Oğlum okulda çantası yırtık olduğu için bir kızla dalga geçti
Makineci Ahmet Amca'nın kızını üniversitede okutmak için nasıl mesaiye kaldığını, paketlemeci Ayşe Abla'nın hasta annesine ilaç alabilmek için o yorgunlukla nasıl gülümsediğini gördü. Alın terinin arkasındaki o devasa hayat mücadelelerine şahit oldu.
Bir cumartesi öğleden sonra, onu Nermin Usta'nın yanına oturmuş, sargılı parmaklarıyla nasıl bu kadar hızlı dikiş dikebildiğini hayranlıkla izlerken buldum. Nermin Usta ona gülümsüyor, eski günlerden, benim o tezgahta nasıl umutla çanta sattığımdan bahsediyordu. Mete o an, benim saklamaya çalıştığım o yoksul ama onurlu geçmişimle barışıyordu.
Yamuk Çantanın Anlamı
Aylar ayları kovaladı. Bahar geldiğinde, Mete'nin gözlerindeki o eski kibirli bakış tamamen kaybolmuş, yerini olgun ve derin bir dinginlik almıştı. Artık marka kıyafetler istemiyor, hafta sonları atölyede kazandığı paranın bir kısmını biriktiriyor, geri kalanıyla kendi ihtiyaçlarını karşılıyordu.
Bir cuma akşamüstü, atölyeden çıkarken kapıda tanıdık bir silüet gördük. Nisan, annesini bekliyordu.
Mete aniden duraksadı. Eskiden olsa yolunu değiştirir ya da alaycı bir bakış atardı. Ama şimdi, yavaşça ona doğru yürüdü. Ben de uzaktan onları izliyordum.
Nisan'ın sırtında, Mete'nin o hafta sonu elleriyle diktiği, dikişleri biraz yamuk olan o mavi sırt çantası vardı. Fermuarı sağlamdı, kumaşı yepyeniydi ama usta bir elden çıkmadığı belliydi. Buna rağmen Nisan çantayı gururla taşıyordu.
Mete, çantayı görünce mahcup bir şekilde gülümsedi. "Hâlâ onu kullanıyorsun," dedi kısık bir sesle. "Sana atölyeden en iyisini, defosuz olanını getirebilirim."
Nisan başını iki yana salladı. Yüzünde sıcak, içten bir tebessüm belirdi. "Hayır," dedi. "Bu çanta defolu değil. Bu çantanın bir hikayesi var. Ayrıca, kimse için özel olarak dikilmemiş fabrikasyon bir çantayı, senin emeğinle diktiğin bu çantaya değişmem."
Mete yutkundu, gözleri hafifçe doldu. "Teşekkür ederim," diyebildi sadece. "Sadece çanta için değil... Bana kim olduğumu hatırlattığın için."
O an, kışın o soğuk salı gününde açılan yara tamamen kapanmıştı. Oğlumun lüks bir okuldan kovulması, hayatımızda başımıza gelen en güzel şey olmuştu. Çünkü Mete o gün, bir eşyanın değerinin üzerindeki fiyat etiketiyle değil, onun arkasındaki emekle ölçüldüğünü öğrenmişti.
Nermin Usta haklıydı; çocuklar ne görürlerse onu öğrenirlerdi. Ve ben o gün, gururla oğluma bakarken, onun artık saklanacak bir geçmiş değil, inşa edilecek onurlu bir gelecek gördüğünü biliyordum.