Ders Verdik.
Okul müdürü söz alarak yaşanan olayın tüm yönleriyle incelendiğini açıkladı.
Ardından herkesin şaşkın bakışları arasında Nermin Hanım ayağa kalktı.
Sesi titriyordu.
"Elif'ten ve ailesinden özür diliyorum." dedi.
"Fotoğrafların kusursuz görünmesini, çocuklarımızın kendilerini kusursuz hissetmesinden daha önemli sandım. Büyük bir hata yaptım."
Salonda derin bir sessizlik oluştu.
Elif bana baktı.
Ne öfkeliydi ne de kin doluydu.
Sadece yorgundu.
Toplantıdan sonra yanıma geldi.
"Anne," dedi, "Onu affetmeli miyim?"
Omzuna dokundum.
"Affetmek yapılanı doğru kabul etmek değildir." dedim. "Affetmek, yaşadığın acının seni esir almasına izin vermemektir."
Başını salladı.
O gün Nermin Hanım'ın yanına giderek elini uzattı.
"Umarım bundan sonra hiçbir çocuk kendini dışlanmış hissetmez." dedi.
Nermin Hanım gözyaşlarını tutamadı.
"Ben de aynı şeyi diliyorum." diye cevap verdi.
Aradan aylar geçti.
Elif'nin sağlık kontrolleri olumlu sonuçlanıyordu.
Saçları yeniden uzamaya başlamıştı ama başörtüsünü bazen yine takıyordu.
Bir gün nedenini sordum.
Gülümsedi.
"Artık onu eksiklerimi saklamak için değil, bana neleri atlattığımı hatırlattığı için takıyorum."
Bu cevap beni derinden etkiledi.
Bir süre sonra okul yönetimi yeni bir uygulama başlattı.
Mezuniyet törenlerinde hiçbir öğrencinin görünüşü, sağlık durumu, dini inancı ya da fiziksel farklılığı nedeniyle ayrımcılığa uğramayacağını açıkça belirten bir kapsayıcılık bildirgesi hazırlandı.
Bu bildirge okulun girişine asıldı.
Altında ise öğrencilerin ortak önerisiyle tek bir cümle yazıyordu:
"Bu okulda herkes olduğu haliyle değerlidir."
Mezuniyet günü çekilen sınıf fotoğrafı da okulun en görünür duvarına asıldı.
Fotoğrafa her bakan önce Elif'in gümüş renkli başörtüsünü fark ediyordu.
Ama birkaç saniye sonra aslında onlarca öğrencinin aynı renk eşarpları ve atkıları taşıdığını görüyordu.
O fotoğraf artık kimsenin görüntüsünü bozmuyordu.
Tam tersine, okulun en değerli anısını temsil ediyordu.
Yıllar sonra Elif üniversiteyi bitirip çocuk onkolojisi hemşiresi olduğunda odasının duvarına ilk astığı şey diploma değildi.
Mezuniyet günü çekilen o fotoğraftı.
Altına da küçük bir not iliştirmişti:
"İnsanları farklılıkları değil, birbirlerini yalnız bırakmaları yaralar."
O gün anladım ki gerçek mezuniyet, bir diplomayı almak değildi.
Gerçek mezuniyet; önyargıları geride bırakıp, başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilecek kadar insan olabilmekti.