Oğlum okulda çantası yırtık olduğu için bir kızla dalga geçti
Bölüm 2: Gerçek Ders
"Önce oğluma, ardından Nisan'a baktım ve asıl dersin daha yeni başladığını fark ettim. Müdür elinde telefonuyla kapıdan çıkmış, olayın videosunun internette hızla yayıldığını ve velilerin oğlumun okuldan atılmasını talep ettiğini söylemişti."
Müdürün Odasındaki Yüzleşme
Müdürün odası, Özel Çamlıca Koleji'nin tüm o steril ve gösterişli aurasını yansıtıyordu. Deri koltuklar, maun bir masa ve duvarda okulun ne kadar "vizyoner" olduğunu anlatan altın harfli plaketler... Ancak o an, bu lüks odanın içindeki hava bir o kadar ağır ve boğucuydu.
Müdür Sevim Hanım, elindeki tableti masanın üzerine, tam önüme bıraktı. Ekranda o video dönüp duruyordu. Mete’nin acımasız sözleri, arkadaşlarının kahkahaları ve Nisan’ın omuzlarını çökerten o utanç anı. Videonun altında okulun diğer velilerinden gelen yüzlerce yorum vardı: "Böyle bir zorbanın çocuklarımızla aynı sınıfta olmasına nasıl izin verilir?", "Okulun prestiji zedeleniyor!", "Bu çocuk derhal okuldan uzaklaştırılmalı!"
Sevim Hanım boğazını temizleyerek sessizliği bozdu. "Cüneyt Bey," dedi, sesinde o tanıdık, pazarlığa açık ton vardı. "Durum çok ciddi. Veliler ayaklanmış durumda. Okul aile birliği acil bir toplantı talep ediyor. Ancak... Biliyorsunuz, siz okulumuzun en değerli bağışçılarından birisiniz. Yeni yapılacak spor salonu projesine yapacağınız katkıları göz önüne alarak, bu durumu bir 'uyarı' cezasıyla kapatıp, Mete'yi birkaç gün evde dinlendirebiliriz. Tabi videoyu çeken ve gülen diğer çocukların aileleriyle de 'uygun' bir dille konuşmamız gerekecek."
Geçmişteki Cüneyt olsaydı, bu teklifin üzerine atlardı. Cüzdanımı açar, sorunun üzerine para fırlatarak onu görünmez hale getirirdim. Oğlumu o deri koltukta koruma altına alır, ona "Merak etme, baban her şeyi halletti" derdim.
Ama Nermin Usta'nın o hüzünlü sesi zihnimde yankılanıyordu: "Çocuklar ne görürlerse onu öğrenirler, Cüneyt Bey."
Gözlerimi Mete'ye çevirdim. Rengi bembeyaz olmuştu. Titreyen ellerini dizlerinin arasında kenetlemiş, benden onu kurtarmamı bekleyen o tanıdık, çaresiz bakışla bana bakıyordu. Bir karar vermem gerekiyordu. Ya onun suçunu satın alarak ona kibrin ve paranın her şeyden üstün olduğunu öğretecektim, ya da hayatının en büyük bedelini ödemesine izin vererek ona gerçek bir adam olmayı öğretecektim.
Masanın üzerindeki tableti yavaşça Sevim Hanım'a doğru ittim.
"Hayır, Sevim Hanım," dedim sakin ama kararlı bir sesle. "Hiçbir şeyin üstünü örtmeyeceğiz."
Kibrin Bedeli
Sevim Hanım şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Anlamadım, Cüneyt Bey? Yani velilerin baskısına boyun eğip Mete'yi disiplin kuruluna mı sevk edelim diyorsunuz?"
"Disiplin kuruluna gerek yok," diyerek ayağa kalktım. "Mete'nin kaydını bugün itibarıyla alıyorum. Veliler haklı. Oğlumun bu okulda yeri yok."
Mete yerinden sıçradı. "Baba! Lütfen! Arkadaşlarım... Futbol takımım... Beni okuldan alamazsın!"
Ona doğru döndüm ve ellerimi omuzlarına koydum. "Mete, sen o gün o kapıda sadece bir çantayı yırtık olduğu için küçümsemedin. Sen, emeği, alın terini ve bir insanın onurunu küçümsedin. Bu okulun sana kattığı tek şey, giydiğin markaların seni diğerlerinden üstün kıldığı yalanı olmuş. Eğer şimdi seni buradan kurtarırsam, sana ihanet etmiş olurum."
Tam o sırada kapı yavaşça aralandı. Nermin Usta ve kızı Nisan kapıda duruyordu. Nermin Usta'nın gözleri dolu doluydu. "Cüneyt Bey," dedi çekingen bir sesle. "Lütfen... Çocuktur, hata yapar. Biz şikayetçi değiliz. Kendi elleriyle çanta bile dikti, özrünü diledi. Atılmasın okuldan."
Nermin Usta’nın bu yüce gönüllülüğü karşısında boğazıma bir yumru oturdu. Yıllar önce işimi kurtardığı zamanki o merhameti, şimdi oğlumu kurtarmak için gösteriyordu.
"Nermin Abla," dedim, ona eski günlerdeki gibi hitap ederek. "Senin kalbinin güzelliği, benim oğlumun cezasını iptal etmemeli. Mete o videoda koca bir kibri temsil ediyordu. Şimdi o kibrin bedelini ödemeyi öğrenecek."
O gün, Özel Çamlıca Koleji'nin kapısından son kez çıktık. Arabaya bindiğimizde Mete ağlıyordu. Ona bağırmadım, sadece sessizce yola devam ettim. Çünkü bazı dersler, sessizliğin içinde çok daha gürültülü yankılanır.
Yeni Bir Başlangıç
Ertesi hafta, Mete'yi evimize yarım saat uzaklıktaki, devlet okuluna yazdırdım. Sınıflar kırk kişiydi. Kimsenin ithal çelik termosu ya da en son model akıllı telefonu yoktu. Öğrenciler okula servisle değil, belediye otobüsüyle geliyorlardı.
İlk haftalar Mete için bir kabus gibiydi. Her gün eve omuzları düşük, sessiz bir şekilde dönüyordu. Eski "arkadaşları" onu sosyal medyadan çıkarmış, bazıları arkasından alaycı mesajlar atmıştı. O şatafatlı dünyanın aslında ne kadar sahte ve acımasız olduğunu kendi yaşayarak görüyordu.
Ancak asıl değişim, hafta sonları başladı.
Mete'ye yeni bir kural koymuştum. Artık harçlık yoktu. Kendi parasını kendi kazanacaktı. Her cumartesi sabahı saat altıda benimle atölyeye geliyor, akşama kadar ortalığı süpürüyor, kumaş toplarını taşıyor ve çay dağıtıyordu. Başlangıçta bunu bir ceza olarak gördü. Ancak haftalar geçtikçe, atölyedeki insanları tanımaya başladı grsele ilerleyin devamı sonrki syfada....